İşler kötüye giderse yanlış anlaşılmışım deyip işin içinden çıkmak kolay.

KÜLTÜR

Dava Adamıyla Sanal Flört: Varla Yok Arası bir Öykü

 

Bu yazıyı kadın sitelerinde henüz böyle bir deneyim aktarımına rast gelmediğim, bu tuhaf deneyimi yaşarken kayıp ve karanlıkta hissettiğim ve başka kadınlara da referans noktası olabileceği için yazdım.

 

Bir süre önce ikinci kez sosyal medyada adımla sanımla hesap açtım. Birkaçı arkadaş ya da tanıdıklarım, geri kalanı ülkede ne olup bittiğini anlamak için takip ettiğim solcu hesaplar. Bir yıla yakın kullanıp geçen yıl kapattığım anonim hesapta keşfettiğim, her yazısını okuduğum, zaman zaman yazıştığım, zaman zaman menşın atarak takıldığım bay sosyalist dava adamı da adıyla sanıyla yıllardır olduğu gibi orada. Ona attığım ilk menşınlardan birine cevap vermek üzere mesaj kutusuna damlıyor ve işte ben farketmeden tuhaf bir macera başlamış oluyor.

 

Önce her şey normal, herkes kendi halinde takılıyor, arada bir kaç cümle gündem vs. üzerinden yazışıyoruz. Daha doğrusu ben ona laf atıyorum, o da bir iki birşey söylüyor. O beni takip etmiyor, yazışmaları uzatmıyor, özel olarak ilgilendiği biri değilim yani. Derken bizim Bolşevik, bütünüyle siyasi, neredeyse asker dava adamı profil resmini değiştiriyor, kedi postu paylaşıyor, bir haller var adamda. Bir süre sonra benim postlarıma cevaben birşeyler yazıyor gibi hissediyorum ama buna hiç ihtimal vermiyorum, kaç yaşında insanlarız, benimle neden bu şekilde uğraşsın. Benim hüsnü kuruntum. Adamı hayranlıkla izliyorum sonuçta, ‘ah şu çocuk bana bakmıyor mu’ hallerim. Olur öyle.

 

Günler böyle geçiyor. Sonunda durumunu bana anlatmak üzere dakikası dakikasına postlarıma bağlamsız, alakasız cevap vermek zorunda kalıyor. Ben ‘bu vazo mavi mi?’, o ‘evet mavi matmazel’. Bu anlamsız ‘evet mavi matmazel’ biraz şaşırtıcı, havada asılı duruyor. Bizim dava adamının hali hal değil, yazı arasına şarkı sıkıştırıyor, pop müzikten yararlanıyor, online olduğumda taymlayndan bana küçük sürprizler yapıyor. Neyse sonunda anlıyorum.

 

Böylece başlıyor şarkılar, şiirlerle flört günleri. Bir şekilde aramızda bir dil geliştirmeyi başarıyoruz. Yine de fazla anlamlandırmalar, tamamen kaçırmalarla dolu kaotik, sağlıksız, körler sağırlar birbirini ağırlar bir dil bu. Evet adam solda bilinen, ne yaptığı, nerde durduğu belli, ciddi biri gibi. Daha önce sosyal medyadan teşhir edilen çapkın solcu abilere pek benzemiyor ama yaklaşım tuhaf. Yazışarak sıradan bir buluşma ayarlamak zor değil. O beceremez, hadi ben gireyim meseleye uzamasın diyerekten ‘evli misiniz’ diye soruyorum. ‘Değilim’ diyor, uzatmıyor. Birkaç kez güç bela onunla yazışmaya çalışıyorum, flört halini net olarak teyid ettirmeye çalışıyorum, etmiyor, pek isteksiz, mesafeli ve tedbirli cevap veriyor. Ne yapmaya çalıştığını anlamıyorum.

 

O haliyle bir ara bana usül erkan öğretmeye kalkıyor. Görüşmek istiyorsan görüşelim dediğimde ‘ne konuda olduğunu güzel güzel anlat bakalım’ diyor. Durumu vahim, tehlike çanları çalıyor, bu noktada koşarak kaçmak gerekirken ben çanları duymayı reddedip ittiriyorum. Böyle sinsi, her türden riski bana yükleyen çapkınlığı ona yakıştıramıyorum. Olsa olsa utangaçtır. Sonunda yaşadığım şehre geldiğinde yüzyüze görüşmeyi öneriyor, tamam bekliyorum diyorum. İki hafta daha taymlayndan flörte devam, bir yandan da kaygım büyüyor. Haftalardır adamla flört ediyorum ve hayatında biri olup olmadığına, aynı anda kaç kadına zarf attığına dair hiçbir fikrim yok. Beni bu denli karanlıkta bırakan biriyle bu yolla flört etmeye devam etmek aklıma yatmıyor.

