"Onu esas besleyen şey doğayla ve mimarlığıyla sevdalı bir şekilde uğraşabiliyor olması ve birine beslediği sevdayı ötekini dışlamak zorunda kalmadan hayatını sürdürebilmiş olması."

KÜLTÜR

Kadın Mimarlar II: Charlotte Perriand ve Yastığın Kenarları

1927’de bir ekim akşamı, kolumun altında o güne dek yapılmış çalışmalarım, kendimi Le Corbusier’nin karşısında buldum. Süssüz atölyesinin insanı rahatsız eden bir yanı vardı, Le Corbusier beni soğuk karşıladı. “Ne istiyorsun?” diye sordu, gözlüklerinin arkasından. “Sizinle çalışmak istiyorum,” dedim. Çizimlerime hızlıca göz attı. “Biz burada yastık kenarı işlemiyoruz” dedi ve kapıyı gösterdi. 

 

Charlotte Perriand dönemin en etkili ve en ünlü mimarı Le Corbusier’yle yaptığı ilk iş görüşmesini böyle anlatıyor. 1903’te Paris’te doğan Charlotte, mobilya tasarımı eğitimi aldıktan sonra çalışma hayatına atılıyor. Bir arkadaşının tavsiyesi üzerine Le Corbusier’nin iki kitabını okuyor. Bu kitaplardaki mimarlık anlayışı onu çok etkiliediğinden Le Corbusier’ye başvurmaya karar veriyor. Aldığı cevabın yaşattığı şaşkınlığa rağmen Charlotte, tasarladığı ve ürettiği mobilyalarının görülebileceği Salon d’Automne sergisinin kartını vermeyi ihmal etmiyor o gün Le Corbusier’ye. Sonraki günlerde bir haber geliyor. Le Corbusier sergiyi görmüş ve Charlotte’la çalışmak istiyor.

 

Charlotte’un tasarımlarında o güne dek mobilya için pek kullanılmamış metal ve cam ağırlıklı malzemeler göze çarpıyor. Le Corbusier’yi etkileyen bu yenilikçi malzeme anlayışı olmuş olmalı. Böylece Charlotte’un Le Corbusier ile on yıl sürecek çalışma hayatı başlamış oluyor.

 

Charlotte bu ofiste genellikle mobilya ve iç mekân tasarımlarından sorumlu oluyor. On yıl boyunca mobilyaları tasarlıyor, malzeme seçimlerine karar veriyor ve prototiplerin üretiminde bizzat yer alıyor. Bunun dışında Le Corbusier ve Pierre Jeanneret’yle CIAM (Congrès Internationaux d’Architecture Moderne, Uluslararası Mimarlık Kongresi) kongrelerine gidiyor, iş toplantılara katılıyor, kimi zaman finansör bulmaya uğraşıyor, farklı ülkelerdeki insanlarla bağlantılar kuruyor, kimi zaman ise bina tasarımlarına katkısı oluyor. Yani tasarım, üretim ve imalata ilişkin tüm süreçlere bir şekilde el atıyor. 

 

Bar Under the Roof-Salon d’Automne’da Charlotte’un Le Corbusier’nin gönlünü çalan işi, 1927

Bar Under the Roof-Salon d’Automne’da Charlotte’un Le Corbusier’nin gönlünü çalan işi, 1927

 

Charlotte, oldukça düşük bir ücrete ve zorlu koşullarda çalışıyormuş, ofisteki diğer çalışanlar gibi. Öyle ki kışları ısınmak için gazete kâğıtlarını bacaklarına sararlarmış. Fakat yaratıcı ortam ve nitelikli insanlarla çalışmak olanağı tatmin edici olmalı ki bugün tasarım tarihine girmiş pek çok mobilyayı o dönemde üretiyorlar beraber. Kendisi de mimarlığı öğrenmek heyecanıyla burada çalıştığını yazıyor zaten anlatılarında. O dönemde ürettikleri arasında az biraz modernizme ilişkin kitap karıştırmış olanların aşina olduğu meşhur B306* isimli uzanma koltuğu da var. 

