14. yüzyıldan bir şiir, bir vitray...

TARİH

SANAT

YAZI

Kilise Vitrayında Günlerin Sonu: Bir Kömür Dumanıyla Tütsülendi Akşamlar

1410 senesinin camından içeri bakalım mı azıcık? Günlerdir yukarıdaki vitray parçasına bakıp duruyorum. Renkler, eller, yüzler. Kalın köprülerin kaba kaba ama kasıtla birbirine bağladığı cam parçalarının içinde her seferinde tekrar filizlenen o çizgilerin inceliğine inanamıyor insan neredeyse. Mucize gibi bir şey. Kurşun satırlar ince çizgilerin yüzyıllarca ayakta kalması için varlar ve elbette camı bir arada tutuyorlar, görevleri o. Ama gene de bu ikisi, bu cılız fırça vuruşlarıyla o mafya çizgiler nasıl bir araya böyle harika biçimde geldi, diyorsun içinden, ve o sağdaki şükreden suratın tam ortasında, neden birleştiler?

 

Böyle cevabını artık kimsenin bilmediği garip sorulara takılmayalım bir saat daha, 1410’a dönelim. Yukarda görmüş olduğunuz ölüm döşeği sahnesi, İngiltere’nin York şehrindeki All Saints kilisesinde bulunan aslında çok daha büyük bir vitrayın parçası. Bu vitray panel, yüzyıllardır her gün ışığı kabul edip sonra akşam evine yolluyor:

 

pricke2

 

Minik hikaye kutularından oluşan bu panel, ilhamını 14. yüzyılda adsız bir şairin elinden çıkan ve dünyanın son on beş gününü tasvir eden, ismini kabaca “Vicdan Batması” (The Pricke of Conscience) olarak çevireceğim tam dokuz bin satırlık bir şiirden alıyor. Azıcık daha yakınlaşalım:

 

pricke

 

Şiire göre dünyanın bu hadiseli elvedası sırasında, solda alttan ikinci kutucukla başlayan (ve sağa doğru gelişen) olaylar şunlar: Birinci günde deniz yükselip dünyayı kaplıyor. İkinci günde deniz alçalıyor. Üçüncü günde deniz suları çekiliyor ve dünya yeniden kupkuru ve dümdüz kalıyor. (Alttan üçüncü sütuna, gene sola geçtik) Dördüncü günde dünyanın bütün müthiş deniz canavarları yükselip kükrüyor ve dünyanın dört bir yanını sarıyorlar. Beşinci gün, deniz yanmaya başlıyor ve sonunda toprak da alev alıyor. Altıncı gün, ağaçlar cayır cayır yanıp meyvelerini bir bir döküyorlar. Yedinci gün, bir deprem yeri sarsmaya başlıyor, kaleler, kuleler ve her bir duvar çöküyor. Sekizinci gün, kayalar ve ağaçlar alevlerin arasında tükeniyorlar sonunda. Dokuzuncu günde insanlar korkuyla saklanıyorlar dünyanın kuytu deliklerine. Onuncu gün yalnız çıplak toprak ve gökyüzü görünüyor. Onbirinci gün erkekler, kadınlar ve bir rahip çukurlardan çıkıp dua etmeye başlıyorlar. Onikinci gün tabutlarında kemikler tekrar cana geliyorlar ve mezarları üzerinde yükseliyorlar. Onüçüncü günde yıldızlar kör edici bir ışıkla yeryüzüne düşüyorlar bir bir. On beşinci günde, en sonunda, ateş gökyüzündeki her şeyi, bir lokmada, yutuveriyor. Dünyanız bitti. En altta bekleşenler ise para vererek bu vitrayın yapılmasını mümkün kılan bağışçılar. Onlar da dehşet içinde. (“Bir kamyon para, az mı”)

 

…Ama on dördüncü günü atladım, neden? Çünkü o bizimki, en yukardaki temsil, bana göre içlerinden en komik, acıklı ve güzeli. Ona biraz daha fazla vakit ayırmak istiyorum:

 

pricke1

 

 

On dördüncü günde yatağında bir adam ve bir kadın, ölmüş yatıyorlar. Ellerinde bile teslim görülüyor. Herkes maviye sarınmış. Boyunsuz, yekpare Ölüm, elinde mızrağı ve müthiş bir Şahane Pazar sırıtmasıyla yatağa yaklaşıyor. Yanlarındaki rahip kollarını terörle kafasında kavuşturmuş ama nasılsa korku sadece tombul kollarında, yüzünde değil. Rahibin yanındaki mavili, zil çaldıktan sonra sınav kağıdına karalanacak son cümlenin, sıkıştıracağı son duanın derdinde. En sağdaki ise yorumsuz. En sağdakini bilmiyoruz. En sağdaki benim, sizsiniz ve 2014’ten kafasını bu zamansız kıyamete doğru uzatan herkes. Yüzümüzde kurşunlar kavuşmuş.

 

 

Not: Başlık Faruk Nafiz Çamlıbel’in Sen Nerdesin şiirinden. Tamamına şuradan bakın, ama kesin bakın.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

SANAT

YBu Resim Gitmeli Mi?
Bu Resim Gitmeli Mi?

Sanatçı Hannah Black'in siyah bir çocuk cesedini tasvir eden sanat eserinin var oluşunu ve sergilenmesini eleştirdiği açık mektubundan hareketle: "onurlandırmak" ve "lafı ağzına tıkmak" arasındaki ince çizgi nerede durur?

KÜLTÜR

YMary Beard: Gücün İçinde, Üzerinde, Peşinde Kadınlar
Mary Beard: Gücün İçinde, Üzerinde, Peşinde Kadınlar

Cambridge Üniversitesi Klasikler Profesörü Mary Beard'ın konuşması: Kadınlar Antik Yunan'dan bugüne güçle nasıl ilişkilendi?

SANAT

YÖlüm Kadar Ciddi, Küfürlü bir Şaka: Renate Bertlmann
Ölüm Kadar Ciddi, Küfürlü bir Şaka: Renate Bertlmann

Renate Bertlmann, 1970’lerde bir çok çağdaşı gibi 1968’in devrimci atmosferi ve ikinci dalga feminizmin gücüyle kadın bedenini bir kutlama ve devrim aracı olarak yeniden kurgulayan eserler üretmiş.

SANAT

YGüncel Kızlar (1977)
Güncel Kızlar (1977)

Vintage sarısı, yalnızca çözülmüş meselelere, başarıyla alınmış haklara mı değer?

Bir de bunlar var

Çözülmemiş Ölümlerin Minyatür Yaşamı
Bir Filmin Çağrıştırdıkları: Eine Frau in Berlin
Gertrude’un Evlilik Hissiyatı

Send this to friend