 

‘Bu çok kaygı verici bir oyun, daha ne kadar sürecek, yakında buralarda mısın’ diye soruyorum. Cevap ‘ne oyunu :)’ şeklinde oluyor. Sert çıkıyorum, bu tuhaf eğlencenin nesnesi olmayacağım diyorum. ‘Tam olarak neyden bahsediyorsun, saçmalama ne diyorsun’a sığınıyor. Kötü bir an. Akıl Oyunları filmindeki Russel Crowe’un aslında öyle bir oda arkadaşı olmadığını anladığında yaşadığına benzer bir his. Meğer ben haftalardır hayali bir flörtün içindeymişim. Üstelik psikotik bir hastalığım da yok. Vay canına! Ertesi gün ona bu yaptığının ne kadar hastalıklı, yaralayıcı olduğunu belirten duygu seli üç paragraf döşüyorum, ‘iyi günler’ diliyorum. Normalde beni derhal engellemesi gerekiyor. Onunla hayali flört deneyimimi gerçek sanıyorum, üstüne bu halüsinasyondan hareketle adama posta koyuyorum, daha tehlikelisi var mı? Hayır öyle olmuyor, sadece susuyor. Tuhaf bir sadizm. Bu saçma iletişim biçimine son vermek üzere hesabı kitliyorum, görmese daha iyi. Fakat o da ne. Dava adamı her yazdığımı görüyor, kendisi profesyonel bir stalker. Öfkeden burnumdan soluyorum, gecenin bir yarısına dek adamı resmen taciz ediyorum, hakaretler yağdırıyorum. Hiç acelesi yok, onları da okuyor ve saatler sonra bloklanıyorum.

 

Bu olayın üzerinden öfkeyle cebelleşerek geçirdiğim aylar geçti. Bu öfke postlarından birine ikimizi de takip eden bir hesap ‘boşver, ayrıl adamdan artık’ minvalinde bir yorum yaptı. Ah demek hayali flörtü benim dışımda görenler olmuş. Yaşasın deli değilim! Bu arada en beteri olan biteni bir yere koyamamak oldu. Taciz edilmedim. Dava adamı ona olan ilgimi belli ettiğim için olta attı ve kancaya ben bile isteye takıldım. Yine de hasar ve öfke var. Kaygıya sürüklendiğim bu maceranın sonunda gördüğüm deli muamelesi yıpratıcı. Ama ortada yaşanmış ‘gerçek’ birşey yok, ki birazdan değineceğim üzere oynadığı alan tam da bu henüz üzerinde konuşulmayan varla yok arası alan. Siyaset erbabı dava adamı, sanalda hiçbir hukukun geçmediği Agambenesk bir kamp alanı keşfetmiş. Üstelik kampa kendi rızamızla giriyoruz, hasarın, yara berenin kaydı tutulmayacak.

 

Arkadaşlarımla konuştuğumda sosyal medyada böyle karanlık, flu bir alan olduğunu farkettim. Evli bir arkadaşım bu alanı şöyle tarif etti; ‘Evliliğimden memnunum, eşimi seviyorum ama insan flört etmeyi, beğenilmekten duyulan heyecanı da özlüyor. Bunun için sosyal medya en iyisi. Sonuçta yaşanan birşey yok, ama bir yandan da var. İşler kötüye giderse yanlış anlaşılmışım deyip işin içinden çıkmak kolay.’ Başka bir arkadaşım aynı şeyi yaşıyor. Yıllar öncesinden kısa bir tanışıklığı olan adam onunla sosyal medyada flört ediyor, fakat direkt diyalog kurmayı reddediyor. Konuştukça bir sürü kadının böyle deneyimleri olduğunu, ortada şaşıracak birşey olmadığını farkediyoruz. Sosyal medya gerçek bir ilişkinin beraberinde getireceği yüklerden azade, sadece fanteziden ve heyecandan oluşan bir ilişki için ideal yer. Yine de bu ne gerçek ne sanal arafta yaşadığımız ilişkiler yeni değil. Klişeleri bu yeni mecranın barındırdığı yeni olanaklarla yaşıyoruz sadece.

 

