Ülkeler bitince insanlara ne olur?

TARİH

Hayalet Ülkenin Şampiyonları: Sovyetler Birliği’nin Son Olimpiyatları

Ağustos 1992’de, Barcelona’daki Olimpiyat Oyunları’nda, o sırada 15 yaşında olan Tatiana Gutsu ürkekçe gülümseyerek podyuma çıktı. “Boyalı kuş” lakaplı Odessa’lı cimnastikçi, altın madalyasını almak üzere başını eğerken, mavi-sarı Ukrayna bayrağı olimpiyat tarihinde ilk kez göndere çekiliyor, Ukrayna marşı ilk kez çalıyordu.

 

Son 40 yıla damgasını vuran, Olimpiyat Oyunlarına bambaşka bir anlam veren Soğuk Savaş rekabetinin son etabı da böylece sona eriyordu. Resmi olarak bir sene önce tarihe karışmış olan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, on yıllardır domine ettiği spor sahnesinden de çekiliyordu.

 

Gutsu, en büyük rakibi ABD’li Shannon Miller’ı 0.012 puanlık bir kılpayıyla geçmişti. Miller’in daha hatasız performansına karşılık Gutsu’nun rutini daha zordu. Altın madalyayı kimin daha çok hakettiği daha sonra da tartışma konusu olacaktı, ancak bu gümüş, Sovyetler Birliği 1952’de Olimpiyat Oyunları’na ilk kez katıldığından beri Amerikalı bir cimnastikçinin bireysel seride aldığı ilk madalyaydı.

 

Gutsu daha sonra bir röportajda, belki de hayatında ilk kez o gün duyduğu Ukrayna marşının kendisini şaşırttığını söyledi. Antremanlarından başka pek bir şeyle ilgilenecek vakti olmayan bu genç atlet, Sovyet marşını duyacağını düşünmüştü. Aslında durduğu yer tam da bu eski ve yeni iki ülkenin arası, bir tarih aralığıydı. Zira Barcelona’ya ne henüz var olmayan Ukrayna Milli Takımı’yla, ne de artık var olmayan SSCB Milli Takımı’yla gitmişti. O tarih aralığında ait olduğu takımın adı Birleşik Takım’dı. Equipe Unifiée. Ülke kodu: EUN.

 

Tatiana Gutsu, kendisi gibi Ukraynalı olan Tatiana Lisenko, Belaruslu Svetlana Boginskaya, Özbekistanlı Rozalia Galiyeva ve Oksana Chusovitina ve Rusyalı Elena Grudneva ile birlikte Birleşik Takım’ın kadın jimnastik ekibini oluşturuyordu. Sovyetler Birliği 1991’de resmi olarak dağılmıştı, ancak sadece üç Baltık ülkesi o sene olimpiyatlara kendi milli takımlarıyla katılıyorlardı. Geriye kalan 12 cumhuriyetin -Azerbaycan, Belarus, Ermenistan, Gürcistan, Kazakistan, Kırgızistan, Moldova, Özbekistan, Rusya, Tacikistan, Türkmenistan ve Ukrayna- sporcuları, tüm takım sporlarında Olimpiyat Komitesi’nin bayrağı ve marşı altında, “Birleşik Takım” adıyla, son kez birlikte yarışacaktı.

 

Artık birleşik bir ülkeleri olmayan, bütün dünyanın aşina olduğu koyu kırmızı eşofmanlarının üzerinde bir şey yazmayan, olimpiyatlara bayraksız ve marşsız gelen, ülkelerine döndüklerinde hangi federasyonu nerede bulacakları bile belli olmayan bu dev Birleşik Takım’ın sporcuları, Barcelona’yı 112 madalya ile bitirdi. Oyunların favorisi olan ABD’den toplamda 4, Altın’da 8 tane daha fazla madalya alarak.

 

Birleşik Takım’ın yarıştığı tek diğer turnuva, aynı yıl Albertville’de düzenlenen kış olimpiyatlarıydı. Rus sporcular, artistik patinaj dalında sekiz olimpiyattır üstüste altın madalya kazanıyorlardı, ancak Natalya Mişkutenok – Artur Dimitriyev ikilisi madalyalarını almak için podyuma çıktığında, ne doğduklarından beri gördükleri bayrak, ne alışık oldukları ezgi vardı. Mişkutenok’un 5 halkalı olimpiyat bayrağına bakarken nasıl iç çektiğini görmek isteyecekler için görüntüler internette. Dimitriyev ise, seneler sonra Rusya devlet televizyonuna verdiği bir röportajda o günleri, “O sırada birisinin Ukraynalı, obürünün Belarus olduğunu düşünmüyorduk… Henüz ayrı ülkeler olduğumuzun bilincine varmamıştık“ diyerek hatırlıyor.

 

40 Yıllık Rekabetin Sonu

 

Sovyetler Birliği, 1952-1988 seneleri arasında 9 kere yaz oyunlarına, 9 kere kış oyunlarına katıldı, bunlardan sadece beşinde toplam sıralamada ikinci oldu. Sovyetler’in olimpiyatlara dahil olması, oyunların çehresini tamamen değiştirdi. Spor tarihçisi Amy Bass, Soğuk Savaş ortamının her şeyi etkilediği gibi, zaten hiçbir zaman siyasetin gölgesinden uzakta gerçekleştirilemeyen Olimpiyatlar’ın havasını da etkilediğini söylüyor: “ABD’nin kazandığı her altın madalya demokrasi için, Sovyetler’in kazandığı her altın Sovyet ülküsü için bir zaferdi.”

