Doğulu erkek yazarımız bir taraftan uzaklardaki Avrupalı kadını idealize etmekte ve arzulamaktadır öte yandan eleştirmekte.

KÜLTÜR

Garp ile Şark’ın Çok Cinsel Hikayesi III: Osmanlı Romanının Şehrazatları ve Tehlikeli “Box Woman”ları

Binbir Gece Masalları’nın çerçeve hikayesi ile başlamıştık maceraya ve geçen gecenin, pardon yazının sorularından biri çerçeve hikayenin motivasyonunun ne olduğu idi. Şehrazat hayatta kalmak için hikayeler anlatır, onun anlatıcılığının nedeni budur demiştik. Peki bu hikayeleri derleyip bir çerçeve hikaye altında toplayan anlatıcıların/aktarıcıların motivasyonu nedir? Şehrazat’ın muhatabı hükümdar Şehriyar’dır. Hikaye anlatıcılarının da tarihi ve reel dinleyici/izleyici/okur kitleleri vardır, tıpkı Osmanlı yazarlarının eğitimlerini ve yönlendirilmelerini üstlendikleri okurları gibi. Binbir Gece Masalları’nın çerçeve hikayesini oluşturan yazarlar Şehrazat gibi olumlu bir örnek yaratarak iç hikayelerde anlatılan “uygunsuz” şeylerin değil de Şehrazat’ın örnek alınmasını sağlamışlardı. Ayrıca Müslüman toplumuna uygun olmayan ve bir sürü farklı coğrafya ve dönemden derlenmiş hikayeyi doğrudan sansürlemek ve anlatmamak yerine bir çerçeve ile ehlileştirmişlerdi. Tabii hepsinden önemlisi “kötü” olan, baştan çıkarmaktan gurur duyan ve bunun mühürlerini koynunda taşıyan “box woman”ın, yani Binbir Gece’nin sandıktaki kadınının karşısına Şehrazat’ı çıkararak yeni bir kadınlık rolünü öne çıkarmış ve onaylamışlardı. Bu hesaba göre itaatkar rol modeli Şehrazat’ın anlattığı hikayeler müstehcenlik içerse de anlatıcının edepli pozisyonu bunun tam tersini gösterdiği için dinleyiciler/okurlar iç masallardaki ahlaksız kadınları değil aksi örnek olarak ortaya konan Şehrazat’ı örnek alacaklardı. Böylece Binbir Gece yazarları hem iç gıcıklayıcı hikayelerden vazgeçmeden diledikleri hikayeyi anlatır, daha doğrusu Şehrazat’a anlattırır, hem de dinleyenlerin bu anlatılanları değil de Şehrazat’ı örnek almasını sağlarlar.

 

Ama bir taşla iki kuş vuran sadece onlar değil. Dedik ya bizim Osmanlı beyleri de taşlar ve kuşlar konusunda pek becerikliydiler, kimi zaman ava giderken avlanmış olsalar da. Ataerkil, beyaz batılı eril öznenin maceralarıyla da haşır neşir olacağız ilerleyen gecelerde ama şimdi önce biraz bizimkileri deşifre edelim. Çoğu doğulu toplumun Batı ile olan ilişkilerinde son derece belirleyici olan modernleşme süreci karşısındaki tepkilerin ürünü olan metinlerde olduğu gibi Osmanlı romanında da Avrupalı kadın olumlanarak ya da olumsuzlanarak ancak her durumda ötekileştirilerek işlevselleştirilir. Yani bu kadınların nasıl anlatılacağını belirleyen yazarların, kimi zaman politik kimi zaman sosyal hayatla ilgili kimi zamansa tamamen cinsel fantezilerinden beslenen ihtiyaçlarıdır.

 

Doğulu erkek yazarımız bir taraftan uzaklardaki Avrupalı kadını idealize etmekte ve arzulamaktadır öte yandan eleştirmekte. Bu bağlamda kimi zaman bu işlev ve arzuların birbirine karıştığı da olur. Romanın üst metninde son derece didaktik bir tavırla ötekinin (batının) ahlaksızlığını kötülemesi gerektiğini düşünen ve metinlerini de bu model üzerine kuran yazarlar o ahlaksız öteki kadına duydukları arzuyu zaman zaman gizleyemezler. Ya da kafalarındaki proje doğrultusunda aslında onaylamaları gereken karakterleri değil de ötekileştirerek dışlamaları icab eden karakterleri cazip, sevilesi ve ilginç bulurlar. Bu ikircim Osmanlı-Türk edebiyatının sadece Avrupalı kadını inşasında değil Avrupa üzerine ürettiği tüm toplumsal cinsiyet ve cinsellik söylemi için geçerlidir.