Acı ama gerçek, sosyal medyadaki tanışıklıklara kuşkuyla bakmadığımızda zaman zaman avcılara göz kırpıyoruz, kendimizi yaralanabilir kılıyoruz. Politik erkekler, feminist politikayla uğraşan, cinsellikten rahatça konuşan kadınlarda ilk önce ağaçtan elmayı koparıp hiçbir şey sormadan kendilerine sunacak potansiyeli görüyor. Dava adamına yakışır bir kadın, zaten hem sanal flörtün gerçek ve anlamlı olduğunu varsayıp devam edecek, hem de onun böyle ‘kadın kız meseleleri’yle ilgilenmeyeceğini kabullenip koparılan elmanın sorumluluğunu tek başına alabilecek yetenekte olmalı. Çünkü duruma göre elmayı yerken ‘ben değil o kopardı’ diyebilmesi, gerekirse gizli kapaklı yiyebilmesi, öyle uygun görürse elma peşinde koştuğunu inkar edebilmesi gerekiyor. Beni geçirdiği test tam da bu. Direkt iletişim kuracak kadar önemsemediği bir kadın tarafından özelden baştan çıkarılmak istiyor, taymlaynda bunun için flört ediyor. Bu işten kendisine ekmek çıkarsa ne güzel, olmazsa da mühim değil, dava adamlığının yüzde doksandokuzu inkar sonuçta. Sosyal medyanın olanaklı kıldığı karanlık alanda kadınları bu testten nasıl geçireceğini, bu senaryoyu nasıl öreceğini çalışmış, ne yapacağını biliyor. Elma peşinde olduğunu açıkça ifade ederse sosyalist bir aziz olarak konumlandığı cennetten kovulacağından korkuyor ve testten geçemeyen beni bir tekmeyle gerçek dünyaya fırlatıyor. Eh bir dava adamı kolay olunmuyor, biraz hesap kitap gerektiriyor. İşin ilginci bu olursa ne âlâ, olmadı at çöpe kadınla, her şey onun istediği gibi giderse bir ihtimal birşeyler yaşayacak. Popüler edebiyat dergilerince istismar edildiğinde hemen müdahale ettiği, ‘okumuyorsunuz’ diye çemkirdiği şiirlerden bunu anlamış. Acıklı.

 

Solcu erkeğin feminist kadın denen, arzunun o hem vaad hem tehdit dolu nesnesine dair kurgusu, sosyal medyanın kimsenin kimse için pek de bir önemi olmadığı duygusuyla birleşince ilişkiler her türlü istismara açık hale geliyor. Kendi adıma ne o denli pratik hazlar vaad ediyorum ne de bilinmedik tehlikelere gebeyim. Sadece elmanın tadı onu beraber kopardığımız gerçeğini teslim eden erkeklerle çıkıyor, aksi halde hazımsızlık yapıyor. Potansiyel tehlikelerimize gelince, onlar aslında yok. Feminist kadınlar kendilerine incelikle belirtilen ilgiyi taciz olarak görmez, bunun için kimseyi ifşa etme peşinde koşmaz, aksine böyle şeyleri sıradan bulur. Sorun, dava adamları elma peşinde koşarken arzu duymuyormuş gibi yapabilsin, aziz imgesini sürdürülebilsin diye bize ödetilen bedelde. Tehlikeli hallerimiz, bu femme fatale kurgusu nedeniyle gördüğümüz kötü muameleden, karanlık labirentlerde dolaştırılmaktan, böyle tuhaf testlerden geçerken oluşan kötü ve ağır duygulardan doğuyor. Kendini gerçekleştiren kehanet deyimi bunun için var.

 

Geçen gün kendisine mail atıp bana bir özür borçlu olduğunu söyledim. Muhtemelen öfkemden korktuğundan, yalnızca mecbur kaldığında kurduğu bir cümle yolladı. Kurumsal kimliğinin standart özür cümlesi bu; ‘Kimseyi kasten incitmek istemem ama sen öyle hissediyorsan özür dilerim’. Kötülüğün banalliği.

 

Yazık ki bu ülkede birşeyler değişir mi, birgün daha aydınlık bir Türkiye’ye uyanır mıyız, kadınlar için daha güvenli bir gelecek mümkün mü diye bu adamların yazıp çizdiklerine bakıyoruz, bunlarla beraber yürüyoruz, bunlardan umut devşiriyoruz. Bu meseleyi konuştuğum, benim gibi politik yakın arkadaşım ‘boşver umudu, kendini korumaya bak, ülke bu işte’ diyor. Bu davalar demek böyle kaybediliyor. Ah!

 

 

Ana görsel: Dava adamı (temsili)

YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • Depresso

    Bir şey diyeceğim tam böyle bir şeyler yazmak isteyip isteyip (nerdeyse 1 yıldır) toparlayamıyordum. Çünkü taciz demediğim, ama sınır aşımına gittiğini düşündüğüm bu flört durumuna bir ad koyamıyordum. Sağolun, kaleminize sağlık.

