Başlarda Hannah Horvath’ın yaptığı her hataya, daha pek kayda değer şeyler yaşamamış olan bendeniz kibirli bir tavırla gülüp geçerken, zamanla Hannah’nın yansımasına dönüştüm.

KÜLTÜR

Girls Dizisi ile Gönül Bağları, 20’li Yaşların Kafa Karışıklığı

Girls dizisinin anlattıkları şu an 20’li yaşlarının ortasında hayal kırıklıklarıyla boğuşan bizler için hatırlamaktan kaçındığımız anılarla eş değer. Final yapmasının üzerinden birkaç ay geçmişken, Lena Dunham’ın kaleminden çıkan anıların ve karakterlerin yarattığı etkiye odaklanmak istedim. Zira bu dizi kişisel tarihimin de en önemli parçalarından biri halini aldı.

 

Başlarda Hannah Horvath’ın yaptığı her hataya, daha pek kayda değer şeyler yaşamamış olan bendeniz kibirli bir tavırla gülüp geçerken, zamanla Hannah’nın yansımasına dönüştüm. Yansımamı gördüğüm nokta ise onun geleceğine dair verdiği kararlarda, hayat rutinin bozulmayacağını düşünürken, etrafındaki herkesin ve her şeyin değişmeye başladığı noktaydı. Bu değişim hali esasen dizinin başında, ailesinin maddi desteğinden mahrum kalma durumuyla başlasa da dizi ilerledikçe daha katmanlı boyutlara ulaştı. İşi, hiçbir yerde dikiş tutturamayışı, ayrılığı, yazarlığı ve arkadaşlarından gördüğü/göremediği tüm tepkiler onun büyüme hikayesinin bir parçasına dönüştü. Ondan duyduğum pek çok cümle, benim hayatımın kırılma noktalarına kendini eş zamanladı. Bu anları dizi devam ederken yaşamış olmak da Lena Dunham’ın yarattığı karakterlerin gelişiminin kusursuza yakın oluşunun bir sağlamasıydı.

 

Girls’ün hayatlarımız için tavsiye niyetinde süslenmiş cümleleri ve ‘kendini iyi hisset’ sahneleri olmadı. Olmaması da seyircinin yararına dönüştü. Özdeşlik kurma mekanizmasının bir anda çalışmaya başladığı bir hikâye akışı olmadığından, zaman geçtikçe, bölümler ilerledikçe ve en önemlisi bizlerin yaşantısı Brooklyn’deki bu dört arkadaşın hayatlarıyla ucundan kıyısından kesişmeye başladıkça, her birinin ağzından dökülen cümleler gerçek hayatta da karşılığını buldu. Bu karşılık bulma süreci beraberinde yeni yetişkinliğin sancılarını gösterdi. Başlardaki o kibirli tavrın yerini hala heyecanını koruyan ama fazlasıyla yorgun bizlerin, karamsar düşünceleri aldı. Bu karamsarlığın nedeni yere ve zamana göre şekil değiştiriyor. Türkiye’de yaşıyor olmanın getirdiği yükle beraber yeni yetişkinliğimizin gördüğümüz en korkunç kâbus olması gibi. Ama ne şartlarda olursa olsun 20’li yaşlarını süren genç kadınların hikâyeleri belli noktalarda gönül bağıyla kesişiyor. Bu gönül bağını en derinden fark ettiğim an “27 yaşımı hiç böyle hayal etmemiştim.” dediğim andı benim. Hannah gibi anlatacak hikâyelerimin olduğuna emindim ama kendi hikâyem için sürekli ağlıyordum. Hayatımda ilk defa böyle bir umutsuzluğu deneyimlemiştim. Yaptığım hiçbir şeyi elime yüzüme bulaştırmıyordum ama sanki durum tam tersiymiş gibi geri dönüşler alıyordum her seferinde. Hayat rutinimi, sevmeyi, gülümsemeyi, mutlu olmayı ve başarmayı istemenin bir hata gibi karşılandığı bir dönemin içinde buldum kendimi. Söyleyeceklerimin ağzıma tıkılmış olduğunu hissetmek, hesaplaşamamak, mücadele etmeye, ayakta durmaya çalışmak ve tüm bunların sonucunda çok yorulmak, deneyimlemem gereken bir süreçti demek ki. Ama aksinin mümkün olması o kadar güzel bir hayaldi ki. Bu yorgunluğumun had safhaya ulaştığı günlerde Girls finalini yaptı. Aynı aşamaları geçirmiş ve artık yorgunluğunun farkında olan Hannah’nın yeniden ayağa kalktığı bir bölümle üstelik.

