Feminist hareketin sözünü, eylemini daha güçlü, kapsamlı ve güncel kılmaya ihtiyacı var.

MEYDAN

Feminizm mutsuzluğumuzu giderme umudumuz da değil miydi?

 

Bir süredir 5harfliler ve Çatlak Zemin’de feminist kadınların gönül tellerine dokunan bazı yazılar çıkıyor. 5harfliler’de çıkan “Feminist Hayatlar Yaşayan Kadınlar Neden Kendilerine Feminist Demiyor?”, “Kötü Feministin Manifestosu”, “Hep beraber feminist olabilir miyiz?” ve Çatlak Zemin’de çıkan “Feminizm biraz da mutsuz olmayı getiriyor” yazıları da benim gönül telime dokundular. Onca yazı arasından bu dört yazının dikkatimi çekmesinin iki nedeni var: Birincisi feminizmle olan kişisel maceram, ikincisi ise özellikle 5Harfliler’deki üç yazının başkalarına çuvaldız batırmadan önce kendimize iğne batırmaya vesile edilebilecek, savunmaya geçmeden önce kendimiz dışındaki kadınları, deneyimleri duyabilmek, dinleyebilmek adına imkan veren yazılar olmaları.

 

Bu yazılarda vurgulandığı gibi hakikaten feminist söylemden, kazanımdan vs. haberdar olan, faydalanan ve bunları gündelik hayat, çalışma ve sosyal hayatlarında benimseyen, feminist hareketteki kadınlarla benzer profillere sahip birçok kadın neden feminizme ve feministlere bu kadar mesafeli? Feminist harekete kulak kabartmış birçok kadınla hareket arasında neden bunca mesafe var?

 

Cevapları ilk olarak 5Harfliler’de yayınlanan, öznel deneyimleri ve kişisel hikayeleri içeren “Feminist Hayatlar Yaşayan Kadınlar Neden Kendilerine Feminist Demiyor?” ve “Kötü Feministin Manifestosu” yazılarının içinde arayarak başlayalım. Bu yazıları kaleme alan kadınların kullandığı ifadelerden, anlattıkları kişisel hikayelerinden söylem ve pratikleri üzerinde neoliberalizm ve bireycilik ideolojisinin etkilerini rahatlıkla görebiliyoruz. Doğal olarak bu kadınlar; feminizme dair yaklaşımlarını da eleştirilerini de bu ideolojiler içinden yapıyorlar, belirliyorlar. Politikaya olan mesafeleri nedeniyle de feminizme ve kadınların ezildiği tespitine mesafeli oldukları da aşikar. Türkiye için de benzer yorumları yapabiliriz. Türkiye’nin de baskın siyasi düşünceleri olarak bu ideolojilerin feminizmi nasıl massettiğini, kadınlarla feminizm, feminist hareket arasında derin uçurumlar açtıklarını söyleyebiliriz. Feminizme dair bildikleri, duydukları bilgilerin kulaktan dolma ya da iyi ihtimalle erkek egemen ana akım medyada yer aldığı kadar, içi boşaltılmış, sulandırılmış bir vaziyette kendilerine ulaştıklarını da. Bütün bu söylediklerimizin pek tabii bir suçlama değil anlama çabası olması şartıyla!

 

Feminizmin söylem ve kazanımlarıyla bahsi geçen yazılardaki kadınların bireysel hayatlarını güçlendirdikleri ve hayatlarında olumlu değişimler gerçekleştirdiklerini görebiliyoruz. Tabii bütün bunlara rağmen feministlere çamur attıklarında ise iyice gıcık oluyoruz. Çatlak Zemin’deki “Feminizm biraz da mutsuz olmayı getiriyor” yazısında bu da ifade edilmiş zaten.

 

Amma velakin apolitiklik ve bireycilik çuvaldızını onlara batırmadan önce azcık kendimize de iğneler batırsak hiç fena olmaz gibi duruyor! Çünkü bu iki yazının söylediklerinde bir gerçeklik payı ve aynı zamanda duymamızda faydası olan başka şeyler de olabilir. Feminist hareketle kadınlar arasındaki bu uçurumda feministlerin nasıl bir katkısı olabileceğini düşünelim biraz. Kendimize, feminizme, harekete dair durup bir bakmamız gerektiği kesin. Benim bakışımın, kişisel maceramı şekillendiren ve bizzat deneyimlediğim İstanbul merkezli feminist hareketlerle sınırlı olduğunu baştan söyleyeyim. Biliyoruz ki Türkiye’deki feminist hareketler bulundukları mekanlara, zamanlara göre çok geniş ve çeşitli deneyimleri barındırıyor.

