Bedenimize, çıplaklığımıza ve bedenimizin çıplak temsillerine sahip çıkmak...

KÜLTÜR

Dijital Şiddete Karşı Direnmek

2013 yılında müziğiyle değil de sahnede yanlışlıkla göğsünün gözükmesi vesilesiyle kendisini kapağına taşıyan Daily Mail’e Amanda Palmer şöyle seslenmişti:

 

Sevgili Daily Mail, siz bulvar gazetelerinin yaptıkları çok üzücü
Kadınların görünüşünü aşağılamaya odaklanmanız mahvediyor insan türünü

 

Amanda, haklı olmasına çok haklıydı ve eminim kendisi meselenin Daily Mail’den de, bulvar gazetelerinden de büyük olduğunun farkındaydı. Kanımca derdi kadınların geleneksel medyadan sosyal medyaya, oradan iş yaşamlarına, gündelik hayatlarına ve toplumsal ilişkilerine uzanan bir kötülük zincirini ucundan sökmeye başlamaktı. Derdim bu çabasına ortak olmak.

 

Daily Mail’in Amanda’nın göğsünün köşeciğini yakaladı diye sevinç taklaları atmasının ve Amanda’nın buna sahnede bir miktar soyunarak yanıt vermesinin biz kadınları ilgilendiren iki yanı var. Birincisi, sosyal medya ile birlikte kadınların rızası alınmadan “çıplak” (kime göre, neye göre) görüntülerinin yayılmasının günümüzde giderek büyüyen ve çok daha fazla sayıda kadını hedef alan bir şiddet biçimi olarak karşımıza çıkması. İkincisi, Amanda’nın Daily Mail’e yazdığı şarkıyı seslendirdiği sahne şovunun örnek teşkil ettiği üzere, bu şiddet biçiminin (yeni) bir direniş formunu doğurması. Kanımca burada kritik olan mesele kadın bedeninin “malzemeleştirilmesinin”, erkek arzusunun nesnesi kılınmasının ve bedeninin temsillerinin piyasada alınıp satılacak bir mal haline getirilmesinin ötesinde; kadınların görüntülerinin çalınarak onları aşağılamak, değersizleştirmek ve bedenleri kadar öznellikleri üzerinde de kontrol sahibi olmak niyetiyle kullanılıyor oluşu. (Bu meseleyi belki biraz daha açmak ve irade, rıza ve iktidar üzerinden tartışmak gerekiyor. Ama bu kavramsal tartışmalar bu yazının kapsamını aştığı gibi, herhalde bu gösterenlerin sözlük anlamlarını bilmek de yazıyı takip etmeye yetiyor.)

 

Son yıllarda sosyal medya ile hayatımıza yeni bir şiddet biçimi dahil oldu. Dijital şiddet olarak kavramsallaştırılan bu şiddeti Mor Çatı şöyle tanımlıyor:

 

Cep telefonlarında bulunan programlar ile nerede olduğunuzun belirlenmesi veya nerede olduğunuzu kanıtlamanız istenmesi, sürekli olarak telefonla veya mesajla rahatsız edilmek, denetlenmek ya da sosyal medya üzerinden iftiralara, tacizlere, hakaretlere maruz kalmak, ısrarlı takip, dijital bilgilerin çalınması, cinsel ilişki görüntülerinin gizlice kaydedilmesi veya edilmiş gibi yapılıp şantaj yapılması bu başlık altında değerlendiriliyor.

 

Dijital şiddetin yeni olan yanı ise yalnızca teknolojiyi araç olarak kullanması değil. Belediye otobüsünde seyahat eden kadınların etek altı görüntülerinin gizlice çekilip sosyal medyada paylaşılması örneğinde de şahit olduğumuz gibi, hem medyanın “ünlü” kadınları küçük düşürmek için kullandığı cinsiyetçi şablonu tüm erkeklerin (erkekliğin) hizmetine sunması; hem de tüm kadınları her an bu şiddete maruz kalma tehlikesi ile yüz yüze bırakması; ve belki de en önemlisi böylelikle tüm erkekleri tüm kadınların bedenlerinin hakimi olarak kurmanın aracı olması.