 

 

Dizinin bütünü düşünüldüğünde bir ara bölüm gibi duran final bölümü, ilk izlediğimde beni biraz hayal kırıklığına uğratmıştı. Sadece Hannah, Marnie, Hannah’nın annesi Loreen ve Hannah’nın bebeğiyle geçen bu bölümün şaşaalı cümlelerin, görkemli farkındalıkların önümüze sürülmediği Girls için mükemmel bir final olduğunu üzerinden zaman geçtikçe anladım. Çünkü hayatın belirsizliği üzerine yoluna kararlılıkla devam edecek olan bir kadının tek başına tüm yaşadıklarına kafa tutmasıydı aslında bu final. Tracy Chapman’ın Fast Car’ı eşliğinde bebeğini emzirirken, Marnie ve annesiyle konuşurken, bebeğini tanımaya çalışırken gündelik hayatın tüm işlevini sarsma gücünü de kendinde bulabileceğini fark ettiği bir geçiş anıydı bu. Herhangi bir yere bilet alacak kadar ruhu özgürdü. Son bölümlerde Hannah’nın hayatı için verdiği kararı büyük bir farkındalıkla uygulaması da, söyleyemediği sözleri dile getirmesi ya da korkup kaçtığı yüzleşmeleri gerçekleştirebilmesi de onun karakter gelişiminde ilk sezondan bu yana çizilen yolun nasıl özenle yazıldığını gösteriyordu. Hannah başarılı bir yazarlık kariyerine sahip olmak ya da başka bir deyişle işinde başarıyı bulmak ve özel hayatında da mutluluğu yakalamak istiyordu özünde. Aynı dertten muzdarip bizler gibi. Hannah çok sevdi, çok kafa karışıklığı yaşadı, çok üzüldü, çok kırdı ve çok kırıldı ama tüm bunların sonucunda kendini tanıdı. Bu tanışıklık ne yazık ki çoğumuzun hala deneyimleyebildiği bir tanışıklık değil. Kendi doğrularımızı çizmeye çalıştığımız noktada kaç engele karşı savaş verip pes ettirilmeye çalışıyoruz diye düşündüğümüzde, ortaya geleceğe dair en karamsar tablo çıkıyor. Hannah’nın şansı, karşısına bu engebeli yolun hayati yönden en az zarar vereninin çıkmış olması; ki coğrafya burada da devreye giriyor. Temel hakların kadınların elinden kolektif bir eril güçle alındığı toplumumuza karşı babasız çocuk sahibi olma kararından bahseden Hannah. Bizim burada kendimizi tanıma sürecimiz için aldığımız yolun iç yakan karşılaştırması. Bu durum başlı başına ayrı bir yazı konusu. O yüzden kendini tanıma aşamasına ve 20’lerindeki yorgun ruhlara geri döneceğim.

 

 

Üzülmekten yorulmayı deneyimlediğim bu yeni dönem, Hannah’nın kararlılıkla yoluna devam etmeye karar vermesiyle aynı zamana denk geldi. Girls’ün hayatıma doğrudan etki eden bir yanı Hannah, Jessa, Marnie ve Shoshanna’yla kurduğum(uz) sistalık müessesesi. Yere düştüğün an seni tekrar ayağa kaldıracak anları kaleme almak, en yakın arkadaşlarının sözleriyle birleşiyor bir noktadan sonra. Can yakan anıların capcanlı bir yansıması gibi duruyor tüm karakterler Girls’te. Hepsiyle bir şekilde yollarımızın kesişmesi de bu yüzden. Bir sonraki bölümde Jessa’nın Hannah’dan özür dilediği o parti sahnesi, Girls’ün soğukkanlılığını koruyan atmosferinin bir örneği. Tüm kızgınlığını o ana kadar içinde biriktiren Hannah, en yakın arkadaşına düşman olmanın bir kazanç getirmeyeceğini fark edip bu dostluğa güvenmeyi seçiyor yine. Hannah’nın hayatındaki en büyük dönüm noktalarından birine zemin hazırlayan ve bu özrün temelini oluşturan olay, Hannah’nın hem yazarlığına hem kişiliğine hayal edemeyeceği katkılar sağladı hem. Jessa’ya artık yorgun gözlerle baksa da, Hannah değiştiğinin ve bunun iyi şeylerin habercisi olduğunun farkında.