  • lolatesk

    Çok kadının yaşadığı bir deneyim olduğunu düşünüyorum bunların, tam bir “kadını suçlama” kapısı. Malum bu hikaye sosyal medyada daha light şekilde geçirilmiş ama daha fazla yakınlaşmanın olup sonunda “sen beni yanlış anlamışsın”la biten çok flört ya da ilişkimsi var. İnsana kendini salak hissettirmek için kurgulanmış gibiler. Benzerini zamanında yaşadım. Hoşlandığım biri var, bakışıyoruz, muhabbet ediyoruz falan. Flörtöz hallerdeyiz. Fakat ben daha sonra sevgilisi olduğunu öğrenince öfkeleniyorum, kavga ediyoruz. O zaman ne bakıyorsun ilgileniyorsun dediğimde şöyle bir yanıt almıştım: “her baktığım kadınla sevgili mi olacağım ki?” Kaşınla gözünle, tüm beden dilinle, laflarınla duygusal manipülasyon yapıyorsun, sonra suçlu kadın oluyor. Çok öfkelendim ve hırsımı uzun süre atamadım. Ne yazık ki kendimi aptal gibi hissettim, kendimi suçladım. Ama sonra farkediyorsunuz ki zaten karşı tarafın sistemi bunun üzerine kurulu. Bana en acı gelen, kadın olarak büyürken “güvenmemeyi” zorla öğrenmek zorunda kalmak, sonra da bir ömür güvenmeye çalışarak geçirmek hayatını…bütün bu manipülasyonları, iletişim taktiklerini öğrenmek zorunda kalmak, öfkeyle cebelleşirken bir yandan, bir yandan hayalkırıklığı ile üzülürken. korkaklığın da özgürlük olarak adlandırıldığını çok gördüm böyle. ama üzerine birşey yapışmasın beylerin aman duygusal bir sorumluluk altına girmesin!

  • Karenina

    Karşi tarafa yapılan suçlamaların hepsi yuvarlak, tekinsiz ifadeler. Ve ortada bir flört geçtiğine ikna olamadım sanırım yazarın kendisi de olamamış. Yani bir zorlama yok, taciz yok sadece yazarın kendi kafasındaki bir kurgu ve onun gerçeklerle uyuşmamasının getirdiği bir problem var.

  • Timur

    Şahsi kırgınlıklarımızı, ikili ilişkilerdeki tatminsizlikleri nasıl feminizm kılıfını kullanarak erkeğe yıkabilirizi anlatıyor. Feminizmin ne kadar büyük bir saçmalık ve bu ideolojiyi savunanların nasıl tutarlılık, hakkaniyet, dürüstlükten muaf kimseler olduğunu bir kez daha gördüm. İşte feminizm budur diyerek arkadaşlarımıza okutabileceğimiz, feminizmin gerçek yüzünü vasıtasıyla görmelerini sağlayabileceğimiz bir yazı olmuş. Teşekkürler.

    • lolatesk

      Bir kişinin yazdığı bir yazıdan tüm feminizmi nasıl kötüleyebilirsin ki? Sen zaten kötülemek üzere yola çıkmışsın ve bunun için bahane arıyorsun. İşte feminizm budur diyebilmek için kişisel bir yazı değil kuramsal bir yazı ya da kitap göstermen gerekir ama yapmazsın çünkü işine gelmez. Yorumun bana art niyetli görünüyor o yüzden. Tersini düşün empati yapabilmek için, ben bir erkeğin yazdığı kadınları aşağılayan bir yazı okuyorum ve diyorum ki erkeklerin nasıl … insanlar olduğunu bir kez daha gördüm, işte erkeklik budur arkadaşlar deyip okutacağım bu yazıyı…sence doğru bir yaklaşım mı olurdu? Eleştirmek, katılmamak farklı, feminizmi karalamak farklı şey

      • Timur Aydın

        1. http://i.hizliresim.com/zY217Y.jpg 2. Evet, feminizme karşı önyargılı ve art niyetliyim. Lakin herkes her şeye karşı önyargılı ve art niyetli. Bu farkında olunduğu takdirde fena bir şey değil. 3. Bir erkeğin yazdığı bir şeyden ötürü bütün erkekleri sorumlu tutmak elbet aşırı genelleme olur, benim yaptığım gibi. Ama bir erkeğin yaptığı şey ortalama erkeğin yaptığı, yapabileceği bir şeyi gösteriyorsa (pek sağlıklı olmasa da) genelleme yapılabilir, tıpkı ortalama feminist hakkında genelleme yaptığım gibi.

        • Oşu Bubu

          Timur sana Fanon kürü öneririm. Kısır döngülü, önyargılı dünyanda argümanlarını biraz daha sofistikeleştirebilir, biraz daha ilginçleştirebilirsin belki. Umut işte..

    • cin.

      Timur büyük oyunu gördü, gerçek yüzümüz ortaya çıktı arkadaşlar. Dağılabiliriz.

      • Timur Aydın

        Güldüm.

  • disqus_qcamt31U05

    Açıkçası yazının dert edindiği şeyi pek anlayamadım, zira bana ayrıcalıklı konumunu kullanarak karşı tarafı istismar etmeye çalışan bir erkekle sömürülen bir kadının ilişkisinden ziyade, kafasında farklı kurgular olan 2 kişinin iletişememesi imiş gibi geliyor bu yaşananlar. Ama yazıda beni çok rahatsız eden bir şey var: “Öfkeden burnumdan soluyorum, gecenin bir yarısına dek adamı resmen taciz ediyorum, hakaretler yağdırıyorum.” cümlesi. Öfkeden soluyor olmamız, karşı tarafa hakaretler edip, onu taciz edebileceğimiz anlamına mı geliyor? Böylesi bir algı, mücadele ettiğimiz erkek şiddetini anımsatmıyor mu?