 

Charlotte B306’da uzanırken

Charlotte B306’da uzanırken

 

Le Corbusier’le çalıştığı bu dönem Charlotte için çok değerli ve atölyesinden ayrıldıktan sonra bile projelerde dönem dönem ona yardımcı olmaya devam ediyor. Le Corbusier’nin en ünlü işlerinden 1947 tarihli Marsilya’daki Unité d’Habitation’un (Konut Birimi) iç mekânından büyük ölçüde Charlotte sorumlu oluyor. Mutfakta çalışanın evin diğer kısımlarından izole olmasını önlemek amacıyla konut birimlerinin mutfaklarını o zaman için alışılmadık şekilde açık mutfak olarak tasarlıyor. Ayrıca çeşitli mobilya fuarları için Le Corbusier ile beraber mobilyalar ürettikleri de oluyor. Bunlar arasında o dönemde üretilmiş orijinalleri bugün inanılmaz fahiş fiyatlara satılan çok işlevli dolap üniteleri de var. 

 

Marsilya, Unité d’Habitation, Mutfak, 1947.

Marsilya, Unité d’Habitation, Mutfak, 1947.

 

Armoire, Çok İşlevli Dolap, 1950’ler.

Armoire, Çok İşlevli Dolap, 1950’ler.

 

Charlotte, anılarında Le Corbusier’nin çok disiplinli, sert ve oldukça zor biri olduğunu söylüyor ancak ona duyduğu hayranlığı ve fikirlerine verdiği değeri her fırsatta dile getiriyor. Onu şöyle anlatıyor: Corbu’nun (Le Corbusier) mimarlık anlayışı geleceğin müjdecisiydi. Tıpkı Ikarus gibi hayaller kurardı ve hayalini kurduğu çoğu şey altmış yıl sonra üretilir oldu. (…) Projelerinin gerçekleşmesi için şeytanla bile masaya otururdu ama bunu projeler kendisine ait diye yapmazdı, yaşam biçimlerini değiştirmenin, yeni pratikler geliştirmenin ve yeni çevreler yaratmanın gerekliliğine inandığı için yapardı. 

 

Le Corbusier (soldaki) ve Charlotte Perriand yastık kenarı işlerken, 1928.

Le Corbusier (soldaki) ve Charlotte Perriand yastık kenarı işlerken, 1928.

 

Charlotte 1937’de Le Corbuiser’nin atölyesinden istifa ediyor ve 1938’de kendi dağ tımanışlarında veya doğa yürüyüşlerinde de konaklamak üzere arkadaşlarıyla bir dağ kabininin inşasına girişiyor. Bu kabinden ancak bir adet inşa edebiliyor, savaş sebebiyle devamını getiremiyor.

Charlotte Perriand, Dağ Kabini, 1938.

Charlotte Perriand, Dağ Kabini, 1938.

 

1940’ta Japonya’dan, Ticaret Bakanlığı’nda dekoratif sanatlar danışmanı olmak üzere bir davet alan Charlotte, Avrupa’daki savaş ortamını terk ederek Japonya’ya gidiyor. Burada geçirdiği yıllar onun için çok önemli, çünkü Japonya o güne dek tanıdığı bildiği pek çok yerden farklı. Kültüre uyum sağlamakta zorlansa da pek çok alışkanlığın veya eşyanın kültür içerisinde kendine nasıl yer bulduğunu yaşayarak anlıyor. İlk gittiği zamanlarda bağdaş kurarak oturmaktan dizlerinin ve belinin ağrıdığından bahsediyor, Japonların onu karşılama biçimlerindeki alışılmadık kibarlığa şaşıyor ve Japon mimarisinin modüler elemanlardan oluşmasına rağmen hiçbir zaman tekrar hissi vermiyor oluşuna hayran kalıyor. O güne dek hep kolay üretilebilir ve herkesçe erişilebilir mobilyalar üretmeye çalışmış biri için bulunmaz bir ortam. Japonya’da geçirdiği zamanı üniversitelerde ders vererek ve mobilya üretim teknikleri ve ihraç edilecek ürünler hakkında danışmanlık yaparak geçiriyor. Pearl Harbor baskınıyla birlikte güç bela Japonya’dan kaçıyor ancak ülkesine dönemiyor, 1946’ya dek Vietnam’da yaşamak zorunda kalıyor. 

 

Charlotte’un B306 uzanma koltuğunu bambu malzemesiyle yaptığı modeli, 1940.

