Bu müzik sizin hayal ettiğiniz müzik mi? Yoksa tek başınıza olsanız çok başka bir şey mi yaparsınız?



MEYDAN

SANAT

YAZI

Gezi’ye Gelinlikle Giden Luthier: Pinhani’den Zeynep ile Soru-Cevap

Aklıma birileriyle röportaj yapma fikri düşünce hemen nasıl fenomen olabileceğimi hesaplamaya başladım. Dikkatlerden kaçan, sesi pek duyulmayan, bazen sıradan kişilerle konuşacak, tevazunun gücüyle parlayacaktım. Birinci tercihim, Pinhani’nin basçısı Zeynep Eylül Üçer Cücenoğlu oldu. Kliplerde sakin sakin gitarını çalıp vokal yaptığını gördüğümüz kişi. Pinhani’yi ilk dinlediğimde acayip şeyler hissetmiştim. Hislerimi tarif edemeyeceğim ama sükunet, taşra, melankoli, saf, yeni yetme ‘tag’lerini kullanabilirim. Böyle bir yerlerden yola çıkalım bakalım, dedim. Sabaha karşı facebook’ta yazıştık:

 

JL: Siz müzik dışında bir iş de mi yapıyorsunuz?



 

ZEÜC: Evet, yapıyorum. Müzik dışı sayılmaz aslında. Çalgı yapımcısıyım. (www.facebook.com/violindream) Keman, viyola, viyolonsel, kontrbas… Luthier deniyor benim mesleğimle uğraşanlara.

 

illustrasyon

 

JL: Tercih mi, zorunluluk mu?











 

ZEÜC: Tercih. Çok mutluyum.

 

JL: Profesyonel olmadan önce planlamış mıydınız peki bunu?











 

ZEÜC: Ben Pinhani’de çalarken karar verdim çalgı yapımcısı olmaya. İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı’nın sınavına girdim ve kazandım.

 

JL: Pinhani’de pek kullanmıyorsunuz ama galiba…


 

ZEÜC: Kullandık aslında. Kontrbas. İlkin Deniz çaldı.

 

JL: Ben sizi ilk “İstanbul’da kimim var?” dediğiniz zamanlarda duymuştum.




 

ZEÜC: 2006 senesi.

 

JL: Ve aklıma Mor ve Ötesi’nin bir klibi gelmişti.

 

ZEÜC: Hatırladım bu klibi.

 

JL: Herhalde lisede okuyorlardı ya da lisenin hemen sonrası. Siz de farklı bir yönden, taşra gibi bir yerden uzanarak aynı sularda geziyormuşsunuz gibi gelmişti.

 

ZEÜC: Ben Antalya’da yaşıyordum ortaokul ve lise yıllarımda. Fakat ilkokulu İstanbul’da okudum ve TRT Çocuk Korosu’nda şarkı söyledim.Taşra konusuna gelince… Çıktığımız zaman İzmirli ya da Ankaralı bir grup olduğumuzu zannedenler oldu. İstanbul’dan bir bıkkınlık var
 bizde. Nedeni ise İstanbul’un insanı yutması. 
’İstanbul’da‘ şarkımızda tam olarak bunu anlatıyoruz aslında. Bu şarkı Bakırköy-Mecidiyeköy otobüsünde yazılmıştı. Eskiden 85 numaraydı. İnsanlar kendilerinden çok şey buldular çünkü aynı otobüse onlar da biniyor.

 

JL: Siz lisede ne dinliyordunuz?


 

ZEÜC: Ben Metallica dinliyordum, Athena dinliyordum, Bulutsuzluk Özlemi…

 

JL: Metallica mı?
 Bunu beklemiyordum.








 

ZEÜC: ‘Garage Inc.’ albümü çıkmıştı. Artık dinlenecek halde olmayan bir CD haline dönüştü.

 

JL: Nasıldı peki müzikle uğraşma durumu, okulda ya da arkadaş çevresinde?