 

Bu eril tahakküm arzusu kendini en çok da başarılı kadınlara yapılan saldırılarda ele veriyor. Mesela yakın zamanda Hırvatistan’ın ilk kadın cumhurbaşkanı olmaya hak kazanan Kolinda Grabar-Kitarović’in deniz kenarında çekilen bikinili görüntüsü sosyal medyada hem yabancı mecralarda, hem de Türkiye’de (en masumu) “böyle başbakana can kurban” tarzında yorumlarla paylaşılıyor. Ve, Zagreb Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler yüksek lisansı yapan; Fulbright desteği ile George Washington üniversitesinde araştırma yürüten; Harvard Kennedy İdari Bilimler Okulunda çalışan, Johns Hopkins Üniversitesi’nde ziyaretçi öğretim üyesi olarak görev alan; 1992 yılında Hırvatistan Bilim ve Teknoloji Bakanlığı’nda çalışmaya başladıktan sonra pek çok üst düzey bürokratik mevkide bulunan; anadilinin yanında İngilizce, İspanyolca ve Portekizce’yi akıcı olarak konuşabilen bu kadın, başarılarının yanından bile geçemeyecek adamların şapur şupur ağızlarına sakız ediliyor. Bu zavallı erkekler kadının “çıplak” görüntülerini yayarak onu önce bedenden ibaret –zihinden yoksun- bir canlıya indirgeyip, sonra da sokakta taciz ettikleri kadınlar kadar “onlara ait” kılmaya, kadının siyasi ve akademik kimliğini yok etmeye çalışıyor. Yani mesaj şu: ne kadar başarılı olursan ol “benim oyuncağımsın”.

 

Tabii bu çürümüş hakimiyet arzusu ve onun yeni formu karşısında kadınlar boyun eğecek değil. Danimarkalı muhabir Emma Holten, dört yıl önce e-posta hesabının şifresi kırılarak hesabındaki çıplak fotoğraflarının çalınması ve internette hızla yayılması üzerine, hiç tanımadığı (dünyanın dört bir yanından) onlarca erkeğin yıllarca tacizine uğradı. Kendisi durumu şöyle değerlendiriyor: “Kim sizi çıplak görebilir? Bu konuda söz hakkınız olduğunu düşünüyor musunuz? Biri, dört yıl önce, benim böyle bir hakkım olmadığına karar verdi”. Yani, Emma da yukarıda tartıştığım temsil hırsızlığı temelli dijital şiddetin “kurbanlarından” biri. Ancak Emma, uygulanan şiddetle baş etmek, kendini yeniden özne olarak kurmak için pek çoklarından farklı bir yol seçti. Çıplak fotoğraflarını kendi rızası dahilinde, kendi istediği ve kendi kişiliğini yansıttığını düşündüğü şekilde çektirdi ve bu fotoğrafları muhteşem bir analiz eşliğinde videolaştırdı. (Keşke videoyu Türkçe altyazıyla 5harfliler’de de görsek…) Hem fotoğrafları hem de dijital şiddete karşı bir manifesto niteliğindeki videoyu medya ve sosyal medya aracılığıyla yaygınlaştırdı. Emma’nın tacizci erkeklere (erkekliğe) verdiği yanıt şu: bedenim ve onun temsil hakkı bana ait. Kadınlara verdiği mesaj ise şu: çıplak görüntüleriniz çalındıysa sizi utandırmalarına, aşağılamalarına, nesneleştirmelerine izin vermeyin; temsilinizi geri alın; yani çıplaklığınızı/bedeninizi kendi tasarrufunuz doğrultusunda temsil edin. Bazıları hala Emma’nın fotoğraflarında çıplaklıktan başka bir şey göremediğini, arada bir fark olmadığını iddia ediyor. Ancak aradaki ciddi fark, fotoğrafların hem üretiminin hem de dağıtımının baştan sonra Emma’nın kontrolünde olması.

 

Çıplaklık kadınlara karşı bir silah, bir tahakküm aracı olmak zorunda değil. Nasıl ki cinsel ilişki rıza dahilinde gerçekleştiğinde dünyanın en keyifli deneyimi; bir şiddet biçimi olan tecavüz ise dünyanın en yıkıcı eylemlerinden biri ise; çıplak fotoğraflarımızın çekilmesi ve yayılması da rızamız dahilde ise güçlendirici (ya da en kötü ihtimalle nötr), rızamız alınmadan yapıldığında ise aşağılık bir saldırıdır. Ve belki de bu şiddeti önlemenin en etkili yolu Emma gibi kendi çıplaklığımızla barışmak, çıplak temsillerimizi sahiplenmek, yani canımız çekerse onları üretmek ve gönlümüzce dağıtmaktır.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

MEYDAN

YPornoya Tanık Edilmek
Pornoya Tanık Edilmek

Porno üzerine çokça yazılıp çizildi ama pek de gündelik deneyimlerimizi, özellikle partnerlerimizin porno alışkanlıklarının bizi nasıl etkilediğini konuşmuyoruz.

Bir de bunlar var

Parçacık Fizikçilerin Cinsiyetçiliğe Karşı Ayaklanması
“Bu Benim Kendimi İnşa Etme Savaşım”*
Bulutlar Üstündeki Kadınlar

Send this to friend