 

Tanzimat dönemi romanlarında Avrupa neredeyse istinasız olarak kadın figürler aracılığı ile dişi(l) olarak temsil edilir. Şarkiyatçı söylemde çoğu zaman pasif birer figür olarak anlatılan doğulu kadınların aksine Avrupalı kadınlar hiç bir zaman edilgin ve pasif karakterler olarak temsil edilmezler. Tam tersi son derece aktif ve baskın karakterlerdir. Avrupa’nın pasif, gizemli dişi(l) Doğu imgesine karşılık Doğu’nun aktif, şeytani ve çekici ama yine dişi(l) Batı imgesini görürüz. Her ikisi de diğeri için tehlikelidir. Örneğin bu dişi(l) Batı’nın Doğu için en temel tehlikesi ne hikmetse şehvetidir.

 

Tanzimat döneminin ilk Türkçe romanlarında anlatılan bu Avrupalı kadın tiplerine baktığımızda iki ana eksende toplandıklarını görürüz. Birinci hattı şehvetli, baştan çıkarıcı ve tehlikeli Avrupalı kadın oluşturur. İkinci hatta ise bilgili, eğitimli, erdemli kendi ayakları üzerinde duran Avrupalı kadın tipi vardır. (Box woman ve Şehrazat’ı yeniden hatırlatmama gerek yok herhalde) Her iki çizgideki kadınların ortak özellikleri ise son derece dominant ve etken konumda olmalarıdır. Bu baskınlık o denli dikkat çekici ki bir sonraki gece için merkeze Halit Ziya’nın Şadan’ın Gevezelikleri kitabını koyarak yazarların SM ya da kölelik fantazilerine bakmanın sözünü vermeden geçemeyeceğim. Ben de öğrendim işi Şehrazat’tan: hikayeyi yarıda keseceksin, biraz vaat biraz cinsellik işte dinleyenleri kendine bağlamanın yolu.

 

Avrupalı kadına dair hayalleri domine eden temel dürtü ise her zaman cinsellik olmuştur. O Avrupalı kadın, özellikle cinselliğini fütursuzca ve özgürce yaşayanlar, Doğulu erkek için son derece şaşırtıcı ve ürkütücüdür (box womanın karşısında dizleri titreyen Şehriyarla Şahzamanı unutmayalım) ancak aynı oranda da cazip. Bu konuda zaman zaman roman kahramanlarının bilinçleri ile yazarların bilinçlerinin birbirine karıştığı da olur. Her türlü ahlaksızlık sıfatı ile tasvir ettikleri bu kadınları onları yaratan yazarlarının da ne denli arzu ettikleri zaman zaman satır aralarında su yüzüne çıkar.

 

Doğulu kadınların Batı erotik yazınınında nasıl temsil edildiklerini incelerken İrvin C. Schick tutarsız görünen kadın modellerine işaret eder ve bu çelişkilerin söylem oluşumunu engellemediğini, her bir temsilin başka bir işlevi olduğunu ve bu söylemin temel retoriğinin de farklılık retoriği olduğunu söyler. Birbirini adeta yalanlayan çelişik ifadelerle farklılaştırma stratejisi olarak bir ötekilik söylemi kurarlar. Buna çok benzer bir durum birbiri ile çelişen Avrupalı kadın temsilleri için de geçerlidir. Osmanlı kadınının ötekisi olarak inşa edilen bu kadın tipleri de temel olarak farklılık ve ötekileştirme esasına dayanır ve kendisini değişim içindeki bir topluma yol göstermekten sorumlu hisseden yazarların batılılaşma projesi karşısındaki tavırlarını ortaya koymalarına ve gereken noktalarda “halk”ı uyarmalarına (her iki anlamıyla da) yarar.

 

Buna göre örneğin şehvetli ve ahlaksız Avrupalı kadın tipinin iki işlevi vardır. Bu kadın tipi Osmanlı kadınının ötekisi olarak inşa edilirken Osmanlı kadınlarına ne olmamaları gerektiği konusunda bir model oluşturur. Bu tehlikeli kadınların aynı zamanda Osmanlı erkeklerini hem tenselliğin girdaplarına karşı, hem Avrupalı kadına karşı hem de Avrupalı kadın aracılığı ile Avrupa’nın görünürdeki tüm cazibesinin ardındaki tehlikelerine karşı uyarmak gibi bir işlevi vardır. Olumlanan Avrupalı kadınlara gelince onlar da bu defa Osmanlı kadınlarının şu anda olmadıkları –böylece yine farka işaret edilir- ama olmaları gereken ideale işaret eder. Dikkat edilirse bu olumlu kadınların en önemli özellikleri bilgili ve eğitimli olmalarıdır. Ortalama Osmanlı kadınının da en temel eksiği budur yazarlara göre. Bu eğitimi ve bir noktaya kadar kadınların özgürleşmesini önemseyen yazarlar bunu önemsedikleri kadar bu özgürlüğün sınırlarını çizmeye de dikkat ederler. Evet, kadın belli bir oranda dış dünyaya açılabilir ancak bunun sınırlarını da yine ataerkil toplum düzeninin sesi olan erkek yazarlar belirleyecektir.

