"Erkek düşmanlığı ve cinsellik karşıtlığına bürünen bir feminizmde biz yokuz."

MEYDAN

Fransız Kadınlardan Bildiri: Sataşma Özgürlüğü, Cinsel Özgürlüğün Vazgeçilmezidir

Salı günü Le Monde’da “Cinsel özgürlük için vazgeçilmez olan sataşma özgürlüğünü savunuyoruz” başlıklı bir bildiri yayınlandı; altında Fransa’nın sanat, edebiyat ve entelektüel dünyasının önde gelen kadınlarından 100 tanesinin imzası, kapağında oyuncu Catherine Deneuve’ün yüzüyle.

 

Yazarlar, at iziyle it izinin, (hadi sizin güzel hatırınız için eşek iziyle it izinin) birbirine karıştığı bir cadı avından söz ediyor, daha da önemlisi yaratılan bu ortamın erkek nefreti ve cinsel özgürlük karşıtlığına dönüştüğünden, bunun kadınları çocuklaştırdığından şikayet ediyor. Böyle feminizmde biz yokuz diyorlar. Metnini beş kadın yazarın kaleme aldığı ve bir kısmını aşağıda çevirdiğim bildiri, Harvey Weinstein skandalıyla başlayan ve özellikle ABD ve İngiltere’de etkileri çeşitli sektörlere, o sektörlerin birçoğu ünlü ve güçlü erkeklerine sıçrayan, #MeToo kampanyasıyla kitlelerin de dahil olduğu hareketin, bir süredir eli kulağında olan karşıt tepkisi. 

 

“Tecavüz suçtur. Ama ne kadar ısrarla ya da beceriksizce yapılırsa yapılsın, birini götürmeye çalışmak suç değildir – centilmenliğin maço bir saldırı olmadığı gibi.

 

Harvey Weinstein skandalı, kadınların, özellikle de bazı erkeklerin güçlerini suistimal ettiği iş hayatında maruz kaldığı cinsel şiddet konusunda meşru bir uyanışa sebep oldu. Bu gerekliydi. Ama sesini çıkarmak isteyenleri özgürleştirmesi gereken şey şu an tepetaklak edilmiş durumda: Neyi söylemenin uygun olduğu ve hangi konuda sessiz kalmamız gerektiği bize dikte ediliyor, buna uymayı reddeden kadınlar ise hain, iş birlikçi ilan ediliyor!

 

Tıpkı geçmişin cadı avı günlerindeki gibi, burada bir kez daha şahit olduğumuz şey, sözde toplumun genel iyiliği adına kadınları özgürleştirme ve koruma iddiasıyla yapılan, ama aslında onları sadece ebedi mağduriyete mahkum eden ve şovenist erkek şeytanların savunmasız avına indirgeyen bir bağnazlık.

 

Gerçekte #MeToo hareketi, basında ve sosyal medyada kamusal olarak suçlanan ve yargılanan bireylerin, cevap vermek ya da kendilerini savunmak için bir fırsat verilmeden cinsel suçlularla aynı kategorilere konduğu bir sefere yol açtı. Bu yargısız infazların şimdiden mağdurları oldu: tek suçları bir kadının dizine dokunmak, bir öpücük almak, bir iş yemeğinde ‘özel’ konulara girmek ya da ilgilerine karşılık vermeyen bir kadına cinsel içerikli mesajlar yollamak olan erkekler, çalıştıkları yerlerden uyarılar aldılar ya da istifaya zorlandılar.

 

Bu ‘domuzları’ mezbahaya yollama coşkusu, kadınlara kendilerini güçlendirmek için yardımcı olmanın çok uzağında; tersine cinsel özgürlük düşmanlarının, aşırı dincilerin, Viktoryen ahlakçılıkları içinde kadınların ‘ayrı’ bir cins, korunmayı talep eden yetişkin yüzlü çocuklar olduğuna inanan gericilerin çıkarlarına hizmet ediyor.”

 

Bildiri sonra haksızca suçlanmış erkeklere ve cinselliğin sansürlenişine tekrar değiniyor, sataşma hakkının cinsel özgürlük için, tıpkı hakaret hakkının ifade özgürlüğü için olduğu gibi önemli olduğunu savunuyor. İmzacılara göre kadınların güçlülüğü böyle şeyleri büyütmemelerinde. “Bir kadın aynı gün içinde iş yerinde liderlik yapabilir ve ‘orospu’ ya da ataerkil düzenin iğrenç bir işbirlikçisi olmadan bir erkeğin cinsel objesi olmanın keyfini çıkarabilir,” diyor.

