Eşsiz bir saç-sakal katalogu ve işte gezegenimizin erkekleri diyen bir arşiv: Panini çıkartmaları

KÜLTÜR

Dünyayı Kurtarmayan Adamlar (Ve Saçları)

2006 Afrika Kupası finali. Mısır, Fildişi Sahili ile oynuyor. Bir faul ya da şut sonrası kamera Fildişi Sahili’nin kaptanı Didier Drogba’yı sahada yürürken yakın plan gösteriyor. Babam televizyon karşısında Drogba’yı “Şöyle iyi topçu, böyle iyi topçu” diye överken kısa bir sessizlik sonrası tüm ciddiyetiyle “Çok da yakışıklı” diyor. Babamın benim yanımda başka bir erkek için yakışıklı kelimesini kullandığı ilk ve tek an bu.

 

drogba1

 

Yaşadığım mutlu şaşkınlık ve babası birdenbire Drogba’yı yakışıklı bulduğunu açıklayan pek çoğumuzun soracağına emin olduğum “peki bu bilgiyle şimdi ne yapayım” sorusu, o anı zihnime kazıyor.

 

Bedenselliği bu kadar ön planda bir performansı dakikalarca, saatlerce, yıllarca izleyen gözlerin o bedenlerin güzelliğine dair yargılara varması neden şaşırtıcı olsun ki halbuki. Çoğunluğu erkek olan bu izleyicilerin yargılarını ‘yanlış anlaşılma’ ihtimaline karşı pek dillendirmemesi ayrı mesele. Fakat bu açıdan futbolcular ünlüler kümesinde özel bir yere sahip.

 

Kadın ünlüleri tırnak etlerinden ayak bileklerine, selülitlerinden diz kapaklarına kadar imtihan etmek kuralken erkek ünlüler böyle bir fiziksel teftişe pek maruz kalmıyor. Derecesi yine kadın ünlüler kadar olmasa da erkek futbolcular işte bu kuralın istisnalarından.

 

Eski Panini çıkartmalarını biriktiren Alexandre Bourouf’un Old School Panini isimli bloguna birkaç sene önce rastladığımda bu çıkartmalar hakkında hiçbir şey bilmiyordum.

 

Beni heyecanlandıran, kişisel bir nostalji değil olağanüstü bir fotoğraf madenine düşmüş olmaktı. Eğrisiyle doğrusuyla işte gezegenimizin erkekleri diyen bir arşiv bu. Ve eşşiz bir saç kesim katalogu.

 

Yukarıda bahsettiğim fiziksel teftişe maruz kalmanın kapsamı erkekler için o kadar geniş değil tabii. Saç-sakal en basit ve çoğunlukla en komik yol. Sinema bunu iyi biliyor ve sık sık kullanıyor. Coen’lerin Neredesin Be Birader’inde George Clooney’nin briyantinine rüyasında görecek kadar bağlılığı, karakterin tanımlayıcı özelliklerinden biri. Keza No Country for Old Men’de Javier Bardem’in o tekinsiz saç kesiminin Coen’ler tarafından özenle seçildiğini tahmin etmek kolay. American Hustle’da iki ana erkek karakterin ‘adi’liği en çok saçlarında tezahür ediyor.

 

no_country.javierb.02

 

yozgat_blues-2

 

Son yılların bence en iyi Türk filmlerinden Yozgat Blues’da da Ercan Kesal’ın yarım peruğu başrollerden birinde mesela. Sinemada erkekler için belki de makyaj olasılıkları daha kısıtlı olduğundan saç stillerinde özellikle coşulabiliyor ve dahası bu ‘yüzeysel detaya’ karakterin iç dünyasını anlamaya yarayacak bir araç olarak sıkça başvuruluyor.

 

Panini çıkartmalarında tanıma şerefine eriştiğim bazı saç kesimleri ise sinematik hayallerin çok ötesine geçiyor. Rodney Fern’ün bal köpüğü kırçılları, Jos Dijkstra’nın “tam burada bir parantez açıyorum” yaklaşımı öne çıkanlardan:

 

sac2a sac4a

 

Leonardo Cuellar’ın papatyalara saygı duruşu da.

 

sac6a

 

sac8a

Mario Kempes’in saçları karşısında ise hepimiz saygı duruşuna geçmeliyiz.

 

Önü kısa arkası uzun mullet stilini özel olarak anmak lazım, Panini çıkartmaları mullet tarzının en zalim örnekleriyle dolu. Chris Burhenne’in kemik yapısı ve neşeli mizacı, mullet ile XIV. Louis arasında bir yerde duran bu ilginç kesimi dahi kaldırabiliyor fakat Jacek Ziober herkesin o kadar şanslı olamayacağının kanıtı.