  • Dilay

    Bu yazıyı bir erkeğin yazmış olması durumunda verilebilecek tepkileri öngörebiliyoruzdur çoğumuz. “Tâciz yok ama yine de kendimi kötü hissettim”den yola çıkarak ve söz konusu erkeğin siyâsi kimliğine defâetle vurgu yapılarak, yazarın muhtemel kurgusu üzerinden yazılan yazıyı bir kadın olarak oldukça acınası ve hastalıklı buldum. Özellikle erkeğin sessiz kalması üzerine kendisine hakaretler ettiğini alenen yazmış birinin, açıkçası bir tacizcinin var olmayan bir taciz ve flört üzerinden bir görüşe yatkınlığını bildiren insanların büyük çoğunluğunu zan altında bırakması inanılmaz bir akıl tutulması örneğinden öte değil.

    • Oşu Bubu

      Dilay bu yazıyı bir erkeğin yazmış olması çok farklı anlamlar ifade edecekti. ‘Dava adamlığı’ üstüne daha da çok konuşulması gereken bir konu bence. Sözüyle eylemi birbirini tutmayan dava adamlarının sanal alanda egolarını şişirip şişirip pek çok kadını manipüle ettiği, hatta bunların sanalın ötesine geçip gerçek hayatta çok daha büyük sömürü hikayelerine döndüğünü kadınlar kendi aralarında paylaşarak keşfediyorlar. Ama bu süreç oldukça yalnız da geçebiliyor. Sadece taciz tecavüz gibi korkunç şiddet eylemleri gerçekleştiğinde mi konuşma hakkı doğuyor? Bu noktalara varmadan kendimizi nasıl koruruz? Diyeceksiniz ki bunu cinsiyetinden bağımsız pek çok kişi yapıyor ama ve hiçbirimiz mükemmel değiliz, her şeyi hep dürüst yaşamıyoruz. Buna katılıyorum. Evli herhangi bir insanın bu varla yok arası alanı kullanmasıyla dava adamlığı müessesesinin sanal varlığı arasındaki farklar nelerdir, yazıda yeterince iyi ifade edilmemiş anlaşılan. Fakat kendini sömürüye, yalana talana karşı konumlandırmış (ve kamusal bir söz alanı olan) herhangi bir kişinin sanal personasına hayran olan kadınların ilgisi üzerinden hava şişirirken onlara deli/herşey-senin-kafanda muamelesi çekmesinde dava adamlığına has bir mekanizmanın izleri var. İnsanlık davası üstlenmiş adamın duygusal sorumluluktan kaçma pratiği oldukça eskiye gidiyor. Özgürüz, devrimciyiz, sömürüye karşı eşşek gibi mesai harcıyoruz ama dönüp de kendi zayıflıklarımıza, istek ve arzularımıza bakıp bir özeleştiri yapmıycaz. Kişisel hayatımızda karşı durduğumuz sistemin araç gereçlerini nasıl da güzel kullandığımız gerçeğiyle hiç yüzleşmiycez.
      Benim anladığım kadarıyla, Yaprak’ın şaşırdığı ve anlatmak istediği büyük politik laflar etmeye geldiğinde kaplan gibi sanal meydana atılan özgürlük savaşçısı adamın, bir flörtün bile arkasında durmaktan aciz oluşu, ikiyüzlülüğü ve korkaklığı. Kadınların ilgisine duyduğu açlıkla, karşı taraftakinin sadece onun egosuna hizmet eden bir varlık olmadığını görmeyişi. Özgürlük savaşçısının sessiz kaldığı yeri ‘adam susmuş, başını önüne eğmiş işte’ şeklinde okumadım o yüzden ben. Kadını küçümsemeleri ve sindirme çabaları sökmeyince, gelecek öfkeli tepkiyi sezmiş ve önleyemediği bu durumun içinden kendini sıyırmaya çalışmış. (Bir kadının aklıyla/duygularıyla oynamanın bedelini ödemek istemeyecek elbette, o sadece entel erkekliğini onaylatmak için, ne kadar şahane olduğunu kendine tekrarlamak için masum oyuncuklar peşindeydi. bu arıza da nerden çıktı şimdi?)
      Bana göre yazarın kaygısı sadece adamla alakalı da değil, kendiyle ilgili de ciddi soru(n)lar barındırıyor. Kendi beklentileriyle ilgili arızayı daha açık ifade etseydi şüphesiz daha sağlam olurdu. Ben Yaprak’ın bu yazıyı yazmasındaki amacı kendi sürecini ve kendi beklentilerindeki arızayı da anlamak olarak okudum. Bundan da öte bu tür adamlara ve onlara duyulan hislere karşı diğer kadınları uyarma ihtiyacı. Sorunlarına rağmen bu yazıdaki uyarıyı alıp kendini baya bir kafa karışıklığından koruyabilecek, vaktini saçma sapan adamları takip ederek, yücelterek geçirmeyecek kadınlar var sanıyorum.
      Yazıya burada ve twitterda yapılan ‘kafayı yemiş kadın. herşeyi kafasında kurmuş gelmiş yazı yazmış’ gibi kaba ve terbiyesizce yorumlar da bu muğlak alandan ve kırılganlıktan istifade kadının üstüne çullanan, yazıda söz konusu olan adamın akıl oyunlarından, manipülasyonlarından uzak insanlar değil bence. Yazıya, genellemeye öfkelenmiş olmanızı anlayabilirim, size göre bu yazı meselenin dava adamlığıyla nasıl ilişkilendiğini anlatmayı beceremiyor olabilir. Ancak ‘acınası ve hastalıklı’ ifadesi de Yaprak ve başka kadınları rencide etmekten, yalnızlaştırmaktan ve bu erkek çullanmasına hizmet etmekten öte gitmiyor.

