Bebeklerin şehirlerde kolayca görülebilecek yerlere terk edilmesinin yaygın olduğu zamanlarda kiliselere veya manastırlara yerleştirilen bir mekanizma: Bebek kutusu

au-tour-des-enfants-trouvc3a9s-de-gaillac

ECİNNİLİK

Küçük bir Terk Edilme Mimarisi: Bebek Kutuları

Bebeklerin şehirlerde kolayca görülebilecek yerlere veya ölüme terk edilmesi modern zamanlardan önce olağandışı sayılmayan bir durum. Buna bulunan çözüm ise kiliselere veya manastırlara yerleştirilen bir mekanizma. İlkin İtalya’da 12.yüzyılda kullanılmaya başlanan bu mekanizmalar sayesinde bebek terkleri böylece resmi kurumlar aracılığıyla da tanınmış oluyor. Bahsi geçen mekanizma gerçekten de bildiğimiz mekanik bir düzenek. “Bebek kutusu” olarak Türkçeleştirilmiş. İngilizcesi “foundling wheel,” Fransızcası ise “tour d’abandon” olarak geçiyor ve dönemin önemli bir ihtiyacını karşılıyor. Mekanizma şöyle işliyor: Silindirik ve dönebilen bir ahşap kutunun içine yerleştirilen bebeği bırakan kişi akabinde bebeği bıraktığını haber vermek için oradaki zili çalıyor. Bunu duyan görevliler kutudaki bebeği bulunduğu yerden alıyorlar ve onun için başka bir hayat başlamış oluyor.

 

19. yüzyılda Fransa’da bu kutuların sayısında bir patlama yaşanmış. İmparatorluk tarafından 1811’de resmi olarak yaklaşık 250 kilise ve manastıra kutu yerleştirilmiş. Tabi mekanizmanın işleyişinde gözetilen en kritik şeylerden biri bebeği bırakana anonim kalma seçeneğinin tanınması. Zira 1835’te yalnızca Fransa’da 121.000 bebek bu kutulara terk edilmiş. 19. yüzyıl tam bir toplumsal dönüşüm çağı olarak tanımlanabilir ancak gene de bir kadın için en lekeleyici suçlardan biri hırsızlık veya cinayet değil de zina veya evlenmeden cinsel ilişkiye girmek olduğu bir dönem halen. Dolayısıyla herhangi bir şekilde bununla yaşamak istemeyenler bu kutuların olmadığı zamanlarda alternatifsizlik düşüncesiyle bebeklerini düşürmeyi, doğduktan sonra öldürmeyi veya ölüme terk etmeyi tercih edebiliyorlar. “Bebek kutuları” ise bebeğin daha iyi bir yaşama sahip olabileceği veya en azından bir yaşama sahip olabileceği gibi bir umudu da canlı tutuyor aynı zamanda. Bebek kutuları yalnız kadınlar kadar olmasa da çaresiz hisseden çiftler tarafından da kullanılmış. Bunun dışında mecliste dönen konuşmalar bir ailenin “şeref”inin korunması üzerinden sürdürülüyor, yani “evlilik dışı bu çocuklar madem aramızda yer alacaklar o halde en azından kimliksizleştirilmelerinin bir yolunu bulmuş olalım” gibi bir yaklaşım da söz konusu. Fakat bebek terklerindeki inanılmaz artışla birlikte 19. yüzyılın ortasından itibaren Fransa’da bu uygulamadan yavaş yavaş vazgeçiliyor.

 

Bu uygulama bugün de Avrupa’nın ve Asya’nın bazı ülkelerinde genellikle hastanelerde olmak üzere, tabi ki daha modern koşullarda sürdürülmekteymiş. Bunun pek çok tartışmaya yol açtığını söylemeye gerek bile yok. Tartışmalar bugün genel olarak bir insanın kimliğini bilme hakkı olmasına karşın yaşama hakkının da göz ardı edilmemesi gerektiği gibi argümanlarla sürdürülüyor ancak buna rağmen gene de pek çok ülkede aşağı yukarı Ortaçağ’dakine benzer bir şekilde devam ettiriliyor; anonimlik korunuyor.

 

Böyle anlatılarda en ilginç olan şeylerden biri de belki, birilerinin bunun mimarisini kurmuş olması. Yani bu düzeneğin koca taş duvarlarda en iyi işleyecek şekillerde tasarlanması, bırakılan bebek için en azından bir süreliğine de olsa belli koşulların sağlanması gerekliliğinin göz önünde bulundurulması, döner mekanizmanın zaman zaman mutlaka bakımının yapılması gerektiğini unutmamak. Ardından çizimlerinin yapılıp belki yereldeki marangozlara ısmarlanması veya kilise kurumunun kendi marangozhanesinde üretilerek gerekli yerlere at sırtında götürülüp ustalar eşliğinde takılması. En son olarak da belki zilin montajı, ki içeridekiler haberdar olabilsinler. Ve işlemeye bırakılması.Yani hem anne hem de bebek için muhtemelen en çaresiz ve en üzücü halin aşama aşama verimli işleyecek bir mekanizmaya dönüştürülmesi. Bugün düşünüldüğünde ise başka şekillerde fakat gene benzer kaygılarla hemen hemen aynı mekanizmanın sürdürülmesi. Belki de pek çok benzer örneğinin bulunabileceği tam bir modern hal.

 

Kaynaklar: Özel Hayatın Tarihi 4, YKY, Phillippe Aries ve Georges Duby editörlüğünde, “Aile dramları ve çatışmaları” Michelle Perrot. Diğer kaynak ve bir diğer kaynak. Ana görüntü, Son Öpücük

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÜLTÜR

YKadın Mimarlar III: Lina Bo Bardi ve Tarihte Kendine Yer Açmak
Kadın Mimarlar III: Lina Bo Bardi ve Tarihte Kendine Yer Açmak

Bu kadar aktif ve yaratıcı biri olmasına rağmen tarihin Lina Bo’ya adil davrandığını kim söyleyebilir?

KÜLTÜR

YKadın Mimarlar II: Charlotte Perriand ve Yastığın Kenarları
Kadın Mimarlar II: Charlotte Perriand ve Yastığın Kenarları

"Onu esas besleyen şey doğayla ve mimarlığıyla sevdalı bir şekilde uğraşabiliyor olması ve birine beslediği sevdayı ötekini dışlamak zorunda kalmadan hayatını sürdürebilmiş olması."

KÜLTÜR

YKadın Mimarlar I: Jane Drew ve Mimarlığı Yerelde İşler Kılmak
Kadın Mimarlar I: Jane Drew ve Mimarlığı Yerelde İşler Kılmak

20. yüzyılın en sıkıntılı günlerinde hem kendine, hem de diğer kadın mimarlara yer açmaya çalışan Jane Drew, merakı, azmi ve maceraperestliği.

Bir de bunlar var

200
Sevelim Sevilelim Banknotu
childbirth_0
Doğum Sancısı Çekmenin Tarihi ve Birtakım Adamlar
alice neel the family
Ademler ve Havvalar

Send this to friend