Sahayı her bedenin ve her/hiç cinsiyetin rahat hissedebileceği şekilde yeniden kurgulamak.

MEYDAN

Kuir Olimpiyatlar ve Fantastik Lubunyalar

Queer Olympix (QO), geçtiğimiz hafta ikinci kez gerçekleşti. 10 Ağustos Cuma günü Heybeliada’da bisiklet parkuru, tanışma pikniği, yoga ve yüzmeyle başlayan etkinliğin ikinci ve üçüncü günleri ise Kalamış Parkı’nda birbirinden farklı atölyeler ve spor aktiviteleriyle geçti.

 

Daha önce futbol oynamamış veya türlü sebeple sahadan uzaklaşmış insanların bir araya gelmesiyle 2015’in Temmuz ayında sahaya ilk kez çıkan Atletik Dildoa takımı, Queer Olympix’i iki yıldır düzenliyor. İlki 2017 Ağustos’unda gerçekleşen bu etkinlik, şimdiden İstanbullular için olduğu kadar Türkiye’nin pek çok şehrindeki lgbti+ bireyler ve spor takımları için de bir buluşma noktası oldu. Bu yıl Ankara’dan Sportif Lezbon, Kocaeli’den Lolitop ve Mersin’den Muamma takımlarının yanı sıra İstanbul’da yakın zamanda bir araya gelmiş Queerpool, Kürinthias, High & Drunk Bitches, Olimpikhalkedon takımlarının da katılımıyla daha da zenginleşti. Sırbistan, Hollanda, Makedonya, İspanya ve Yunanistan’dan gelen futbolcuların oluşturduğu enternasyonel karma Black Pipas ve bireysel başvurularla oluşan ama kısa zamanda ulaştıkları takım ruhuyla futbol turnuvasının ve gönüllerin şampiyonu olan Queer Olympix Karması da turnuvanın diğer takımlarıydı.

 

 

10 takım futbol, plaj voleybolu, uzun atlama, bayrak yarışı ve hızlı yürüme dallarında yarıştı. Etkinliğin oluşmasındaki temel meselemiz olan oyun sahasının kimlere açık olduğu sorusu, hem bu yarışmalarda hem de atölyelerde tartışıldı; sahayı her bedenin ve her/hiç cinsiyetin rahat hissedebileceği şekilde yeniden kurgulamanın ve dışlayıcı oyun formlarını aşmanın yolları hep birlikte arandı.

 

 

 

Etkinlik hakkında detaylı bilgilere ve birbirinden seksi görüntülere Atletik Dildoa’nın facebook ve instagram hesaplarından ulaşabilirsiniz. Ben ise başlangıcından beri Queer Olympix’e emek veren bir Atletik Dildoa oyuncusu olarak, tarafsız pozisyonumdan uzaklaşıp biraz bu etkinliği düzenleyen şahane lubunyalara dönmek istiyorum. Bizim için uzun zaman sonra sahaya çıkmanın yanı sıra bir arada olmak ve birbirimizi iyileştirmek anlamlarına gelen, organizasyon anlamında da giderek deneyim kazandığımız bu süreçte hem katılımcı hem düzenleyici olarak bazen kafamız karışıyor. Spor alanını bozup yeniden gönlümüzce kurgulamaya çalışırken eksiklerimiz ve hatalarımız da oluyor; dışlandığımız sahaların alternatifini yaratırken kimseyi geride bırakmadığımızdan ya da kimseye engeller çıkarmadığımızdan emin olmak zor olabiliyor. Şimdilik sadece futbol turnuvasında deneyebildiğimiz bir puanlama sistemi geliştiriyoruz; kazananı gol sayısının değil sahada birlikte keyif almaya yönelik hamlelerin belirlediği… Tabii ki «oyunu oyun yapan nedir», «‘gol atmak’ her zaman sözcüğün yüklendiği cinsiyetçi anlamlarla mı gelir», «ofansif (atağa dayalı) oyun her zaman ‘ofansif’ midir» ve benzeri soruları iki yıldır düşünmeye devam ediyoruz. Son birkaç yıldır özellikle futbol sahasında hakkını iddia etmeye başlayan kadın ve lgbti+ takımlarının açtığı alanı ‘oyun oynama hakkı’ üzerinden genişletmeye çalışıyoruz. Hem heyecanlı hem temkinli ilerlediğimiz bu yolculuktaki ikinci durağın yorgunluğunu yeni yeni atarken sözü ekip arkadaşlarıma bırakmak istiyorum.

