Mutluluğumun kendi ellerimde ve benim sorumluluğum olduğunu farkedince ufak bir 'kullanım kılavuzu' hazırladım kendime.

KÜLTÜR

Kendine İyi Bakma Rehberi

Bir iki sene önce ters giden bir takım sarsıcı olaylar sonucu hayatımda bazı büyük değişiklikler yapmak durumunda kaldım. Hiç de severek, isteyerek yapılmış değişiklikler değildi ama bir şekilde bana iyi geleceklerini düşünüyordum. Ayrıca çok da seçeneğim yoktu. Bu değişim sürecinde self-care denen şu “kendine bakma” meselesiyle ilk kez gerçekten tanıştım. Otuzlu yaşlarında bir kadın olarak meseleyi zaten bildiğimi düşünüyordum başta. Derine daldıkça aslında konuyla ilgili hiçbir fikrim olmadığıyla yüzleşmek zorunda kaldım. Kendine bakmaktan anladığım aç kalmamak, hasta olmamak için üstünü kalın giyinmek, C vitamini içmek ve arada bir gitmeyeceğim fitness üyelikleri satın almaktı bu zamana kadar.

 

Başlarda bir süre anneme kızdım, insan çocuğuna öğretmez mi kendine nasıl bakacağını diye. Ama bu kızgınlığın bana bir faydası olmadığını gördüm. Dükkan kapanmış, iade imkanı ortadan kalkmıştı. Elimizdeki ürünle yaşamayı öğrenmek gerekiyordu. Mutluluğumun kendi ellerimde ve benim sorumluluğum olduğunu fark ettiğim zaman, suçlamalardan vaz geçtim. Şimdi aksiyon zamanıydı.

 

Bundan sonrası aslında eğlenceli. İlk yüzleşme ve kabullenme kısmını atlatınca bir öğrenme kısmı başlıyor. Bakalım bana neler iyi geliyor, neler mutlu ediyor, neşe veya keyif veriyor veya dinlendiriyor? Mesela üzgünsem kendime nasıl davranıyorum? Yorgunsam ne yapıyorum? Gün içinde genel olarak kendime nasıl davranıyorum?

 

Mesela üzgün olduğumda ne yapıyor olduğum üzerine düşününce, daha önce fark etmediğim bir iki davranış modelimi saptadım. Çoğunlukla, kendimi üzgün olduğum konuyla ilgili yargılayıp, suçlayıp, hemencecik mahkum etmeye çalışıyorum. Ya da ne yapacağımı bilmediğimden o içimdeki duygudan kaçmak için, içeriyi yatırştırmak için, dışarıdan bazı maddeler vermeye çalışıyorum bünyeye. Bu alkolden, şekere ve sekse her türlü “duygu kaçırıcı” olabiliyor. Kendimden başka neresi olursa orada olmak isteği ile kendimi yemeğe, kötü ilişkilere, hiç olmadı sinemaya, yani oradan oraya savuruyorum. Hani çocuk ağlar, ne yapacağını bilemezsin de eline şeker tutuşturursun ya, o basitlik işte. Oysa herkes bilir ki çocuğun ağlamasını durdursa bile, derdine deva olmaz şeker. En fazla ağladığında şeker alabileceğini öğrenir.

 

E peki ne yapmam gerekiyor? İnsan kendine nasıl bakar? Hemen iyi bir entelektüel gibi neleri okumam gerektiği, hangi psikiyatrik/psikolojik yöntemlere bakmam gerektiği gibi araştırma konuları koydum önüme. Kısa bir süre içinde de gördüm ki aradığım sorunun cevabı dışarda değil, içerideydi. O zaman durup sormam gerekti. Peki sen üzgünsen, senin için ne yapabilirim?

 

Öncelikle hayat tecrübelerim zaten bana göstermişti ki duygulardan kaçarak ya da onları uyuşturarak gelecek bir kurtuluş yoktu. Bu yüzden, bu sefer kaçmamayı deneyim dedim. Üzgünsen üzgünsün, tamam. Bu da geçecek, neler neler geçmedi ki. Gerçekten de acı veren duyguların, onları kabullendiğimde, kaçmadığımda daha kolay geçtiklerini gördüm. Aslında kaçmak için harcadığın çabayı, kendini iyileştirmek için harcamaya başlıyorsun bir nevi.

 

Sonra? Sonra, neye ihtiyacın var bir bakalım. Belki sıcak bir duş, belki sadece uzanmak, belki ağlamak, belki bir çay, belki susmak, durmak ve içini dinlemek? Belki birini arayıp, onu sevdiğini söylemen lazım. En son ne zaman yaptın bunu? Aç değilsen yemek yeme, seni daha çok yoracak ya da toksik kişilerden gelen telefonları açma, biraz dinlenme zamanı ver kendine. Üzgünsün, bunu kabul et ve iyi davran kendine.

 

Bazen ufak bir kız çocuğu olarak hayal ediyorum kendimi. Ne yapardın yanında üzgün ya da kızgın ya da çok yorgun bir kız çocuğu olsaydı? Ona yapmayacağını kendine de yapma. Sevdiğin bir arkadaşını üzgün görseydin, ona ne söylerdin? Kendine de aynılarını söyle. Böyle böyle farkediyor insan, kendine, başkalarına davrandığından daha sert davrandığını.