Charlotte’un B306 uzanma koltuğunu bambu malzemesiyle yaptığı modeli, 1940.

 

Fransa’ya döndükten sonra Le Corbusier, Jean Prouvé gibi tasarımcılarla çalışıyor. Bu dönemde ürettikleri arasında yukarıda ismi geçen Unité d’Habitation’un mobilyaları da var. 1952’de tekrar Japonya’ya gidiyor ve “Sanatların Sentezi” adını verdiği bir sergi için aralıklı olarak üç yıl boyunca uğraşıyor. Uğraşlarının sonucunda 1955’de Japonya’da sergiyi açıyor. Sergide Miro’dan Léger’e, Picasso’dan Malraux’ya pek çok ismin eseri ve kendi tasarladığı mobilyalar görülebiliyor. Charlotte, bugün artık bizim çok olağan şeyler gözüyle baktığımız bazı tasarımları 1940’larda ve 1950’lerde ilk defa ortaya atıyor ve bunların seri olarak üretilmesi için üretici firmalarla görüşmeler yapıyor, ancak görüştüğü üretici firmalar henüz bunların zamanı gelmediği düşünmüş olmalı ki, bunlar prototip aşamasında kalıyor. Bahsi geçen tasarımlar arasında bugün artık vazgeçilmez olan asma klozet ve kayar kapı mekanizmaları var. 

 

Charlotte 1960’lar boyunca Le Corbusier, Lucio Costa ve Erno Goldfinger gibi mimarlarla ortak projelerde yer alıyor, Air France acentelerinin Londra, Paris ve Tokyo’daki tasarımlarını üstleniyor, Japonya elçisinin Paris’teki evinin tasarımında Japonlarla çalışıyor ve uzun yıllar sürecek Les Arcs dağ otellerinin tasarımlarına başlıyor. Les Arcs, rakımlarına göre Arc 1600, Arc 1800 ve Arc 2000 olarak isimlendirilen üç dağ otelinden oluşuyor. Proje etap etap ilerliyor ve tasarımlarıyla Charlotte Perriand, Roger Godino ve Gaston Regairaz ilgileniyorlar. Bugünkü otellerin aksine minimal konaklama ünitelerinden oluşuyor Les Arcs, ziyaretçilerin otel odalarında oturmak yerine dışarıda zaman geçirecekleri düşünülüyor çünkü. Charlotte Les Arcs projeleriyle yaklaşık yirmi yıl boyunca aralıklarla uğraşıyor. Yaşadığı sorunların çoğu bugün de mimarların yaşadığı sorunlara benzer sorunlar: karar vericilere ve yüklenicilere herhangi bir detayın, mobilyanın veya cephenin işlevsel, üretilebilir ve aynı zamanda çevresiyle uyum içinde olduğunu ikna etmekte zorlanıyor, bunun dışında türlü mülkiyet sorunları da yaşanıyor. Kütle ve cephe tasarımında diğer mimarlar kadar etkin olduğu büyük ölçekli bir proje bu, bir yandan da tüm kariyerine baktığımıza yarısında bırakıp gitme kararı vermeye en çok yaklaştığı proje de bu. 

 

Arc 1600’ün kuzey cephesi.

Arc 1600’ün kuzey cephesi.

 

Arc 1800’de banyo ünitesinin alışılmadık bir şekilde tek parça polyesterden dökülmesine karar veriyor, yani banyo bölümü bir modül olarak binaya yerleştiriliyor. Bu modüller bir kamyona sığabilecek ölçülerde üretiliyor ve günde yedi adetinin montajı yapılabiliyor, bunlar o dönemde pek garantisi olmayan yeni inşa biçimleri aslında. Arc 1800 için tasarlanan modüller daha sonra Arc 2000’de de kullanılmış ve Charlotte yıllar sonra gittiğinde hala sapasağlam yerlerinde durduklarını görünce çok mutlu olmuş.

Arc 1800 ve Arc 2000 otellerinde kullanılan prefabrike polyester banyo modülleri, 1975.

Arc 1800 ve Arc 2000 otellerinde kullanılan prefabrike polyester banyo modülleri, 1975.