 

Tecavüz suçtur’dan sonraki cümlenin ama ile başladığı bir yazının nesini çevirdin diyebilirsiniz. Bildirinin anlamıyormuş gibi yaptığı şeylerin başında, kadınların çoğunun derdinin sabahında ofiste takım liderliği yaptığı bir gün öğle yemeğinde dizine hafifçe dokunulması olmadığı. Tüm sıkıntı “adam metroda azıcık sürtünmüş bu da dert mi” (gerçek alıntı) olsaydı zaten burada olmayacaktık. Suçtur ama’dan sonra cinsel tacizin en hafif, hemen her kadının mecburen yaşayıp unuttuğu taciz anlarına, saf fiile indirgenmiş hallerini saymaları, hangi tozlu Fransız kadını erkeğini idare etmesini bilir seksiliğinden de şeyapmaz arketipinden çıkarıldığı belli olmayan ‘sataşma özgürlüğü’ kavramının farklı güç dengeleri içinde (örneğin farklı ekonomik sınıflar, farklı eğitim seviyeleri, farklı pasaport sahiplikleri) neye benzediğini tamamen es geçmeleri dev bir körlük.

 

Aynı zamanda, mesela cinsellikte rıza mefhumunun kadınların failliğini indirgeyen, onları güçsüz, çocuksu varlıklara dönüştüren, cinselliğin teoride sınırsız olabilecek dünyasına dikenli teller çeken bir şekilde tartışıldığını ve uygulandığını gözlemleyen, bundan dert yanan başka yazılar ve bu mefhumu araştıran akademik çalışmalar var. Seks yapmadan önce hukuki bağlayıcılığı olacak şekilde rıza bildirmenize yarayan mobil aplikasyonların türeyişine bakıp biz bu konuyu çok yanlış anladık diyenler var. Belki ABD’de bu görüşler tek tük ve izole, her makaleye misliyle cevap/eleştiri geliyor (yani bir yoruma göre karşıt sesler susturuluyor), fakat ABD’ye, ya da genel olarak Anglo Sakson kültüre biraz da bu yüzden sürekli püritenlik ve cinsellikle sorunu olma yakıştırması yapılıyor. Avrupa’nın ve dünyanın geri kalanında, mesela Fransa’da, İtalya’da, Rusya’da, Japonya’da, aynı dalgaların neden yaşanmadığı ya da bu kadar bastırılabildiği, ifşa ile hesap verme kültürünün nasıl etkileştiği, Asia Argento’nun Weinstein’in tecavüzüne uğradığını anlatması ABD’de kahramanlık muamelesi görürken memleketi İtalya’da neden hor görüldüğü açılmaya muhtaç konular. Aralarında feminist hareketten gelme birçok ismin olduğu 100 entelektüel kadın, sataşma hakkı diye bir şey tanımlayıp bunu nasıl savunabiliyor? Hadi ABD’de erkekler kadınlara selam vermeye, ofisteki sabah toplantısı çıkışı yanağından bir makas almaya korkar oldu diyelim, bu eleştirileri bir seks keyfimiz vardı içine limon sıktınız ekseninde değerlendirebilir miyiz gerçekten? 

 

Argento bildiriyle ilgili, “Catherine Deneuve ve diğer Fransız kadınlar tüm dünyaya içselleştirilmiş kadın düşmanlığı nedeniyle beyinlerini dönüşü olmaz şekilde aldırdıklarını göstermişler” yorumunda bulunmuş. Sizin yorumunuz nedir? 

 

Görsel: Fransız aktivist Caroline De Haas, Kasım 2017’de Paris’te kadına karşı şiddeti protesto etmek için düzenlenen bir eylemde. De Haas’ın Le Monde’daki bildiriye cevabı linkte.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

MEYDAN

YBiraz da Erkekler Anlatsın
Biraz da Erkekler Anlatsın

Anlat anlat bitmeyen cinsel taciz mağduriyeti paylaşımlarından daralan yorgun ruhlar için bir öneri: Biraz da erkekler anlatsın.