 

Elbette, savaşın sıcağı da, soğuğu da, ülke hanesine madalya yazıp onları sıralamak da olimpiyatların ruhuna ters. Nitekim Olimpiyat İlkeleri’nin ilk maddelerinden biri, “Olimpiyat Oyunları, birey veya takım olarak sporcuların arasındaki bir yarışmadır, ülkelerin arasında değil” diyor. “Komite, ülkeleri madalyaya göre sıralamayacaktır” diyerek net bir dille de ekliyor.

 

Yazılı ilkeler, ülkelerin madalyalarını uc uca eklemesine tabi ki olimpiyat tarihinin hiçbir döneminde engel olamadı. ABD-SSCB rekabeti, “onlara karşı biz” hikayesinin en uzun soluklu tezahürüydü sadece. Tatiana Gutsu ile Shannon Miller arasındaki çekişme, birçok başka branşta birçok başka atlet arasında yaşandı. Rafer Johnson-Vasili Kuznetsov arasında tam dört kere el değiştiren dekatlon dünya rekoru, 1964 ABD-SSCB Basketbol finali, 1980’de efsanevi Sovyet buz hokeyi takımının neredeyse amatörlerden oluşan “Miracle on Ice” ekibine yenilmesi bu rekabetin zirve noktalarından birkaçıydı.

 

Bugün madalya sayımı devam ediyor. Her ülke madalya saydığı gibi, her ülkenin madalya sayışı da kendine göre. Örneğin Çin sadece altın madalyayı madalyadan sayıyor. ABD ise tüm madalyaları aynı sayıyor, yani toplama bakıyor. Pekin’deki 2008 Yaz Olimpiyatları’nda bu yöntemi kullanan ABD, 30’u Altın toplamda 100 madalyası olduğu için, sıralamada 46’sı altın 83 madalyası olan Çin’in önüne geçmiş görünüyordu.

 

Çeyrek asırdır hanesine bir şey yazılmayan Sovyetler Birliği, nasıl sayarsak sayalım bugün hala madalya sıralamasında ikinci sırada; dünyaya yeni bir süpergüç gelmediği müddetçe de daha epey bir süre öyle kalacak gibi görünüyor. Artık birçok alanda olduğu gibi sporda da dominasyonu sorgulanmayan ABD ise arayı açmış durumda, onlar için de “onlara karşı biz” hikayesinde Sovyetler’in yerini tutabilen olmayacak. Amy Bass, Salt Lake’teki 2002 Kış Oyunları’nda Avustralya’da bir televizyon kanalının ekranın köşesine “Şer Ekseni” madalya sayacı koyduğundan bahsediyor. Bush’un şer kaynağı ilan ettiği ülkelerin hiçbiri oyunlarda değildi elbette ama maksat devletlerin karşılarına başka devletleri alma ihtiyacına göndermede bulunmak. ESPN’in kıdemli muhabirlerinden Jeremy Schaap’ın dediği gibi, “Soğuk Savaş bize milli takımlarımızı sevmeyi öğretti.”

 

Ülkeler ölünce insanlar nereye gider?

 

Shannon Miller, 1992’de gümüş madalya aldığı turnuvadan sonra ABD tarihinin en fazla madalya kazanan, cinsiyet farketmeksizin en başarılı cimnastikçisi oldu. ABD Milli Takımı’nı Atlanta’da altına taşıdı, reklam anlaşmaları yaptı, kendi isminin markası üzerine bir şirket kurdu.

 

O güne kadar olimpiyatlarda cimnastik branşında altın madalyayı bir kere bile kaptırmayan, o gün de orada üç altın, toplam altı madalya alan ‘Birleşik Takım’ ise dağıldı. Diğer branşlarda olduğu gibi, ekipten çoğu kişi profesyonel sporu bıraktı, birçok sporcu ve antrenör ülkelerindeki ekonomik zorluklardan uzaklaşabilmek için ABD veya Avrupa’ya taşındı. Takımları da kayboldu, markaları da. 17 yaşında antrenörlerinin peşinden ABD’ye giderek bir sürü şehir değiştiren Tatiana Gutsu, Olimpiyat veya diğer cimnastik müsabakalarına izleyici olarak bile gitmedi.

 

1992’deki o madalya töreninin ardından Birleşik Takım’lı Gutsu, ABD’li Miller ve Romanyalı Miloşoviçi birbirilerine sarılarak kameralara poz verirken, az önce taşkın bir enerjiyle müsabakayı anlatan ABD’li spiker bu sefer sanki kendi kendine konuşuyordu: “Dünya dört senede nasıl da değişti… dünya nasıl da değişti.”

 

***

 

Bu yazı ilk kez Socrates Dergi‘nin Aralık sayısında yayınlanmıştı, görsel de Socrates’ten.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÜLTÜR

YOrhan Pamuk’u Bezdirmişsiniz
Orhan Pamuk’u Bezdirmişsiniz

Orhan Pamuk, sırf yurtdışında başarılı diye eleştirilmekten (hâlâ) şikayetçi: “Romanın başarısını kendisine karşı bir silah olarak kullanıyorlar.”

KÜLTÜR

YKazuo Ishiguro ile Röportaj: Kurgu Sanatı
Kazuo Ishiguro ile Röportaj: Kurgu Sanatı

Edebiyat nobelinin yeni sahibi Kazuo İshiguro ile hayat hikayesi, ilham kaynakları, çalışma rutini üzerine yapılmış en kapsamlı röportajlardan biri.

ENGLISH

YIn Turkey, female patients bear brunt of misdiagnoses
In Turkey, female patients bear brunt of misdiagnoses

The common request shared by every woman I spoke to for this article was that they would be properly listened to.

Bir de bunlar var

Sade Türk Kahvesi
Dönüşen İstanbul’un Öncü Kadın Sinemacısı Sabahat Filmer
Anarşiksler piskopatların bir çeşididir

Send this to friend