 

Meriç:

«2013 yılında üniversite sınavına hazırlanırken lubunyalığım yeni yeni meyvelerini veriyordu, küçük karanlık bir şehirde büyüdüm ve İstanbul kaçışım olacaktı. Üniversite giriş sınavıma günler kala Gezi Direnişi başladı, büyük bir dikkat dağınıklığıyla evde durmadan marşlar dinleyip gaza geliyordum, ardından onur yürüyüşüne katıldım hayatımda ilk defa. Müthişti. Hayatımda bu kadar kabul gördüğümü hissettiğim başka bir an hatırlamıyorum. Ne yazık ki bu 2015’ten beri elimizden alınıyor, sistematik olarak devletin ve toplumun tacizleriyle köşelere sıkıştırılıyoruz, kaçıyoruz, kaçırılıyoruz başka coğrafyalara. Son bir yılımı Belçika’da geçirdim, dürüstçe söyleyebilirim ki Türkiyelilik ve Türkiye lubunyalığını hiç bir şeye değişmem. Onur yürüyüşü seçilmiş ailemle bayramlaşmam gibi birşeydi, artık bunu QO’da yaşıyorum. Adına çocuk mu denir meyve mi bilmiyorum ama QO bizim biriciğimiz. O kadar küçük bir ekiple o kadar büyük işlere kalkışmışız ki bazen dönüp bakınca baya şaşırıyorum. 2015’te kurulmuş bir takım olmamıza rağmen aramızdaki bağın, saygının, sevginin, takım ruhunun nasıl güçlü olduğunu en çok QO gösterdi bana. Fazlasıyla organik gelişti çoğu şey, başarımızı beraber oynamayı bilmeye bağlıyorum.»

 

Deniz Lala:

«Son günlerinde gönüllü ekibe dahil olduğum olimpiyatlarda senemin en güzel günlerini geçirdim. Farklı şehirlerden gelen lubunyalarla bir araya geldiğimizde içimizde kalan onur yürüyüşü coşkusunu gördüm. Hedefimiz, sporun her alanında karşılaştığımız baskıcı rekabet duygusunu kendimize özgü bir puanlama sistemi ile alt ettiğimiz olimpiyatları seneye daha da kapsayıcı kılmak. Seneye kendimden beklentim de daha çok sahada yer almak!”

 

 

Derya:

«Sanırım en son 9 ya da 10 yaşında değmişti topa ayağım. O kadar hevesliydim ki o zaman, alman kalenin ve minvalindeki top oyunlarının bütün kurallarını biliyordum. Ama sokakta her oynadığımda kendimi yalnız ve “tuhaf” hissediyordum. Benden başka oynayan kız çocuğu yoktu çünkü. Yıllar sonra yakın bir arkadaşım bir anda attı beni sahaya. Sonra Atletik Dildoa ile geldi devamı, iyi ki de geldi… Yargılanmadan ve özgürce var olduğumu hissettim takımımda. Şu anda dönüp geçen iki yıla baktığımda Atletik Dildoa’nın ve Queer Olympix’in beni nasıl güçlendirdiğini ve güvende hissettirdiğini çok net görebiliyorum. Sadece bu bile benim için tarifsiz ve muhteşem bir his. Topa tekrar vurabilmek hem de kendimi “tuhaf” hissetmeden, gullümle, heyecanla.. Teşekkürler canım dildoa <3»

 

Pınar:

«Son yıllarda dilimizden düşmeyen alternatif eylem biçimleri bulmak, güvenli alan oluşturmak, politikamızı hayatın içinden (hayat pratiklerimizle) kurmak adına sürekli konuşuyoruz. Bütün bunlar Queer Olympix içinde somutlaşıyor, her anında tek hedefin eğlenmek ve sınırsız hareket etmek olduğu bir etkinlik… Ben sporcu değil sporseverim, Atletik Dildoa’ya katılımım en başından beri teller arkasından oldu. Olympix fikrini ilk duyduğum an içine çekildiğimi, bütün bu konuştuklarımızın öznesi olduğum bir olimpiyat coşkusunu hissettim. Her sene başka güzel bir hale geldikçe kimliğimle pratik hayatta daha çok yer bulmuş hissediyorum. Gullümü ise her şeye değer!»