 

1983’te Les Arcs projesinde artık aktif olarak çalışmama kararı alan Charlotte, 1999’da 96 yaşında hayatını kaybediyor. Ömrünün son yıllarında yaşamöyküsünü kaleme alıyor. Öyle anlaşılıyor ki Charlotte üretken olmayı hiç bırakmamış. Kitabında 1994’de, yani 91 yaşındayken bile gerçekleştirdiği projelerinden bahsediyor. 

 

Charlotte, tüm bunların dışında aynı zamanda bol bol fotoğraf çekmiş ve fotomontajlar yapmış. Henüz fotoğraflarıyla ilgili pek çalışma yapılmış olmasa da kendisine ilişkin sergilerde ufak ufak yerler kaplıyor bunlar. 

Charlotte Perriand, “Normandiya Plajı’nda Brüt Sanat” isimli fotoğrafı, 1935.

Charlotte Perriand, “Normandiya Plajı’nda Brüt Sanat” isimli fotoğrafı, 1935.

 

Charlotte Perriand, meslek yaşamı boyunca yaşam alanlarını daha kaliteli hale getirmeye uğraşıyor, kullanışlı olan ve aynı zamanda seri biçimde üretilmesi olanaklı mobilyaların peşinden koşuyor, malzemelerini kimi zaman beklenmedik yerlerden elde ediyor, örneğin evinde bir fuardan edindiği otomobil farını aydınlatma elemanı olarak kullanıyor. Mimarlığın mobilyalarla ve iç mekân tasarımıyla tam anlamıyla bütünlük kazanacağını düşünüyor ki zaten kariyerinin büyük kısmında mobilyalarla ve iç mekânlarla meşgul oluyor. Bir yapının çevresinden beslendiğini ve iç mekânının da bu anlayışla kurgulanması gerektiğini düşünüyor. Herhangi bir şeyin üretilmesindeki tüm süreci en uygun hale getirmeye çalışıyor. Çünkü mobilyanın veya iç mekânın yalnızca kullanım süreçleriyle değil, üretim süreçleri ve maliyetleriyle de bir bütün olduğunu düşünüyor. Kendisinin ve çağdaşlarının ürettiği yenilikçi tasarımları fuarlarda sergiliyor, bu paylaşım ortamlarını çok önemsiyor çünkü mobilyaların esas kullanıcısına böyle erişebileceğini düşünüyor. Bu fuarlarda ressam ve heykeltıraş arkadaşlarının da yer almasını sağlıyor, çünkü sanat eserlerini mekânların içerisinde daha da önem kazandığını düşünüyor.

 

Tasarımlarının kültürle ilişkisini asla göz ardı etmiyor, örneğin Japonya’daki mobilyaların veya eşyaların Fransa’dakilerle bir olamayacağının her zaman farkında olarak üretiyor, çünkü bu kültürler bambaşka yaşam tarzlarına işaret ediyorlar. Doğadaki deneyimleri kimi zaman onun meslek yaşamındaki yaratıcı gücüne katkıda bulunuyor; konferans salonları üzerine çalışırken bir ağacın altında konuşmanın ağacın yapraklarının sesi yansıtıcı ve yutucu özellikleri sebebiyle ne kadar keyifli olduğunu düşünüyor, akustik gereksinimleri böyle anlamlandırıyor.

 

charlotte-perriand-1935

 

Charlotte ömrü boyunca her bulabildiği fırsatta hangi ülkede olursa olsun kendisini kentin dışına atmış. Dağlara çıkıyor, tırmanışlar yapıyor, kanoyla nehirlerde geziyor, kayak yapıyor. Doğada vakit geçirmeye apayrı bir düşkünlüğü var ve bunun çocukluğundan beri böyle olduğu görülebiliyor. Hayatı boyunca da bundan vazgeçmemiş. Yaşamöyküsünde anlatılarının çoğunu meslek yaşamından ziyade yaptığı bu yolculuklar oluşturuyor zaten. Onu esas besleyen şey doğayla ve mimarlığıyla sevdalı bir şekilde uğraşabiliyor olması ve birine beslediği sevdayı ötekini dışlamak zorunda kalmadan hayatını sürdürebilmiş olması. Kendisi şöyle diyor: “Tüketici toplumumuz ve gündelik hayatın akışı bize yaşamın esasını unutturdu. Çalış ve tüket, bir makineyi döndüren ekonomi köleleri gibiyiz ve yaşamın güzelliklerini ıskalıyoruz. Dünyanın ücra köşelerine giden kâşifleri gördükçe içimde hayranlık ve dehşet duyguları uyanıyor, teknik olanaklara sahip olmalarından daha önemli bir şeye sahipler, kendilerini –bu acı verse dahi- bir şeye adıyorlar, bu aşkta öğrenilmesi gereken en önemli derstir. Yaşamak, içimizdekini açığa çıkarmaktır. Ne şanslıyım ki arayışlarımın ve uğraşlarımın birbirini karşılıklı besledikleri bir hayatı sürdüm.”