 

5Harfliler’deki yazılarda bahsedilen aslında feminizm veya kuram değil, feminist politika yapma biçimlerimizin hareket içindeki ve dışındaki kadınlara verdiği mutsuzluklar. Hareket dışındaki kadınların yaklaşamama nedenleri ile hareket içinde olup hareketten uzaklaşan kadınların uzaklaşma nedenleri arasında bir bağ olabilir. Bu bağları kurmak için de bildiğimiz, ezberlediğimiz yollardan başka yollara bakmak zorundayız. Tabii bunun için gücümüz mü yok, isteğimiz mi sorusunu cevapladıktan sonra. Bir de sormamız gereken diğer elzem bir soru; feminist hareketin yola çıkış dertlerinden biri olan kadınlar arası hiyerarşiler değil, köprüler kurma muradının artık ne kadar gündemimizde olduğu? Feminist hareket içinde veya dışında bunu ne kadar mümkün kılabildiğimiz? Bu sorular elbette yeni sorular değil. Feministlerin farklı zamanlarda, coğrafyalarda kendilerine sorup durdukları sorular. Türkiye feminist hareketi içinde de bu zor sorular zaman zaman soruluyor, tartışılıyor. Bunun hareket için çok zorlayıcı, yaralayıcı olduğunu da biliyoruz. Bu yüzden çoğu zaman kaçılan, üstü örtülen sorulara dönüşebiliyorlar.

 

Korkunun ecele faydası yok diyerek hareket tarafında cevaplar aramaya devam edelim o zaman. Tüm yazılarda dikkatimi çeken bir nokta, feminizmin “etiket” olma halinden bahsedilmesi. Yazılardan anladığımız bu sadece hareket dışında olan, kendine feminist demeyen kadınların sorunu değil. Feminizmin nasıl “etiket” haline geldiği, “iyi” feminist, “kötü” feminist hiyerarşilerinin nasıl ve neden oluştuğunu da acilen kendimize sormamız gerekiyor. Çünkü bu etiketlerin, iyi, kötü, ideal feminist tanımlarının, imalarının bizzat kendine feminist diyen kadınlar arasında, hareketin içinde de üretildiğini, bunun önemli tartışma başlıklarından ve uzaklaşma nedenlerinden biri olduğunu biliyoruz. Yazılarda geçen “feministlerce yargılanmak” minvalindeki yorumların kaynağı ile hareket içinde feminizm adına yapılan yargılamaların ortaklaştığı yerler olduğu kesin. İktidar içeren, karar ve uygulama süreçlerinde herkesin eşit katılım gösteremediği, çoğulculuğun çoğu zaman zayıf kaldığı ve farklılıklarımızın bastırıldığı hiyerarşik ilişki kurma biçimleri, siyah-beyaz bütün bu tanımlar, yargılar maalesef bugün Türkiye’deki feminist harekette de varlığını koruyor. Bu yüzden bütün bu sorunlar sadece hareketin dışındaki kadınları değil, içindeki kadınları da yakıyor. Kadınların içinde bulundukları farklı özel hayat deneyimleri, eşitsiz sınıfsal ve sosyal durumlar ve benzerlerini içeren maddi koşulları dikkate alan; sorgulayan, yargılayan değil anlamaya çalışan bir feminist yaklaşımın eksikliğini fazlasıyla çekiyoruz maalesef!

 

Çatlak Zemin’deki yazıda bu uçurumlara, mesafelere, aksamalara neden olabilecek durumların şu anda yaşadığımız coğrafyaya ya da zamana ait olmamasından, yani “dalgalar” mevzusundan bahsediliyor. “Dalga” tanımı, feminizmin zamansal ve coğrafi yolculuğunu anlamada bariyerler oluştursa da sonuçta “dalga” denen şeyi kelimenin tam anlamıyla bile düşünsek birbirinin üstüne binen, altından geçen, biri bitmeden öteki başlayan, biri başlamadan öteki biten, geriye çekilen, coşup ileri fırlayan bir hareket olduğunu biliyoruz. Bu nedenle bir metafor olarak da “dalga”yı şu tarihte başlayıp bu tarihte biten bir şey olarak düşünmede sıkıntı var. Bu yüzden 5Harfliler’deki yazılarda bahsedilen tanımların, sorunların daha çok “ikinci dalgaya” ve Batı’ya ait olduğunu söylemenin tartışmayı dar bir alana sıkıştırdığını ve üstünü örttüğünü düşünüyorum. Yukarıda da değindiğim gibi 5Harfliler’deki yazılarda feminizme yöneltilen eleştirilerin işaret ettiği sorunlar, dertler, “iyi/kötü feminist olma” tanımlamaları, dışlamalar, etiketler, şartlar şurtlar hala bizim kıyılarımızda da, zamanlarımızda da dalga dalga devam ediyor.