 

Hannah’nın yazıya sarıldığı anlar da gücümü toparlamam için bir ışık oldu dizi boyunca. Yazmak kendini tanıma yolculuğunun en gerekli egzersizi. Beyninde kurduğun cümleler, sonu gelmeyen kavgalar yazıya döküldükçe anlamını çoğaltıyor gibi geliyor bana. Hannah’nın beşinci sezonun son bölümünde, kitabevinde kendi yazısını okuduğu ve hayatı olduğu gibi kabul edip kendi yolunda tereddüt etmeden ilerleyeceğinin sinyalini verdiği sahne, Hannah’nın içindeki duvarları yıktığının bir göstergesiydi. Yazma eylemi de duvarları yıkmak için önümüzde duran bir seçenek gibi şu an. Geçtiğimiz Nisan ayında 5Harfliler’de Duygu Aytaç’ın okumaktan en çok keyif aldığım yazarlardan biri olan Elif Batuman’la yaptığı bir röportaj yayınlanmıştı. Röportajın bir yerinde şunları söylüyordu Elif Batuman: “…İkimizin de neden öyle davrandığını ve benim neden haklı olduğumu aklımda rasyonel biçimde çözer, sonra da bunu ona anlatmak isterdim. Sanki neden haklı olduğumu ona iyice anlatabilirsem, sorun çözülecek, aramız düzelecekmiş gibi. Bunun böyle işlemediğini anlamam yıllar aldı.” Bu cümleyi karşılaştığımız, bir şekilde hayatımızda yer edinmiş herkes için bir düşünelim. Çoğu zaman haklılığımız temas ettiğimiz insanların bizim kalbimizi kırmasına engel olamıyor. Yapamadığımız hesaplaşmaların ya da haklılığımızın ne hallerde karşımıza geleceğine dair bir ipucu bu cümle. O sahnede Hannah, sanki bu cümlenin ışığında içinden gelenleri yazıya döküp kendini çoğaltıyor ve büyütüyordu. Büyüdükçe de genç bir kadının azmiyle kendiyle tekrar barışıyordu.

 

Kendimi bildim bileli hayallerimle yaşıyorum. Bana sinemayı sevdiren de bu hayaller oldu, kitaplara bağlayan da. Çocukken bir kağıda tanımadığım bir şehrin sokaklarını çizip parmaklarımla o sokaklarda yürürdüm. Büyüdükçe o sokakların bendeki karşılığını yazmaya, bu karşılığı bulduğum filmleri izlemeye başladım. Zihnimizde büyüyen dünya hiç yabana atılası bir dünya değil, aynı Girls’ün genç kadınlarının kurduğu farklı dünyalar gibi. Hayat can yakıyor, evet. Ama artık ayağa kalkmanın ne demek olduğunun da farkındayım. Hannah da farkına vardı. Bir sonrakine daha kolay olacak!

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • Didar Çağlar

    Dizinin hissettirdiği garip ve ürkünç tekinsizlik, yüzü hep şarka dönük kadınlar için tam olarak aynı tarihsel tecrübelere tekabül etmiyor . Kötülüğün sıradanlığı her iki yakada farklı ton ve akislerde yol alırken tükenmek bilmez ‘her şeyi tüketme arzusu’ derin bir huzursuzluk ve güvensizlik veriyor insana . Hannah ve arkadaşlarının kişisel tecrübeleri, yapay duyarlıkları, tüm ihtimallerin ve gerçekleşmiş olan her şeyin kolay sindirilebilirliği Avrupa’nın resmî tarihinin toplumsal bir izdüşümü gibiydi . Radikal bir ahlak asayişi amacından uzak olmakla birlikte; yapay, faydacı, sürekli bir tatminsizlik mızmızlığı içinde dolaşan bir kıta dolusu insanın hikayesi hayata tutunmayı böyle böyle öğrenmekten hiç bitmeyecek, asla bitmeyecek bir kafa karışıklığından başka bir şey hissettirmedi. Mutsuzluğun ve arayışın içinin boşaltılıp asla dinginleşmeyecek bir uzama dönüştürülmesi sonsuz bir tatminsizlik ve duraksızlık bir doğulu olarak kafamın almadığı bir tecrübe . Birtakım esintilerini her ne kadar toplumsal yaşantılarımızda görmüş olsakta ilerisi burdan bakınca aşırı bir yorum olarak kalacaktır. Sınırsızlığın bile kendi içinde dönüşmüş oturmuş bir ara formu vardır diye düşünüyor teşekkür ediyorum :)

Bir de bunlar var

Gönül Abla’ya Mektuplar
Migren Kolyesi
Seksle İlgili Bildiklerimizi Nereden Öğreniyoruz?

Send this to friend