1972 tarihli Kadın Evi projesi, Judy Chicago ve Miriam Schapiro'nun ses getiren işlerinden biriydi. 20 Haziran'da hayata veda eden Schapiro'nun ardından bu projeyi hatırlamak istedik.

SANAT

Kendine Ait bir “Ev” 1972

1972’de, ABD’de kadın özgürleşme hareketinin hız kazandığı dönemlerde, iki kadın feminist sanatçı, Judy Chicago ve Miriam Schapiro California Institute of the Arts (California Sanat Enstitüsü) bünyesinde bir feminist sanat okulu kurarlar. Öğrencilerle yaptıkları buluşmalarından ortaya çıkan ilk fikir, öğrencilerin uygulama yoluyla, birbirleriyle ve feminist sanatçılarla işbirliği halinde öğrenmelerini sağlayacak Kadın Evi (Womanhouse) projesi olur. Proje, yaratıcıları Chicago ve Shapiro’yu ABD’de kadın hareketiyle beraber gelişen feminist sanat akımının en önemli isimleri arasına sokar. 20 Haziran’da 2015’te hayata veda eden Miriam Schapiro’nun ardından bu projeyi hatırlamak istedik.

 

Sadece 21 öğrencisi olan program için halen inşa halinde olan okulda yer olmayınca sanatçılar, Los Angeles’ta harabe halinde bir ev bulup projeyi burada başlatmaya karar verirler. Kadınevi’nin kuruluşunu ve işleyişini anlattığı makalesinde Miriam Schapiro projenin adındaki “ev” sözcüğünün özellikle seçildiğinden bahsediyor. Schapiro’ya göre yüzyıllardır kadınların özdeşleştirildiği ev, onlar için aynı zamanda bir besleme ve beslenme alanı ve ayrıca kendileriyle ve etraflarıyla mücadelelerinin başladığı mekân olarak belirir. Dolayısıyla Virginia Woolf’un Kendine Ait Bir Oda kitabının yayınlanışından 43 yıl sonra, aslında benzer sorularla ortaya çıkar proje: “Biz içinde başkalarını değil sadece kendimizi memnun ettiğimiz bir ev yaratsak nasıl olur? Mesela her kadın bu evin bir odasında kendi hayallerini ve fantazilerini gerçekleştirse nasıl bir şey ortaya çıkar?”

 

Fakat bu evin içinde yapılacak sanat çalışmalarından önce evin kendisinin inşa edilmesi gerekir. Neredeyse yıkılmak üzere olan mekânın pencereleri ve bazı duvarları öğrencilerden birinin babasından öğrenilen tekniklerle onarılır. Bazıları onarılan duvarlara, duvar kâğıdı yapıştırır; bir grup zemini kazıyıp yeniler; bir ekip binanın dışını boyar ve en son aşamada bir elektrik teknisyeni kadınlara bilmeleri gereken en temel bilgileri öğretir ve elektrik tesisatının da tamamlanmasıyla ev, artık hazırdır.

 

Sıra odaları düzenlemeye geldiğinde kadınlar yaptıkları eğitimler ve tartışmalar doğrultusunda her oda için değişik fikirler geliştirirler. Mutfak bu anlamda üzerinde en çok düşünülen mekânlardan biri olur. Schapiro’ya göre mutfak hem kadınların annelerine karşı yürüttükleri mücadelenin en görünür olduğu yer, hem de annelerin sınırlandırılmış hayatlarının da merkezidir. Bu fikirler ışığında, kadınlar evin mutfağındaki her şeyi pembeye boyarlar; çekmecelerin üzerine kolaj işler yapıştırırlar; tavana ve duvarlara, meme görüntüsünde pişirilmiş yumurtalar yerleştirirler.

 

house

 

Yemek odasının duvarları meyve ve çiçek resimleriyle süslenir; masanın üzerine jambon, meyve, sebze, hindi ve daha bir çok yiyecek görünümünde heykeller yerleştirilir. Faith Wilding tarafından ilk katta bir de küçük ve karanlık bir oda inşa edilir. Wilding burayı kadınlara sığınabilecekleri bir alan yaratmak amacıyla düşünür ve adına da bu nedenle “Rahim Odası”(Womb Room) der.

 

womb

 

Projeyi önemli kılan diğer bir öğe de ayrı temalar etrafında düzenlenen üç ayrı banyo/tuvalettir. Schapiro bu odaların kadınların hayatının üç farklı yönünü anlattığını ifade eder. Bunlardan en bilineni Judy Chicago’nun tasarladığı “Âdet Tuvaleti”dir (Menstruation Bathroom) ve içinde kullanılmamış pedlerle dolu bir raf ve kullanılmış pedlerle dolup taşmış bir çöp kovası vardır.

 

tumblr_lebau6lkvo1qfkjc8o1_400-001

 

İkinci tuvalet kozmetik eşyalarıyla doludur. Schapiro, buranın kozmetiğin kadınların hayatındaki önemine dikkat çekmek için yapıldığını söylüyor. Bütün oda kırmızıya boyanmış ve içindeki kozmetik eşyalar da kırmızı renkte seçilmiş. Üçüncü ve son banyo ise evin en çarpıcı işlerinden biri. Robbin Schiff tarafından tasarlanan banyoda kumla dolu küvette kumdan yapılmış bir kadın figürü, Schapiro’nun deyimiyle tamamen korunmasız bir biçimde yatıyor. Sanatçı Schiff  “Kâbus Banyosu” (Nightmare Bathroom) diye de adlandırılan bu mekânı tasarlarken kendi çocukluğundan kalma banyo korkusunun üstüne gitmek istediğini söylüyor. Bu anlamda Schapiro ile hemfikir olan Schiff’e göre banyo her ne kadar özel bir sığınma ve rahatlama alanı gibi görülse de, aynı zamanda korunmasızlık hissini de çağrıştırıyor.