 

İki yıldır QO’yu düzenleyen ekip gözümde süper güçlere sahip fantastik canlılar olsa da sayıca az, nispeten acemi, bir yandan tam zamanlı çalışan ya da okuyan ve bu etkinliğe vaktini ve emeğini tamamen gönüllü bir şekilde vakfeden bir ekip. Bu yüzden teorik tartışmalara ayırdığımız vakit ne yazık ki etkinlik yaklaştıkça yerini lojistik paniklere, bütçeye birbiri ardına eklenen gider kalemlerine ve son dakikada yetişen işlerin takibine bırakıyor! Yine de amatör ruhumuzu kaybetmeme isteğinde ısrarımız laf olsun diye değil: kurumsallaşma veya türlü yollarla topluluklarda sinsice kök salabilen güç eşitsizliklerine karşı (hiyerarşik ilişkilenmeler, bilgi iktidarı, çoğunluğun tiranlığı, vb.) her an uyanık olmaya çalışıyoruz. Buna ek olarak, günümüz ülke koşullarında gitgide daralan muhalefet alanı içinde formları/normları belirlenmiş (genellikle refleksif) bir politikaya razı olmaya itiraz ediyoruz. Geniş vakitler yaratmanın önemini ve huzurunu bilerek, yukarıda saydığım soruları ve nicesini aklımızda tutarak, hem yaratıcılığımızın doruklarında geziyoruz hem de etkinliğin herkes için en iyi şekilde devam edebilmesi için sürekli diken üstündeyiz. Bu diken üstünde olma hâlinin her yıl daha kapsayıcı ve güvenli alanlar yaratmamız için bir itki olması umuduyla…

 

 
 

Not: Bu yılki etkinliğin ardından pek çok katılımcı, yıl içerisinde de spor yapabilecekleri alanlar arayacaklarını veya kendileri yaratacaklarını söyledi. Muhalif ve queer olmak da her şey gibi kendi kültürünü yaratıyor ve ne yazık ki yakın zamana dek -anlaşılır sebeplerle- bu kültürde sporun yeri yok denecek kadar azdı, ta ki lubunyalar birer ikişer sahaya girmeye başlayana kadar… Bugün pek çok şehirde sayamayacağımız kadar çok amatör kadın ve lgbti+ futbol takımı var, birbirleriyle dostluk maçları yapıyorlar, ayrımcılık karşıtı mesajlarını ve politikalarını sahadan yaymaya çalışıyorlar ve/veya karma liglerde -her anlamda- mücadele ediyorlar. Sizin de ‘yönelim’iniz sahalara doğru ise ve şu ana kadar bastırdıysanız kabule geçmenin tam sırası! Çevrenizdeki takımları araştırın, olmadı ‘mahalleden arkadaşlarla’ bir halı saha grubu kurun, en olmadı (!) bizimle iletişime geçin ve yıl içerisinde ya da önümüzdeki Queer Olympix’te bizimle oynayın!

 
 

Fotoğraflar: Esra Özban

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

MEYDAN

YFeminizm, İnsan Sonrası ve Ölü Beyaz Adamlar
Feminizm, İnsan Sonrası ve Ölü Beyaz Adamlar

Üstümüze üflenen ölümün ölü beyaz erkeklerle, yaşamak ve yaşatmak için emek vermenin feminizmle bir ilgisi olmalı…

KÜLTÜR

YKendine Ait Bir Saha
Kendine Ait Bir Saha

Megan Shutzer yönetmenliğindeki belgesel sayesinde Zanzibar’daki çok az sayıda kadın futbol takımından biri olan Yeni Nesil Kraliçeler’i tanıyoruz.

KÜLTÜR

YNedir Bu Lezbiyenleri Havuzda Görme Merakı?
Nedir Bu Lezbiyenleri Havuzda Görme Merakı?

Lezbiyenliğin ve lezbiyen arzunun cisimleştiği anların mekânı görsel ürünlerde neden sıklıkla yüzme havuzu oluyor?

Bir de bunlar var

Trablus’un ay döngüleri
‘Asıl kimse çocuklara saygı duymuyor’
Louis C.K.’in tartışmalı geri dönüş teşebbüsü

Send this to friend