      • Dilay

        “Büyük politik laflar etmeye geldiğinde kaplan gibi sanal meydana atılan özgürlük savaşçısı adamın, bir flörtün bile arkasında durmaktan aciz oluşu, ikiyüzlülüğü ve korkaklığı.” Kimse bir flörtün arkasında durmak zorunda değil, kaldı ki bir kadının yakınlığını yanlış değerlendirenlerin bu değerlendirmeleri üzerinden kendilerine hak gördükleri ısrar ve taciz gün gibi ortadayken, Yaprak’ın flört kendi isteği dışında sona erdiğinden erkeğe birçok kere birçok yoldan iletişim kurma çabası içine girdiğini, hatta hakaret ettiğini de kendi kaleminden okurken, benzer bir durumda karşı taraf kadın olduğunda “Seninle bir veya birkaç kere flört etmesi seninle flört etmeye devam edeceği ve bir sonraki adıma geçmek isteyeceği anlamına gelmez” diyeceğiz. Neden bu konuda KORKAK DAVA ADAMI diyelim? Dava adamlığından, yâni siyâsi görüşünden yola çıkarak ikili ilişkilerini değerlendirmek, bir kadına “Mâdem cinsel özgürlüğü savunuyorsun o zaman neden benimle sevişmedin?” demekle aynı olmaz mı?

        Gelelim yazının etiketlerine; etiketlerden biri EVLİLİK. Gerçekten mi? Sanal flörtle ilgili bir yazıda kapı hangi ara evliliğe çıktı da o etiket eklendi? Baştan sonra hezeyan dolu, çarpık, patetik bir yazı ve çıkarım.

        Kimseyle flört devamlılığı üzerine senet imzalamadığımız gibi, kimse de bizimle böyle bir senet imzalamadı. Yaprak’ın tek taraflı anlatımını dinliyoruz. “Dava adamı” yarın öbür gün Yaprak’ın onu flört eder gibi yapmadan flört etmeye zorladığı hınzır sorularını, ısrarını, hakaret dolu mesajını ifşâ ederse? Bu yazı kadınları -olmayan- bir tehlike hakkında uyaran bir makâle değil, insanın günlüğüne kimsenin okumayacağından emin olarak bile yazmaya utanacağı bir “Benimle flört etmeyi kesen birini nasıl taciz ettim” itirafı.

        • lolatesk

          Yazarın öfkesini yansıtma şeklinin yanlış olduğunu anlıyorum ama diğer yazdıklarınıza şu açıdan katılamadım. Herhalde siz karşılaşmamışsınız ya da denk gelmemiş ama kadına zarf atıp sonra onu izleyerek bundan duygusal olarak tatmin olan bir yığın erkek var. Ben bir sürü tanıdım. Kimini gördüğüm an kaçtım kimine bir süre kandım. Ama bu flört değil. Burada tanımlamaların sınırları karışıyor işte. Ne zaman flört, ne zaman duygusal manipülasyon? Duygusal manipülasyon derken kastettiğim şey, bir erkeğin kendisi ilgi görmek ve bundan tatmin sağlamak için (ilişki kurmak değil tamamen narsist bir arzudan bahsediyorum) , kadınla ilgileniyormuş gibi davranmasından, kadın karşılık verip üzerine gelince de yanlış anlamışsın ya da ben ilişkiye hazır değilim vs. demesinden bahsediyorum. Ama o tatminini sağlamış olur, kadında ise aptal mıyım ben hissi ve öfke kalır. Buna flört diyorsanız bilemem, ben demiyorum. Bana göre psikolojik bir konu bu, kadınların bilmesi ve kendilerini koruması gereken birşey. Politiklik, adam kendini çok duyarlı gösteriyorsa ortaya çıkabilir. Yukarıda verdiğim örnekteki adam da ekolojistti mesela. Baksan 24 saat duyar kasıyordur. Altına bakıyorsun ful kompleks.