Charlotte Perriand, 1929

Charlotte Perriand, 1929

 

Bu söyledikleriyle beraber düşününce 1950’lerde ve 1960’larda tasarladıklarının birkaç yüz bin doları bulan fiyatlara satılıyor olmasına insan üzülmeden edemiyor. Onun büyük bir sevdayla insanların hayatını güzelleştirmek adına tasarladığı ürünlerin bugün onun tam olarak eleştirdiği bir yerde, tüketim çarkının tam ortasında yer alması iç parçalayıcı. Charlotte isimli bu güzel kadın, yaşamöyküsünü şöyle bitiriyor:

Yeni bir gün başlıyor.”“Meribel’deyim, (Charlotte’un dağ evi) ortalıkta kimsecikler yok. 1997’nin ağustosu, yaz bitti. Sessizliğin ve temiz havanın tadını çıkarıyorum. Gün doğmak üzere, kedi pencerenin dibinde her zamanki yerinde, güneşin aniden görüneceği o büyülü anı bekliyor. Bir mucize-birdenbire güneş ışınları yatağıma doluşuyor ve beni hayallerimden uyandırıyor. 

&nbsp
 

* Beatriz Colomina bu fotoğrafın kompozisyonunu Le Corbusier’nin Charlotte’u bilerek öznesiz kılmak için yüzü görünmeyecek şekilde çekildiği şeklinde yorumlamış. Charlotte ise 1997’de Mary McLeod’un kendisiyle yaptığı bir röportajda öfkeyle bu fotoğrafın kendisinin yüzünün görünmeyecek şekilde çekilmesini istediğini, çünkü fotoğrafta dikkat çekmesi gerekenin kendisi değil mobilya olduğunu, hatta fotoğraf çekilirken Le Corbusier’nin ortalıklarda olmadığını söylüyor. Bazen aşırı okumalar da niyetleri oldukça aşabiliyor anlaşılan.

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÜLTÜR

YMutfağın Yeri
Mutfağın Yeri

Hafızamda önemli bir yerdeki o mutfak mekanının yeri neresiydi ve nerelerden geçip bugünkü yerini buldu?

KÜLTÜR

YMesleği Terk Etmek
Mesleği Terk Etmek

İlk zamanlar aramızda tutkulu bir ilişki vardı, sonra yavaş yavaş birbirimizden soğuduk.

KÜLTÜR

YKadın Mimarlar V: Eileen Gray Ve Adına Atfedilenler (Ve Atfedilmeyenler)
Kadın Mimarlar V: Eileen Gray Ve Adına Atfedilenler (Ve Atfedilmeyenler)

Galiba tarih insanlara karşılıksız kötülükler ve faydasız iyilikler yapmada cömert davranıyor.

KÜLTÜR

YKadın Mimarlar IV: Denise Scott Brown ve Seremoniler
Kadın Mimarlar IV: Denise Scott Brown ve Seremoniler

Denise Scott Brown gençliğinden yaşlılığına dek kadın mimar olmanın ve mimarlığın en prestijli makamlarında bile görmezden gelinmenin ne demek olduğunu deneyimlemek zorunda kaldı.

Bir de bunlar var

Gelecek Pesimizmi: Lazeri Sen Kediye Tutunca İyi, Uzaylılar Sana Tutunca Kötü?
Tüp Bebek Tedavinizden Arta Kalan Embriyolarınız İtinayla Mücevhere Dönüştürülür!
Reşat Ekrem Koçu’dan İstanbul Harikaları

Send this to friend