 

chris-burhenne1

 

sac9a

 

Her zaman müthiş gözükmese de bu saç kesimlerinin cesurluğu, geldikleri zaman için dahi sıradışı olması ve futbolcu olmanın böyle bir genelden sapmaya olanak vermesi çok hoşuma gidiyor. O zamanın politikacıları, bürokratları, “saygın” figürlerinde görülen tarzlar değil bunlar. Bu özgürlüğün tadının çıkarılmış ve çıkarılıyor olması fikri beni mutlu ediyor.

 

2006 Afrika kupası finaline ve Drogba’nın sahada tüm güzelliğiyle salındığı o ana dönüyorum. Acaba futbolcuların her zamankinden daha fazla ürün yüzü olarak kullanıldıkları, reklamların bu kadar büyük bir parçası oldukları günümüzde görünüşleri daha mı çok öne çıkıyor gibi bir soru akla gelebilir. Belki. Ama bu güzellik dediğimiz her ne haltsa, George Best’in 1968’de izleyicisinde uyandırdığı hislerin Drogba’nın 2006’da uyandırdığı hislerden çok farklı olmadığını düşünüyorum. Güzelliğin olmadığı bir zaman hiç oldu mu ki?

 

** FILE ** Northern Ireland and Manchester United soccer player George Best stands on the pitch before a match at Highbury, London, in this Feb. 24, 1968 file photo. Soccer great Best is "desperately ill" but hanging on for survival, his doctor said Monday, Nov. 21, 2005. The 59-year-old Best, who needed a liver transplant three years ago after decades of alcohol abuse, is on life support in stable but critical condition at Cromwell Hospital in west London. (AP Photo/Peter Kemp) ** B/W ONLY **

 

drogba2a

 

Hele güzellik/güzel bulma ile sevgi arasındaki ilişkiyi de hesaba katınca. Binlerce, milyonlarca izleyiciye aynı anda pür mutluluk yaşatabilen, müzik yıldızlarınkine benzer boyutta hesapsız, neredeyse manasız bir sevgiye nail olabilen futbolculara atfedilen güzellik bu sevgiyle de katmerleniyor.

 

Panini çıkartmalarında bayıldığım bir diğer şey de fotoğraflardaki acele ama aynı zamanda rahatlık. Çoğu sahada, bazen futbolcunun gözüne güneşi soka soka, haldur huldur çekilmiş. Artık profesyonel futbolcu fotoğraflarında olmayan bir güleçlik ve doğallık var.

 

stickers from Old School Panini

 

stickers from Old School Panini

 

Şimdiki moda futbolcuları metal, karanlık, puslu arka planlar önünde gladyatör/biyonik varlık/gizli ajan/dünyayı kurtaran adam rollerine sokmak. Spor markası reklamlarında savaş metaforlarından geçilmiyor. Birbirlerine karşı, kendi fiziksel ve duygusal sınırlarına karşı, izleyiciye karşı, her şeye karşı savaşıyorlar. İmkansızı olduruyor, kahhar sıfatıyla kahrediyorlar… En büyük spor markalarının futbol temalı reklamlarında tuhaf bir savaş ortamı var, herkes saldırgan ve tanrısal. Dolayısıyla somurtkan.

 

Panini fotoğrafları gülünç ve güleç. Ama sert gözüksün diye photoshop’ta iyice bozartılan o ciddi portrelerden, 19 yaşında futbolcuların takım elbisesinin kol düğmesini düzelttikleri ve bunu yaparken kameraya öfkeyle bakmak zorunda oldukları günümüz fotoğraflarından daha gülünç değil.

 

Panini çıkartmalarında kimse dünyayı kurtarmıyor. Çoğunun tek söylediği şu: “Birazdan maç başlayacak. Ben de oynayacağım.”

 

İşin güzelliği de bu.

 

Duygu Aytaç’ın bu yazısı ilk olarak Socrates‘in Nisan 2015 tarihli birinci sayısında yayınlandı. 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÜLTÜR

YSalacak’ta İki Kız
Salacak’ta İki Kız

"Bilinmeyen" fotoğrafçı kimdi? Bu fotoğraf kaç senesinde çekildi?

KÜLTÜR

YBunca Zaman Arkadaş Olabilir Miydik Yani?
Bunca Zaman Arkadaş Olabilir Miydik Yani?

Ryan Murphy'nin yeni dizisi "Feud: Bette and Joan" üzerine

Bir de bunlar var

Carre Otis: Anoreksiyle Yaşamak
Türk Medyası Kokuyor
Serdar Ortaç ve Felsefe

Send this to friend