 

Bütün bu dertlerin altında yatan neden ise feminizmin merkezinde duran, can damarı olan özel alan politikasının artık pek de merkezde olmaması diyebiliriz. Kendi pratiklerimizden de bildiğimiz gibi bugün feministler olarak biz kendi özel hayatlarımıza dair kendimiz için politika yapmanın ilk adımı da olarak sadece kendimiz için konuşmuyoruz. Yazı yazmak, dosya hazırlamak, kampanya yapmak vb nedenler için yaptığımız “araçsallaştırılmış” konuşmaların aynı şey olmadığını hepimiz biliyoruz! Misal hareket içinde etraflıca evlilik, annelik ve aile mevzularını güven içinde birbirimizi suçlamadan veya suçluluk duymadan, birbirimizin feminizmini sorgulamadan konuşabiliyor muyuz? Kişisel deneyimlerimin hafızası pek de olumlu hatıralar içermiyor maalesef. Adından hazzetmesek de feminist örgütlenmenin ve özel alan politikasının çekirdeğini oluşturan “bilinç yükseltme grupları”na artık neden ihtiyaç duymuyoruz? Feminizmin uğraşacak daha önemli meseleleri olduğunu mu düşünüyoruz artık?

 

Gelelim Çatlak Zemin’de çıkan yazıdaki mutsuzluk meselesine. Feminizmin, politik bir mücadele olarak yaşadığımız patriyarkal dünyada mutsuzluk getirdiği aşikar. Ama feminizm, esasen mutsuzluğumuzu ortadan kaldırma umudumuz değil miydi? Feministleşmeye başlayarak yıktığımız, dağıttığımız hayatımızı, dünyamızı yeniden, başka türlü kurma ve bize ait kılma gücümüzü, kendimizi gerçekleştirme ihtimalimizi bize hatırlatan bir umut. Hem de bunu bizim gibi bir dolu kadınla birlikte yapabileceğimizi gösteren. Bu yüzden de feminist yoldaşlık, kızkardeşlik ve kadın dayanışması, yolu yürürken tutunduğumuz en kuvvetli dalımız. Ve bu yüzden o yara alırsa en çok o zaman yalpalarız, nitekim yalpaladık ve yalpalıyoruz. Maalesef bu dalın artık bizi ne kadar güçlendirdiği, cesaretlendirdiği ve mutlu ettiğine dair cevaplaması çok zor bir soru daha bekliyor bizi.

 

Bütün bu gönül telime dokunan yazılar gösteriyor ki feminizmin ulaşılacak “kutsal bir mertebe” değil, yürüdüğümüz bir yol ya da yollar olduğunu; bu yolların kimimiz için kolay kimimiz için zor patikalar, parkurlar içerdiğini; kadın dayanışmasının hiçbir kadınlık durumu arasında hiçbir şekilde ve koşulda hiyerarşi kurmamak olduğunu, aksine patriyarkanın yarattığı hiyerarşik kadınlık durumlarının arasında köprüler kurabilme imkânları olduğunu tekrar hatırlamamız şart. Farklı kadınlara, deneyimlere, seslere açık bir hareket olarak ve feminizmin bir deneyim politikası olduğunu unutmayarak!

 

Yine 5Harfliler’deki yazılar bir yanıyla feminist hareketin sözünü, eylemini daha güçlü, kapsamlı ve güncel kılmaya ihtiyacı olduğunu da söylüyor bize. Hareketle kadınlar arasında sadece hareketin kendi kendine konuştuğu, ifadelerin parmak sallamaktan, akıl vermekten uzak durduğu ve karşılıklı bir konuşma biçiminin kurulduğu yani kadınlar ve hareket arasındaki dilin, sözün monologdan diyaloga geçmesinin elzem olduğunu da. Feminist politika yapma biçimlerini çoğaltmanın vaktinin çoktan geldiğini de! Feminist olmanın tek bir biçiminin olmadığı, bütün kadınlar ve feminist kadınlar için feminist hareketle çok çeşitli ilişki kurma biçimlerinin var olduğunu, feminist olma ve feminist sözü yayma biçimleri ve ihtimallerinin düşündüğümüzden çok daha fazla olduğunu da…

 

Soru yağmuru haline getirdiğim bu yazıdaki soruları birlikte sele dönüştürebiliriz. Ne var ki eğer bir çıkış yolu bulmak istiyorsak işin sırrının şu olduğunu düşünüyorum: Bütün bu soruları, örgütlü veya örgütsüz olalım, kendimizi “politik olarak kurtulmuş” kadınlar olarak görmeden, hala siyaseten doğruculuktan öte laflar söyleme gücümüzün ve aklımızın olduğunu fark ederek. Bunun ilk adımı olarak ise kendimizle yüzleşmemiz gerektiğini düşünüyorum. Başta kendimiz olmak üzere hem bütün kadınlar hem de feminist hareket için daha hayırlı olur gibi duruyor…

 

 

 

Ana görsel: Convenevole da Prato, Carmina regia, Toskana ca. 1335 (BL, Royal 6 E IX, fol. 15v)

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bir de bunlar var

Modeller Eylemde
Akışkan Aşkın Geldiği Nokta: Hangi Markayı Satın Alsam?
Kalenin Önündeki Zavallı Bekçi

Send this to friend