Her düşen uçak, insanın bulutlarda yüzme hayalinin de yere çakılması bir yerde, şiirsel bir tarafı var. Bu mezar taşı, bunun da anıtı olamaz mı?

KÜLTÜR

Hostes Rona Altınay’ın Mezarı

Hostes Rona Altınay’ın mezarını Aşiyan Mezarlığı’ndan geçerken gördüğümde niye donup kaldığımı, fotoğrafını görünce siz de anlayacaksınız:

 

ronabuyuk

 

Altınay, 3 Mart 1974’te Fransa’da ormana çakılan Türk Havayolları uçağında vefat etmiş. Arkasında bıraktığı, ne kadar ama ne kadar müthiş bir mezar taşı. Burnu toprağın içinde, toprağı koklayan, kocaman taştan bir uçak. Üzerinde Altınay’ın da bir fotoğrafı var. İnsan mezarı görünce baştan irkiliyor, hatta ölüm adetleriyle ilgili alıştığımız bir sürü düşünceden dolayı böyle bir seçimin uygunluğunu da sorguluyor ama… Mezartaşı, üzerindeki bilgilere göre vefat ettiğinde sadece 29 yaşında olan Altınay’ın nasıl öldüğünü, mesleğinin yaşamı ve ölümünde nasıl büyük bir yeri olduğunu hiç kelime kullanmadan, ne kadar özlü ve güzel anlatıyor. Mezarın karşısında ayaklı, minik, mermer bir çeşme de var, gene üzerinde Rona Altınay’ın adını taşıyan. Uçağın karşısında öylece duruyor, yaşayanlar için. İnsan ister istemez Altınay’ın ardından bu kararları verenin kim olduğunu, mezar taşını kimin tasarladığını ve oraya dikmek için ne mücadeleler verdiğini merak ediyor.

 

Bu kadar dikkat çekici ve güzel bir mezar taşının yanından sadece yürüyüp geçemiyorsun tabii, düşündüm durdum. Altınay’ın bu kadar genç bir yaşta, elim bir kazaya kurban gitmesinin yanında uçak kazalarının da insanı derinden yaralayan bir tarafı var. Bu histe tam olarak nasıl havada durduğunu anlamadığımız bir şeye tamamen insan zekası ve çabasına güvenerek binmemizin bir katkısı olmalı sanırım.  Her düşen uçak, insanın bulutlarda yüzme hayalinin de yere çakılması bir yerde, şiirsel bir tarafı var. Bu mezar taşı, bunun da anıtı olamaz mı?

 

Gördüğünüz fotoğrafları çekmekte tereddüt ettim, mahremiyete saygısızlık etme endişesiyle. Sonra düşündüm ki, bu mezar taşının amaçlarından biri Altınay’ın adını yaşatmaktıysa, bunu otuz küsür sene sonra bile zarafetle yapmayı başarıyor. Bu vesileyle Altınay’ı ve 1974 kazasında bütün ölenleri anmış olalım. Bir de sonuç olarak, dedim içimden, bütün mezarlıklar aslında henüz taşınmadığımız evlerimiz sayılır.

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

SANAT

YBu Resim Gitmeli Mi?
Bu Resim Gitmeli Mi?

Sanatçı Hannah Black'in siyah bir çocuk cesedini tasvir eden sanat eserinin var oluşunu ve sergilenmesini eleştirdiği açık mektubundan hareketle: "onurlandırmak" ve "lafı ağzına tıkmak" arasındaki ince çizgi nerede durur?

KÜLTÜR

YMary Beard: Gücün İçinde, Üzerinde, Peşinde Kadınlar
Mary Beard: Gücün İçinde, Üzerinde, Peşinde Kadınlar

Cambridge Üniversitesi Klasikler Profesörü Mary Beard'ın konuşması: Kadınlar Antik Yunan'dan bugüne güçle nasıl ilişkilendi?

SANAT

YÖlüm Kadar Ciddi, Küfürlü bir Şaka: Renate Bertlmann
Ölüm Kadar Ciddi, Küfürlü bir Şaka: Renate Bertlmann

Renate Bertlmann, 1970’lerde bir çok çağdaşı gibi 1968’in devrimci atmosferi ve ikinci dalga feminizmin gücüyle kadın bedenini bir kutlama ve devrim aracı olarak yeniden kurgulayan eserler üretmiş.

SANAT

YGüncel Kızlar (1977)
Güncel Kızlar (1977)

Vintage sarısı, yalnızca çözülmüş meselelere, başarıyla alınmış haklara mı değer?

Bir de bunlar var

Yalnızlık Güvenli Bir Sığınak mı Kırıp Atamadığımız Bir Buz Kalıbı mı?
Bilginin Meyvesi ya da Vulvanın Hikayesini Anlatmak
Umman Nine’nin Mektupları: Kadınlar Çeker Zahmet Küreğini

Send this to friend