        • Oşu Bubu

          lolatesk’in yazdıklarına ilaveten şunları diyeceğim. adam kendisine açıkça sorulduğunda kaçıyor, cevap vermemek ve o duygusal manipülasyonu devam ettirebilmek için. bu olay birkaç gün değil aylarca sürüyor. eğer mesele basit bir flört idiyse ve bu flörte devam etmek istemiyor idiyse basitçe ‘ilgilenmiyorum’ da denebilirdi. ama denmedi, kadının aklıyla ve duygularıyla oynandı. daha fenası işin daha fiziksel manipülasyona gittiği yerler. ama şükür öyle bir şey olmamış. ve evet bu baya fazla örneği olan bir dava adamı ‘geleneği’.
          Evlilik meselesini ise ben çıkarmadım, yazıda bahsi geçiyor. Yazar kendisi bunun ne kadarı dava adamlığı ne kadar herkesin yaptığı bişey diye sorguluyor. Ve bu flört mü bu ikisi birbirinden nasıl ayrılıyor diye soruyor, fikir danışıyor.

          • Dilay

            Bir yazı kaleme alabilen ve bunun bilinen bir portalda yayınlanmasını sağlayabilen kadının aylarca süren bir belirsizliği fark edememe nedeni nedir? Karşımızdaki insanın zaaflarımızın farkında olacağı ve bunun üzerine oynayacağı önyargısı da cabası… Ayrıca yazıda “Bu flört müdür?” sorusu alenen sorulmuyor, diyelim ki üstü örtük bir soru var ancak bu soru retorik. Yaprak “Bu flört değil, kandırıldım” diyor. Erkek-kadın ayırmadan “hastalıklı” düşünce ve davranışlara sahip insanların olduğu âşikârken, yazar da “Mesaj attım, oradan ulaştım, buradan ulaştım, yetmedi hakâret ettim” derken hangi tarafın hastalıklı olduğu da tartışmaya açık.

            “İlgilenmiyorum diyebilir” demişsiniz, bunca ısrarlı iletişim çabasına rağmen cevap vermemek “İstemiyorum” demek değil midir? Kendinden zorla özür dileten ve dilenen özrü de beğenmeyen biri var karşımızda.

            Tek bir soru soracağım, yazıda dava adamı yerine dava kadınını koyun ve yazan da Yaprak değil Ali olsun. Ali, kendisine cevap verilmediğinde kadına hakaret ettiğini yazsın… Tepkiniz ne olurdu?

          • Oşu Bubu

            Dilay, adam Yaprak’ın şehrine gelip yüzyüze görüşme teklif ediyor! Aynı şehirde olsalar nasıl bir rahat/kolay suistimal alanı olduğunu görememen çok üzücü. Ayrıca Yaprak adamı blokluyor zaten, buna rağmen adamın kadını takip etmesi ve meseleyi sürdürmesi üzerine hakaret ettiğini yazıyor. Yani gerizekalı muamelesinin (herşeyi kafamda uydurmuşum algısının) eziciliğinden sonra bu gücü (oyuncağını,objesini) kaybetmek istemeyen adam bu sefer geçişinin yasaklandığı bir alana zorla giriyor!

            Sondaki soruna gelince bence güzel bir egzersiz, tam da senin ima ettiğin anlamda tamamen geçersiz olacağını göstereceği için. Cinsiyetler arasındaki güç dengesizliği doğumdan başlayan, olayları algılayış biçimlerimize, kendimizi -sanal veya gerçek- kamusal alanda taşıyışımıza yansıyan ve hayat boyu her alanda cebelleştiğimiz bir durum. Bir erkeğin imtiyazları ve bunu doğum hakkı gibi yaşıyor oluşu ile bir kadının – kendine nasıl bir yol çizerse çizsin, hangi sınıftan olursa olsun- gücünü yaşayışı, suistimal etme aygıtları arasında ciddi farklar var. yani bu yazar erkek olsaydı bu olayların ve dolayısıyla bu yazının bu şekilde akma ihtimali yüzde sıfıra baya yakın. Ha bu kadınların suistimal etmediği anlamına gelmiyor elbette, kadınlar da kendilerine yarattığı güç alanlarını çeşitli ve farklı şekillerde kullanıyor, suistimal ediyorlar. (Ve güç ve suistimalin cinsiyetler ötesi, insan olmaya özgü durumlar olduğunu da konuşabiliriz.) Bir dava kadının aynı durumda nasıl davranabileceği üstüne de saatlerce konuşuruz. Dediğim gibi bence dava insanı etrafındaki beklentilerle ilgili ciddi bir sorun var burada ve bu tarihsel bir şey (sırf sendikalar ve taciz tarihine bakmak cilt cilt kitap yapar ve kesinlikle çok kompleks bir anlatı olurdu. kadınların bu güç alanlarına nasıl katkıda bulunduklarını, tacizci adamları nasıl geçerli kıldıklarını konuşurduk.) Ama Yaprak’ınki gibi ucuz atlatılmış durumlar bu tür beklenti ve münasebetleri açık ederek bence dava insanlığıyla ilgili kurguları kırmaya yarıyor. (Buradan ‘aktivist’ olmanın bugün nasıl imtiyazlar sağladığına, nasıl bir ego şişirme alanı olduğuna bile kayabiliriz.) Bunu hayırlı buluyorum. Dahası bu yazıya sırf burada değil sosyal medyada veya özelden yazarak (benzeri veya daha kötü deneyimleri olmuş özellikle genç kadınların verdiği) ‘ben de bunu yaşadım’ ya da ‘benim deneyimimse şöyle olmuştu…’ gibi tepkiler veren kadınları düşününce bence bu durumun azımsanamayacağı görülüyor.