 

ZEÜC: Lisede hiç yoktu gibi bir şey. Okulun gurubuna gireyim, dedim, beni pek sallamadılar. Çünkü grup tamamlanmıştı.
Benim de pek zamanım yoktu, fazla üstelemedim. Basketbol oynuyordum.

 

JL: Üsteleme ne zaman başladı?











 

ZEÜC: Basketbolu bıraktıktan sonra, 2004’te.

 

JL: Nasıl oldu?

 

ZEÜC: Kuzenim bana bir bas gitar hediye etti.

 

JL: Neden durup dururken gitar hediye etti?







 

ZEÜC: İçinden gelmiş. Hem benim bir şey çalmamı çok istiyordu. Ailede müzisyen çok. Annem piyano öğretmeni. Dedem ud ve keman çalar, teyzeler piyano çalar…

 

JL: Ne güzel… Siz klasik Türk müziği sever bir kişi misiniz peki?



 

ZEÜC: Bayılırım.
Okula girmeden önce pek sıcak bakmazdım ama, açık söyleyeyim…

 

JL: Kimleri seviyorsunuz?

 

ZEÜC: Münir Nurettin Selçuk, Niyazi Sayın, İhsan Özgen…

 

JL: Münir Nurettin klasik batı müzisyeni gibi, değil mi?


 

ZEÜC: Çalgılarda çalım teknikleri var geliştirdiği. İnanılmaz bir müzisyen. Seha Okuş var mesela, harikadır.

 

JL: Sizin müziğinize de etkisi var mı Türk müziğinin?




 

ZEÜC: Var tabii, olmaz olur mu? ‘Düğün‘ şarkısı nikriz makamında, mesela. 
İnsanlar maalesef at gözlüğüyle bakıyor Türk müziğine. Öcü gibi de denebilir.

 

JL: Ama neden?











 

ZEÜC: Anlatayım: Batı’ya olan hayranlıktan. Batı’yı dünyanın en iyisi sanmaktan. Aslında Batı’da da zamanında Türk müziğinden etkilenme olmuş, besteciler
 Türk müziğinden motifler kullanmış.

 

JL: Peki siz kendi konserlerinizde nasıl dinleyicilerle karşılaşıyorsunuz?

 

ZEÜC: Şöyle anlatayım: Önce kendilerini çekiyorlar, katılmıyorlar neredeyse
 ama sonradan açılıyorlar. Hele biz de bazı parçalarda onların yanına inip oynamaya başlayınca film kopuyor.

 

JL: Ne? Siz öyle şeyler mi yapıyorsunuz?











 

ZEÜC: Tabii. Ben sizi konserleden birine davet edeyim, beraber oynarız. :)

 

JL: Twitter hesabınızdan gördüğüm kadarıyla Gezi eylemlerini yakından izlemişsiniz. Gençler hakkındaki fikriniz değişti mi insanların söylediği gibi?

 

ZEÜC: Ben de gencim. 28 yaşındayım.

 

JL: Diğerleri!











 

ZEÜC: Kendimle ilgili fikrim hep aynı. Diğerlerini görmüş olduk.

 

JL: Nasıllarmış?











 

ZEÜC: Bizim gibi.

 

JL: Yani…?

 

ZEÜC: Atatürkçü, ne istediğini bilen, sözünün arkasında duran…
 9 Haziran’da evlendik biz, Gezi Parkı’na gittik. Gelinlik ve damatlıkla fotoğraflarımız var.

 

foto 2

 

JL: Gerçekten orada hissettiğiniz şey Atatürkçü bir hava mıydı?

 

ZEÜC: Karşı bir hava vardı düzene. Çok güzeldi. Ama ben kendimi çok garip hissettim. Taş Kışla’nın önünde revir vardı. Otobüsler… Her şey o kadar iç burucuydu ki
 ağlamamak için zor tuttum kendimi.

 

JL: “Her şey o kadar iç burucuydu ki ağlamamak için zor tuttum kendimi” sizin müziğinizi tarif eden bir şey gibi sanki…

 

ZEÜC: Siz nasıl tarif ederseniz… Müziği dinleyen sizsiniz, tarifi de siz yapın.

