Bana oldu, oluyor. Sizlere olmasın. Bana da artık olmasın.

MEYDAN

Kendime Not: Sevme Maço Sevme!

30. yaşımda doğumgününü tebrikleriyle tez zamanda düğünümü de kutlama temennilerini bir arada aldım. Ve her zaman sakin kalamadım. Asıl önemli olan benim nasıl hissettiğim diye kendi kendime öğütlemeye çalışsam da, 3 rakamı arkasını dönüp beni 0’la arasında ezecekmiş gibi hissediyorum. İçim darlanıyor, göğüs kafesim küçülerek kalbime bastırıyor. Bir kariyerim yok, evlenmedim, dolayısıyla toplumun benden olmamı istediği kadını olmayı başaramadım. Ancak şaşırtıcı bir şekilde bazen o kadar ferah, mutlu ve keyifliyim ki: Aslında başardım, öyle ya da böyle, genellikle de iyice, kah düşerek kah gülerek buraya kadar geldim. 30 oldum. 20’li yaşlarımın drama serileri beni eskisi kadar korkutmuyor, yıpratmıyor.Daha ferah ve sevecen hissediyorum.

 

Fakat 30 yaş krizi aile bireylerinin evlilik takıntılarından kaynaklanmadı sadece, hatta onlar beklenen tepkilerdi galiba. Doğum günümün aynı haftasında psikoloğumla yaptığım konuşma beni etkiledi. Benim maço erkeklerden hoşlandığımı ve maço olmayınca erkekleri beğenmediğimi söyledi. Aile bireylerimin “aman sen de galiba kimseyi beğenmiyorsun” imalarının üzerine bir de bu çıkmıştı başıma: maço erkeklerden hoşlanıyor olmak. Bu düşünceyi duyduğum anda reddettim. Dışımdan kısık bir sesle AA yok canım derken, içimden gürültülü bir şekilde “Ay nasıl oluuuurrr, ben sosyoloji okudum AMAAAA” demiştim. Psikoloğum ise, bilmiş insanlarla muhtemelen daha önce defalarca konuştuğu için bana sakin, sabırlı ve hafif sıkılgan gözlerle bakarak dediklerini düşünmem için biraz zaman tanıdı. Birkaç saniye sonra ilk şoku atlatmıştım. İlk şoku atlatmak zordur.

 

Bu demek değil ki hoşlandığım her erkek maçoydu. Aksine, hayatıma giren çok güzel insanlar oldu. Beni heteroseksüel ilişkilerin başka türlü olabileceklerine inandıran muhtemelen onlardır. Ama hayatımdaki iki uzun soluklu sevgilim apaçık maçoydu. Bunların dışında Amerika’da geçirdiğim iki sene boyunca da maço birini bulmakta hiç zorlanmamıştım. Onunla, tanıştığım diğer insanlardan çok daha hızlı ve kolay bir şekilde ilişki kurmuştum.

 

Bu yazının amacı maço erkek hoşlantım konusunda iç dökmek ya da günah çıkarmak değil. Ama az biraz uyarmak istiyor olabilirim. Bana oldu, oluyor. Sizlere olmasın, bana da artık olmasın demek istiyorum. Sadece maçolukla kalmayıp, taciz de içeren bu davranışların taciz ya da maçoluk olduğunu niye farkedemedim zamanında? Çünkü benim başıma gelmezdi. Öyle bir kadın değildim ben. Öyle adamlarla işim olmazdı. Evet, ilişkide sorunlar vardı ama çözülmeyecek şeyler değildi. Nasıl sorunlardan bahsediyoruz peki? Şöyle küçük bir liste yapalım isterseniz:

 

– Arkadaşlarımdan birinin bira şişesi göğsüme değdi diye arkadaşımı bardan attırmak
– Eski erkek arkadaşımla karşılaşıp konuştuğumda “inanamıyorum onunla beraber olabildiğine” diye arıza çıkarmak
– Sevişmek istemediğimi belli ettikten sonra anlamamış gibi hala ısrar etmek,
– Sevişmek istemezken durmayıp “hep senin istediğin gibi mi olacak” demek,
– “Senin tango yapmana karşı değilim ama ben görmek istemem” demek
– Eve gece geç döneceğimi söylemiş olmama rağmen bana her mecradan mesaj atıp, cevapsız arama bırakıp sabah hayırdır diye sorduğumda “merak ettim” demek ama hemen de eklemek “yarın öbür gün beraber yaşarsak böyle olmasını istemem.”
– “Sana zarar vermeyeceğime söz vermemiş olsam şu an seni döverdim” demek
– “Eski sevgilinle gözümün önünde flörtleştin” diyerek kendi kolunda sigara söndürüp, “bugünü unutmamak için yapıyorum bunu” demek

 

Bu sadece tek bir ilişkinin arıza listesi. Diğer ilişkilerimi, arkadaşlarımdan duyduklarımı da ekleyebilirim, çarşaf çarşaf maddelemiş oluruz maçoluğu. Ama esas söylemek istediğim şu: bu maddelerdekilere benzeyen çok şey gördüm, duydum, okudum. Ve bunların hatırı sayılır kadarı kendini feminist olarak tanımlayan kadınlardan geldi. Şaşırtıcı mı? Neden feminist olunca maço geçirmez olmuyoruz otomatik olarak? İnandığımız, mücadele ettiğimiz her şeye ters bu adamları ve ilişkileri nasıl cazip bulabiliyoruz? Baş kaldırdığımız bu sisteme zaman zaman boyun eğmekte bir çeşit zevk mi var? Bunları nasıl konuşacağız?

 

Bu konuları tartışan, kadın-erkek eşitliği üzerine çeşitli mecralarda kafa yormuş bizlerin her şeyi inceleme ve rasyonelize etme gibi bir eğilimiz olduğu muhakkak. Ama tam da bu yüzden hem kendimize maço erkeklerle olduğumuzu konduramıyor hem de entelektüel birikimimizi bu ilişkilerin içinde kalmak için çeşitli haklı çıkarmalar ve meşrulaştırmalar için kullanıyoruz. Aynı şekilde hoşlandığımız insanlar bizim çevremizden tanıdığımız insanlar olunca onlara da maçoluğu konduramıyoruz. Apaçık maçoluk ve taciz olan davranışların altında zor çocukluklar, politik bunalımlar buluyor, aslında iyi biri arada böyle oluyor, onun durumu çok karışık gibi bahanelerle sündürdükçe sündürüyoruz.

 

Ben de diyorum ki boş verelim adamların neden öyle olduğunu. Kendimizi konuşalım biraz. Sisteme uymak isteyen taraflarımız neler? Neden uymak istiyor? Zevkli mi? Faydalı mı? Kolay mı? Feminist olarak sınırlarımız olmayacak mı peki? Sistemle aramıza çektiğimiz kırmızı çizgiler? Kendime not: Maço sevme! mi diyeceğiz? Derinlere dalıp buradaki sorun nerede diye bakacak mıyız? Sistemi değiştirmekten bahsederken kendi sistemimizi ne şekilde yöneteceğiz a dostlar?

 

Yorumlarda devam edelim mi?

 

 
 

Görsel: Carolee Schneemann

 
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bir de bunlar var

Vade Farksız Taksitli Vatan Borcu
Asılalım Küreklere: Pınar Selek’in Nar Ödülleri Konuşması
Welcome to İstanbul, Sarai

Send this to friend