  • dx 386

    Nasıl ki siz konuştuğunuz veya flörtleştiğiniz her erkeğe seks borçlu değilseniz onların da kendilerini size adamak gibi bir borçları yok. Hele meselenin solculukla davayla falan alakasını hiç anlamadım. Ağlayacaksanız oynamayın. İlgilendiğiniz veya ilgi gördüğünüz herkes sizinle ilişki istemiyor diye bu kadar tribe girecekseniz de gidin görücü usulü evlenin kurtulun.

    • Duygu Tekgul

      bence adamın kendini “dava adamı” ve “solcu” sayması, kadının “feminist” kimliğini suistimal etmesi bağlamında önemli, yani bi bakıma çelişkili… “feministse zaten benden bi şey beklemeye hakkı yok” mantığı, kendi işine geldiği gibi… aralarında ne geçtiğini tam olarak bilmiyoruz ama o noktaya kadar olan iletişimlerinden arkadaş bi şeyler beklemeye hakkı olduğunu düşünmüş belli ki

    • cin.

      Birilerinin “Ağlayacaksanız oynamayın. İlgilendiğiniz veya ilgi gördüğünüz herkes sizinle ilişki istemiyor diye bu kadar tribe girecekseniz de gidin görücü usulü evlenin kurtulun.” gibi cümleleri hala başkalarından ve en çok da kendinden utanmadan kurabiliyor olduğu bir zamanda ‘ataerkillik bitti’, ‘cinsiyetçilik yok’, ‘ne alakası var’, ‘her şey kafanızda’ gibi söylemleri duymak ve hala saygı ve izan çerçevesinde tartışma yürütmeye çalışmak.. Vallahi yaşlandık be dx 386.. Ama itiraf etmeliyim ki yüz yaşıma gelip hala bu iğrenç dili düzeltmeye çalışıyor olmayı, hayatı senin yerinde ve kafanda yaşamaya tercih ederim. Kötü dil ve sahipleri kendi zehirlerinde kendilerini yerken, mücadele(ci)ler ve dayanışma kalıyor ki onun tadından yenmez. O yüzden bırak böyle meseleleri hem ağlayanlar hem oynayanlar kurcalasın, sen de o tontik kafanı yorma.

  • asli kayserili

    anlatilmayan alanin anlatilamamasindan yararlanan erkek taktigi, bu taktik malesef baska etkilesimlerde de var, fikir tartismalarinda vs. sadece flortte degil. bu konuyu toparlayip yazmis olmak hakikaten zor tebrik ederim.

  • emir

    dava adamlarının kendi istek ve duygularına yabancılaştığı, kendi bireyselliklerini, diğer herkesinki gibi, bastırmaya çalıştıkları herkesin malumu zaten (aynı durum bence dava kadınları için de geçerli). bu yazıda anlatılan mesele biraz bununla ilgiliymiş gibi geldi. flört – gayet doğal ve eğlenceli bir durum olarak yaşanması gerekirken – bu bastırma ve inkar yüzünden suçluluğu ve daha fazla bastırmayı beraberinde getiriyor. dava adamı kendini olduğu gibi (yani istek ve duyguları olan bir insan olarak) ifade etmekte güçlük çektiği için, karşı taraf da kafasından çıkarımlar yapmak zorunda kalıyor. yazıdaki adam “ne konuda olduğunu güzel güzel anlat bakalım” dediğinde bu duygusal çaresizliği ve beraberinde güç kazanan sadizmi ortaya sermiş (bu tek cümleyi olayın geneli bağlamında düşünürsek).

    yazıya negatif tepki gösteren erkeklerin kullandığı dildeki sadistik tona da dikkatinizi çekerim.

Bir de bunlar var

Azınlık okulları, Caretta Carettalar ve topa bir türlü giremeyen Hagop
Gani Met ve Sabah Muhabiri Nazif Karaman: Bir Karşılaşma
Sokak Stili Moda Haftası Kapılarından İbaret Değil

Send this to friend