Olamayız artık eskisi gibiiiiiiii

ECİNNİLİK

Mantra Gibi Mantra: Kusura Bakma İş İşten Geçti

Yoga, meditasyon, omm dünyasına uzaktan bakıp ne hoşş diyen biri olarak, yılda birkaç posta hevesleniyorum. Beden, nefes, zihin farkındalığı, sükunet, damarlarında kanın akışına dikkat kesilmek, kaskatı kesilmiş yerlerini yumuşatmak, akış fikri, hepsi gerçekten hoşuma gidiyor. Ama her denememde ne vakit ne sabır ne enerji yetirebildiğimi kederle farkediyor, en fazla iki haftalık bir serüvenin sonunda bedeni, zihni, ruhu tamamen inkar üzerine kurulu hayatıma dönüyorum.

 

Ama bi gözüm de arkada kalıyor. Instagramda ne kadar yoga, meditasyon, mindfullness hesabı varsa, hepsini takipteyim. Bilgisayar karşısında geçirdiğim 19 buçuk saatin sonunda telefonda mükemmel gülümsemeleriyle diz arkası kirişlerini açan, lastik top gibi esneyen birilerini izlemek kalkıp hareket etmeye motive ediyor. Yaklaşık 20 saniye. Sonra oturumuma devam ediyorum. Oturduğumun farkında olarak.

 

Neyse, uzatmayayım. Başka bir şey demek için oturmuştum yazının başına. Mantra denen bir şey var hani, Sanskritçe’den yoga ve meditasyon ortamlarına geçmiş. Kendi kendinize tekrarladığınız bazı sesler, heceler, kelimeler ve cümleler. Aslında meditasyonda kullanımları çok farklı ama çağımızın new age furyasında gündelik bir alıştırmaya da döndü. Kişisel mantranız olsun, sabahları uyanınca ne kadar güzel bir gün deyin, şükredin, beni sarmalayan her şeyle birlikte evrenin parçasıyım, ommm filan. Bir şeyi kırk kere söylersen olur’un başka bi çeşidi.

 

Bir yandan komik geliyor ama bir yandan da ya tutarsa, diyor insan. Birkaç kere mantra işine de heveslendim açıkçası. İnternetten araştırdım, biraz okudum, kendime en uygun mantrayı seçmeye çalıştım. Ama olmadı da olmadı. Laf ağzımdan çıktığı gibi yabancılaşıp buz gibi soğuyorum kendime, kırk kez tekrar etmek şöyle dursun. Ama aklımın bir tarafında da duruyor okuduklarım. Mesela iki ayrı kavanoza Çin pirinci doldurmuşlar, bir kavanoza altı ay boyunca her sabah küfretmişler, diğer kavanoza balım, pekmezim, iki gözümün çiçeği demişler. Deneyin sonunda küfrü yiyen pirinç çürümesin mi? Diğeri efil efil.

 

İşte böyle niyetlenmeler, yabancılaşmalar, inanası olmalar, aptalca bulmalar arasında top gibi sekerken geçen gün fark ettim ki benim çeşitli mantralarım var aslında: ver coşkuyu şarkılarım/videolarım.

 

Mesela Devlerin Aşkını bildiniz mi? Türkan Şoraylı Kadir İnanırlı canım Savaş Başarlı Yeşilçam klasiği. Manikürcü Türkan’la fakir ama gururlu Tarık’ın aşk hikayesi pek umrumda değil açıkçası. Ama filmde Türkan Şoray’ın Sezen’in Kusura Bakma’sını canlandırdığı şu sahne var:

 

 

Bin mantraya bedel. Yüz yıldır kafam her düştüğünde açıp izlerim. Şarkı çok güzel, evet. Ama Türkan Şoray’ın bu şarkıyı oynayışında ayrı bir şey var. Zengin iş adamı Süreyya Seden’in “burayı senin için kapattım yavrucuğum”uyla başlayan, Türkan’ın işvesiyle, cilvesiyle, kırmızı elbisesiyle ve tabi yüzüne patlayan kırmızı ışıkla (bütün filmi alev alev yakan kırmızı ışık kullanılamaması olgusu da diyebiliriz) yükselen, ilk gençlik aşkını Süreyya Seden’in metresi olarak izlemeyi içi almayan Tarık’ın ağır abi efkarıyla hınzır hınzır güldüren, her türlü efkara hodri meydan, BENİM DE GÖZÜM ARTIK AÇILDIIII diye bağıran Türkan’ın eteklerinden, kollarından, saçlarından taşan bi coşkunlukla insanın içinde bir şeyleri taşım taşım kabartan bir haz.

 

Hele İSTEMEM NE AŞK, NE KARAKTER/ DÜNYA PARA ÜSTÜNE DÖNER derkenki saç savurmalar yok mu!

 

Bence mantra budur arkadaşlar. Gerçekçi, alaycı ve kırmızı Türkan Şoraylı.

 

Kusura bakmayın. Ommmm.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÜLTÜR

YSon Kadın Bükücü: Aka Kubi
Son Kadın Bükücü: Aka Kubi

Ataaaa! Erkill! Hızlı uçmayın, pelerininiz kırışacak çocuğum!

MEYDAN

YBaşlangıçta Cumhur Vardı
Başlangıçta Cumhur Vardı

Açıkçası benim de yeni dönemden umudum var.

KÜLTÜR

YBir Kertenkelenin Ömrü: Patrick Melrose
Bir Kertenkelenin Ömrü: Patrick Melrose

Dizi bir çocuğa tecavüz etmeyi ve bunu sürdürmeyi mümkün kılan bütün bir eril dünyayı küçük detaylarla gözler önüne seriyor.

Bir de bunlar var

Anneden Çorba Yapılmaz! Ya da Bir Garip Sansür Hikayesi
Şöhretlerin Fotoğrafçısı Şöhretli Nihat Odabaşı ile Aynı Kareye Tıkışın
Bir Sexting Biçimi Olarak “Aşkım Bunu Alıyım Mı?”

Send this to friend