  • lolatesk

    Şaştım kaldım doğrusu. “Sataşma özgürlüğü” denen şeyin sınırları ne peki? Onu da tanımlasalarmış. İşyerinde bana biri devamlı cinsel mesaj gönderecek, beden diliyle, konuşmasıyla ama ben bu onun hakkı, yazık diye düşüneceğim. İki kişi de birbirinden hoşlanıyorsa, zaten kadın tarafından bu mesajlar taciz gibi algılanmaz. Ama bunu istemeyen, bundan rahatsız olan bir yığın kadın varken, adamın ısrar etmesi ya da dokunması veya bu konuları açmasına hoşgörü mü göstereceğiz? Yok öyle birşey. Bizzat bunu yaşamış biriyim zamanında. Arkadaşça sohbet ettiğim, sevgilisi de olan bir erkek her konuşmamızda devamlı bana böyle laflar söylüyor, bedenimin neresinin nasıl güzel olduğundan söz ediyordu. O dönem gittiğim terapistim, kendisi erkekti ayrıca, açık bir şekilde beni taciz ettiğini ifade etmişti o kişinin. Ben karşılık vermiyorsam, üstüne rahatsızlık da duyuyorsam, adam bunu anlamayıp geri çekilmiyorsa, ısrar ediyorsa tacizdir kardeşim. Başka açıklaması yoktur.

  • Fiona

    Hani belki flört girişiminden bahsediyor olsak ve bu rahatsız edici bir şekilde değilse yazıda bahsedilen şey evet, kabul edilebilir. Bunun belki viktimoloji yarattığından bahsedebiliriz. Ama sataşma özgürlüğü -ki ben ne olduğunu tam olarak kavrayamadım- biraz sınırları belirsizleştirmiyor mu sizce de?

    • Karı Kuvvetleri

      Yazıda örnek veriyor aslında ne olduğuna dair: ‘tek suçları bir kadının dizine dokunmak, bir öpücük almak, bir iş yemeğinde ‘özel’ konulara girmek ya da ilgilerine karşılık vermeyen bir kadına cinsel içerikli mesajlar yollamak olan erkekler…’ Sınırlar elbette ki çok belirsiz olabiliyor, zaten öyle olmasa bir tartışma olmazdı, örneğin rızayla ilgili ‘evet evettir hayır hayırdır bunda anlamayacak ne var’ söylemi aslında konu cinsellik, yakınlık, samimiyet olduğunda, buna belli güç dengeleri eklendiğinde, ya da sadece özneler insan olduğundan, hiç de öyle istediğimiz gibi net çizgilerle tanımlanabilir bir şey olamıyor, dolayısıyla da sınırsızca suistimal edilebiliyor, çoğunlukla erkeklerin/güçlünün lehine. Uç ama alakalı bir örnek Asia Argento’nun kendisine tecavüz ettiğini söylediği Weinstein ile kişisel ilişkisini olaydan sonra yıllarca sürdürmesi. Weinstein ile ilgili New Yorker’da çıkan ikinci büyük haberdeki bu kısmı hiç unutamayacağım, hem sınırların belirsizliği hem de tecavüz travmasının (hele tanıdığın/muhtaç duyduğun insandan) nasıl bir şey olduğuyla ilgili çok şey anlatıyor.

      What complicates the story, Argento readily allowed, is that she eventually yielded to Weinstein’s further advances and even grew close to him. Weinstein dined with her, and introduced her to his mother. Argento told me, “He made it sound like he was my friend and he really appreciated me.” She said that she had consensual sexual relations with him multiple times over the course of the next five years, though she described the encounters as one-sided and “onanistic.” The first occasion, several months after the alleged assault, came before the release of “B. Monkey.” “I felt I had to,” she said. “Because I had the movie coming out and I didn’t want to anger him.” She believed that Weinstein would ruin her career if she didn’t comply. Years later, when she was a single mother dealing with childcare, Weinstein offered to pay for a nanny. She said that she felt “obliged” to submit to his sexual advances.
      Argento told me that she knew this contact would be used to attack the credibility of her allegation. In part, she said, the initial assault made her feel overpowered each time she encountered Weinstein, even years later. “Just his body, his presence, his face, bring me back to the little girl that I was when I was twenty-one,” she told me. “When I see him, it makes me feel little and stupid and weak.” She broke down as she struggled to explain. “After the rape, he won,” she said.

  • Karı Kuvvetleri

    Yazıda geçen hit on değil, metin Fransızca, fiil importuner. Fransızca-İngilizce sözlükteki çevirisi bother, pester, disturb, molest, importune – hiçbirisi asılma anlamına gelmiyor. Fransızca-Türkçe’deki çevirisi sataşmak, rahatsız etmek, ısrarla istemek. Tek kelime olması ve cinsel bir içeriği ima edebilmesi avantajıyla sataşma çevirisi finiş çizgisini diğerlerinden burun farkıyla önde geçti.

Bir de bunlar var

Sare Davutoğlu, Feministler ve Uzlaşının Sınırları
Miyadını Dolduran Bir Ses Bombası: Milo’nun Sonu
Zekeriya’ya Ne Oldu?

Send this to friend