 

JL: Siz de oradaki ortamı müziğinizle yarattığınız dünyaya yakın buldunuz mu?



 

ZEÜC: Boğaziçi Caz Korosu, Duman, Gülsin Onay, Alman piyanist 
inanılmazlardı. Hala da öyleler.

 

JL: Neden onları inanılmaz buldunuz?











 

ZEÜC: Müzikle aniden tepki verdiler.

 

JL: Siz de çaldınız mı parkta?











 

ZEÜC: Hayır.

 

JL: Orada olmasa da başka yerlerde insanlara ilham verdiğinizi görüp hissediyor musunuz?



 

ZEÜC: İnsanlar şarkıları paylaşıp kendilerine yakıştırıyorlar. Yaşantılarına uydurup kendilerini sözlerde buluyorlar. Sosyal medyada görüyoruz, izliyoruz.

 

JL: Ne hissediyorsunuz bunlara rastlayınca?











 

ZEÜC: Seviniyoruz. Kötü şeyler de yazıyorlar. Onlardan da çok güldüklerimiz oluyor, ‘retweet’ ediyoruz

 

JL: En sevdiğiniz şarkınız hangisi?









 

ZEÜC: Benim favorim ‘Yıldızlar‘.

 

JL: Bu müzik sizin hayal ettiğiniz müzik mi? Yoksa tek başınıza olsanız çok başka bir şey mi yaparsınız?



 

ZEÜC: Tek başına olsam çok farklı bir şey yapacağımı düşünmüyorum.

 

JL: Sizin grup içindeki rolünüz ne?

 

ZEÜC: Şarkıları provalarda çalıyoruz defalarca. Herkes fikirlerini söylemekte özgür. Eğer fikir müzikal açıdan şarkıya uyarsa kabul ediliyor.

 

JL: Türkiye’de kadın müzisyen olmak zor mu, var mı böyle bir ayrım?

 

ZEÜC: Ayrım olarak bakmıyorum ben bu duruma. İyi tarafları var, kötü tarafları var. İyi tarafları daha çok, kötü tarafları önemsemiyorsunuz.

 

JL: Bazı kadın cazcılar erkekler kadar ciddiye alınmamaktan şikayetçi.

 

ZEÜC: Doğrudur, olabilir böyle bir şey. Muhakkak orta nokta bulunuyordur.
Şikayet durumu yok bende. Her şey olması gerektiği gibi.

 

JL: Son bir soru… Bugünlerde Türkiye’den yeni birilerini dinliyor musunuz?

 

ZEÜC: Marsis.

 

[İllüstrasyon: John Limon]

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

SANAT

YB’r Şeyler Eks’k demezsin, yo!
B’r Şeyler Eks’k demezsin, yo!

Çağıl Kaya'yla bugün çıkan albümü B’r Şeyler Eks’k’i ve cazdan rap'e uzanan müzik serüvenini konuştuk.

MEYDAN

Y‘Asıl kimse çocuklara saygı duymuyor’
‘Asıl kimse çocuklara saygı duymuyor’

Nasıl çocuklara öncelik verilen politikalar geliştirebiliriz? Eğitim Reformu Girişimi'nden Yeliz Düşkün anlatıyor.

KÜLTÜR

YŞantiyeden sahneye, oradan kürsüye
Şantiyeden sahneye, oradan kürsüye

Ebru Nihan Celkan: İnsanlar da kendi acılarından yola çıkarlarsa ve kendilerini oldukları gibi ifade etmeye başlarlarsa değişim olur.

SANAT

YKötü Kız Kardeş
Kötü Kız Kardeş

Genel olarak ‘iyi bir şey yapmıyorum’ hissi hâkim bende. Ama sadece ‘iyi bir şey üretmiyorum’ değil. ‘İyi bir insan değilim,’ ‘iyi bir sanatçı değilim,’ ‘iyi hiçbir şey değilim'.

Bir de bunlar var

Sandık Başında
İnternet sansürüne çalım atmak (mini mini kılavuz)
Eli Göğsünde, “Milletim Beni Akladı”

Send this to friend