 

İki farklı Avrupalı kadın modeli ve bu kadın modellerinin anlatıdaki işlevlerini sorgularken en başta açtığım paranteze dönerek Binbirgece Masalları’ndaki iki kadın tipi ile Doğu’nun inşa ettiği Avrupalı kadın tipleri arasında bir paralellik kurabiliriz. Binbir Gece Masalları‘nda anlatılan iki kadın tipi de baskın ve erkeğin karşısında kazanan tarafta olan kadınlardır. Yani “box woman” da aslında zorla hapsedilmiş olmasına rağmen dilediğini yapar ve erkekler kaşısında güçlüdür ancak şehevi içgüdüleri nedeni ile ilkel ve kötü bir karakter olarak konumlandırılır. “Box woman” karekterini dengeleyen Şehrazat antitezi ise aklı ve bilgisi ile öne çıkartılır. Buna benzer bir biçimde cazibelerini ve bedenlerini kullanarak Osmanlı erkeklerinin başını döndüren kadınlar da şehvet düşkünü, güçlü ve baskındırlar. Aslında o “Avrupalı” kadınların da “Box Woman”ın da cinsel dürtülerinin ve arzularının peşinden gitmekten ve cinselliklerini özgürce yaşamak istemekten başka bir suçları yoktur. Ama yazarları için, bu onları kötü özne kılmaya yeter. Şehrazat ise entellektüel olarak donanımlı kadın modelini oluşturur ve bildiklerinin sayesinde kendisine bir tür iktidar alanı yaratır ve hem ölmekten kurtulur hem de hükümdarla “mutlu” bir evliliği olur. Bunun Osmanlı romanındaki karşılığı da bilgileri ve tecrübeleri ile Osmanlı erkeklerine yol gösteren Avrupalı kadınlar. Onların, örneğin Müsameretname’de Bir Osmanlı kaptanı olan Nacid Bey ile evlenen Elizabet’in ya da Acayib-i Alem’de Suphi’ye evlenme teklif eden İngiliz kızı Miss Haft’ın akıbetini ise bir gaflet anında bu kadınları “alan” doğulu erkeklerin başına gelenlerle birlikte anlatayım diyorum.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÜLTÜR

YGarp ile Şark’ın Çok Cinsel Hikayesi V: Sınır Tanımayan Leydiler
Garp ile Şark’ın Çok Cinsel Hikayesi V: Sınır Tanımayan Leydiler

18. yüzyıl İngilteresinden bir kadının yazdıkları, Lady Mary Montagu’nun "Türkiye Mektupları."

SANAT

YGarp ile Şark’ın Çok Cinsel Hikayesi IV: Şehvetin Esiri Erkekler ya da “Dominatrix”ler
Garp ile Şark’ın Çok Cinsel Hikayesi IV: Şehvetin Esiri Erkekler ya da “Dominatrix”ler

İpek uzun çorapları, parlak çizmeleri ve mini mini kamçısı ile Şadan’a emretmekten memnun bu hayal kadının (batılı kadın) karşısında Şadan (doğulu erkek) titreyerek ve tapınarak onun emirlerini bekleyecek ve itaat eden bir esir olacaktır.

KÜLTÜR

YGarp ile Şarkın Çok Cinsel Hikâyesi II: Binbir Gece’nin Güya Özgür Şehrazatı
Garp ile Şarkın Çok Cinsel Hikâyesi II: Binbir Gece’nin Güya Özgür Şehrazatı

Yani yas tutacaksak bu hem öldürülen genç kızların hem de kadın libidosunun yası olmalıdır.

Bir de bunlar var

Oyunun Bir Parçası Olmak: Takılma Kültürü Kadınlara Ne Kazandırıyor?
Gönülsüz Bir Komplo Teorisi: Yüksek Modada Niye Meme Yok?
Garp ile Şark’ın Çok Cinsel Hikayesi I: Binbir Gece’nin Sandıktaki Kadını

Send this to friend