 

Böylelikle ufak bir ‘kullanım kılavuzu’ hazırladım kendime. Tam bitti sayılmaz. Kendim denen bu şeye nasıl itinayla bakılır ve özenle saklanır bir bir maddelemeye çalışıyorum. Bazen mutfak robotuna kendimden daha iyi davranıyorum, çünkü öyle yapmazsak bozuluyor. Halbuki kullanım kılavuzuna göre hareket edersek aletin ömrü uzuyor, verimliliği artıyor. Değil mi? Robotun içine tuz ruhu dökmüyoruz da neden benim içime döküyoruz?

 

Kendime bu gözle bakmaya başladığımdan beri hayatımda harika değişiklikler oldu, olmaya da devam ediyor. Kişisel listemi burada paylaşmak istedim bu yüzden:

 

* Günlük uyuduğum saate dikkat ediyorum çünkü fark ettim ki eğer az uyursam gün bana çekilmesi gereken bir eziyet gibi geliyor.

 

* Yediklerimde fazla şeker almamaya çalışıyorum çünkü kan şekerimi alt üst edip beni sinirli hale getirebiliyor.

 

* Yaşadığım yeri ve kendimi düzenli olarak temizliyorum çünkü fark ettim ki ev temizlemekten nefret etsem de sonunda temiz bir yerde yaşamak bana her seferinde daha iyi hissettiriyor.

 

* İçinde ya da yanında bulunmanın karnımda (ufak ya da büyük) ağrılara neden olduğu durumlar veya insanlardan uzak duruyorum. İç sesimi dinlemeyi ve ona uymayı öğrendim, eskiden sesini kesmek için yapmadığım kalmazdı.

 

* “Hayır” tam bir cümle. Sonuna bir açıklama getirmeye gerek yok. Eğer istemiyorsam, her ne olursa olsun, bir açıklama yapmak zorunda değilim. Nezaket, sorumluluklar, toplumsal baskı vs hepsi bir kenara. Sadece hayır.

 

* Kendimle konuşurken kullandığım bazı kelimeleri ufak ufak sözlüğümden çıkarttım, çıkartmaya da devam ediyorum (itiraf edeyim, bu en zoru oldu). Kendimle hakarete varan konuşmalarda sarfettiğim “ne salaksın!”, “bunu niye öyle yaptın?”. Yargılamalar, direkt hükümler bildiren: “senin suçun bu!” “eğer sen öyle yapmasaydın böyle olmazdı”. -meli,-malı eki içeren her şey: “üzgün olmamalısın, üzülecek birşey yok”. Kendi duygularımı kendimin yok sayması: “burada ağlanmaz”, “çok aptalca”. Ve sınırsız beklentiler: “bunu nasıl yapacağını bilmelisin”, eğitimin, görgün bunu gerektirir.”

 

* Etrafımdaki insanlardan bana özen, sevgi ve saygı ile davrananları tutup, zehirini akıtacak yer arayan, ya da düştüğümde bir de onun tekmesini yediğim insanları uzaklaştırıyorum. (Neticede daha fazla kadın var hayatımda. Ve onlarla yeni, dürüst, açık ve karşılık beklemeyen bir sevgi ilişkisi içinde olmaya çalışıyorum. Bu şekilde kurduğumuz ilişkiler, iki tarafı da inanılmaz besliyor ve güçlendiriyor. İlk defa neden kadınlardan bu kadar korktuklarını anladım. Gerçek birlikteliğimizden ciddi bir enerji doğuyor.)

 

* Her zaman her şeyi konuşarak ifade edemiyorum, ya da etmek istemiyorum. Her sabah (olmadı akşam) düzenli olarak yazıyorum, bir ya da iki sayfa. Beyin/kalp kusması dediğim bu seanslarda içimdekileri bir kağıda döküveriyorum. Kimsenin okuması için değil bunlar, benim içimden çıkması, belki biraz şahsi farkındalık, belki biraz arınma için. Belki de öylesine içsesler korosu. Bu “kusmalar” sayesinde, gün içinde diğer insanların üzerine “kusmamış” ve ilişkilerimi daha iyi idare etmiş oluyorum. Ayrıca kendini görmek için harika seanslar bunlar, üstelikte evimin konforunda ve de bedava!

 

Takdir edersiniz ki bunların hiçbirini ben icat etmedim. Bu farkındalığa bile ben kendim gelmedim. Etrafımdaki kadınların desteği, yol göstermesi ve paylaştıkları deneyimleri beni bu yolculuğa çıkarttı. Sonra kendi yolculuğumu paylaştığım her kadın bana bir şey kattı. Bazen kendimde göremediğim bir şeyi görebildim, bazen “kendime bakmak” için yeni bir yöntem öğrendim. Bazen sadece yalnız olmadığımı, hepimizin bunu yaşadığını bilmek, yaşın bir anlam ifade etmediğini, her yaşta öğrendiğimizi ve güzelleştiğimizi görmek beni iyi etti.

 

Benim yolculuğum şimdilerde bu yollardan geçiyor sevgili 5Harfliler. Ya sizler? Siz neler yapıyorsunuz?

 
 
 

Görsel: Florine Stettheimer, A Model, 1915.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bir de bunlar var

Kondomik Mücadeleler: Ona Kamyon Lastiği mi Hediye Ediyorsunuz?
Bir Entelektüel Tarz Olarak Kalpsizlik
Vinç bu, devrilir

Send this to friend