 

nightmare-bathroom-womanhouse-001

 

Üst kattaki odalardan biri Fransız yazar Colette’in ünlü Chéri isimli romanındaki yatak odasına referansla tasarlanmış. Buraya gelen ziyaretçiler Karen LeCoq ve Nancy Youdelman tarafından düzenlenen bir performansla karşılaşıyorlar. Bir kadın hiç durmadan makyaj yapıp makyajını siliyor. Diğer bir oda ise sanatçı Sherry Brody tarafından “bebek evi” odası olarak düzenlenmiş. Dikkatli baktığınızda bu “huzurlu ve güvenli” oyuncak evin odalarında rahatsız edici ve korkutucu canavarlar ve hayvanlar ortaya çıkıyor. Diğer bir çok irili ufaklı odayı da hem okulun öğrencileri hem de feminist sanatçılar yeniden yaratıyor.

 

Odalar dışında iki tane de dolap tasarlanmış. Bunlardan biri Ayakkabı Dolabı (Shoe Closet). Sanatçı Beth Bachenheimer kadınların en popüler takıntısı olduğunu söylediği ayakkabılar için burayı tasarlamış. Diğeri de Sandy Orgel tarafından düzenlenen Havlu Dolabı (Linen Closet). Regl Tuvaleti ve Kâbus Banyosu’ndan sonra projeye dair benim en çarpıcı bulduğum görüntülerden biri bu dolap. Kapakları açık ve cansız bir vitrin mankeninin dolaptan çıktığını görüyoruz. Bu anlamda ikinci dalga feminizm fikirlerinin etkisinin en çok hissedildiği görüntülerden biri bu; ki zaten odanın yaratıcısı Sandy Orgel işini tanıtırken “kadınlar için artık dolaptan çıkma – açılma – zamanı geldi” ifadesini kullanıyor.

 

94e634b232ea23730a530e4b7b9f439a

 

Son olarak Kadınevi’ne dair değinmek gereken bir diğer yerleştirme ise Gelin Merdiveni (Bridal Staircase). Evin merdivenlerinin başına gelinliği, duvağı ve elinde çiçeğiyle bir kadın manken yerleştirilmiş. Gelinin duvağı merdivenler boyunca aşağı kata doğru iniyor ve indikçe kirli ve gri bir hal alıyor. Sanatçı Kathy Huberland çocukken hep beyaz atlı bir prens tarafından gelip alınacağını ve sonsuza kadar mutlu olacağını hayal ettiğini fakat gerçekte evliliğin kadınlar için böyle olmadığını vurgulamak istediğini söylüyor.

 

İkinci dalga feminizm diye de adlandırılan bu dönem, sonradan özcü (essentialist) olmakla ve biyolojik anlamda kadın bedenini öne çıkarmakla çok eleştirildi. Bu akımın etkisini Womanhouse’ta da yoğun biçimde görüyoruz. Fakat dönemin başka bir önemli feminist sanatçısı Arlene Raven’in Kadın Evi üzerine yazdığı makalesinde ifade ettiği gibi, proje kadınların ev içinde yaşadıkları çatışma ve mücadeleler; mekânın kendisini sorunsallaştırmak açısından hâlâ önemini koruyor. Projenin kadın sanatçı yetiştirme hedefi de ayrıca anlamlı. Kadın Evi  feminist sanat tarihi içinde hâlâ önemli, kaydadeğer bir referans noktası.

 

Kaynaklar

 

Miriam Schapiro, “The Education of Women as Artists: Project Womanhouse,” Art Journal, 1972,  s. 268-270.

 

Arlene Raven, “Womanhouse” makalesi.

 

Womanhouse web sitesi

 

W.A.R. (Women Art Revolution) Belgesel, 2011.

 

Temma Balducci, “Revisiting Womanhouse: Welcome to the (Deconstructed) Dollhouse,” 2006.
Ana görüntüde Womanhouse için çalışan sanatçılar. Kaynak

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

MEYDAN

YBetül Celep İşini Geri İstiyor
Betül Celep İşini Geri İstiyor

İşten çıkarıldığını KHK ile öğrenen Betül Celep, kendisi ve benzer durumdaki diğer kadınlar için her gün eylemde.

SANAT

YAvrupa Birliği Pasaportu Olan Bir Koca Arıyorum
Avrupa Birliği Pasaportu Olan Bir Koca Arıyorum

Herkes nefesini tutmuş Avrupa Birliği’nin vize serbestisi kararını beklerken...

SANAT

YFloresanların Tatlı Telaşı
Floresanların Tatlı Telaşı

Japon sanatçı Atsuko Tanaka’nın 1956'dan alternatif gelinlik tasarımı: “Elektrik Elbise”

SANAT

YCezaevinden Müzeye: Guantanamo, Ulucanlar, Diyarbakır
Cezaevinden Müzeye: Guantanamo, Ulucanlar, Diyarbakır

Cezaevlerinin sembolize ettiği şiddeti vurgulamayı, bu geçmişle yüzleşmeyi ve onu bugünkü adalet arayışının bir parçası haline getirmeyi amaçlayan müzeleştirme projeleri dünyanın bir çok yerinde ve Türkiye’de de uygulanıyor.

Bir de bunlar var

Beni Osman Öldürdü / Ufukta Kaybolana Kadar İzledim
Paylaşıldıkça Çoğalan Kadınlık Deneyimleri: Bu Oda Bir Başka
Cuma Şarkıları 2

Send this to friend