İşler kötüye giderse yanlış anlaşılmışım deyip işin içinden çıkmak kolay.

KÜLTÜR

Dava Adamıyla Sanal Flört: Varla Yok Arası bir Öykü

 

Bu yazıyı kadın sitelerinde henüz böyle bir deneyim aktarımına rast gelmediğim, bu tuhaf deneyimi yaşarken kayıp ve karanlıkta hissettiğim ve başka kadınlara da referans noktası olabileceği için yazdım.

 

Bir süre önce ikinci kez sosyal medyada adımla sanımla hesap açtım. Birkaçı arkadaş ya da tanıdıklarım, geri kalanı ülkede ne olup bittiğini anlamak için takip ettiğim solcu hesaplar. Bir yıla yakın kullanıp geçen yıl kapattığım anonim hesapta keşfettiğim, her yazısını okuduğum, zaman zaman yazıştığım, zaman zaman menşın atarak takıldığım bay sosyalist dava adamı da adıyla sanıyla yıllardır olduğu gibi orada. Ona attığım ilk menşınlardan birine cevap vermek üzere mesaj kutusuna damlıyor ve işte ben farketmeden tuhaf bir macera başlamış oluyor.

 

Önce her şey normal, herkes kendi halinde takılıyor, arada bir kaç cümle gündem vs. üzerinden yazışıyoruz. Daha doğrusu ben ona laf atıyorum, o da bir iki birşey söylüyor. O beni takip etmiyor, yazışmaları uzatmıyor, özel olarak ilgilendiği biri değilim yani. Derken bizim Bolşevik, bütünüyle siyasi, neredeyse asker dava adamı profil resmini değiştiriyor, kedi postu paylaşıyor, bir haller var adamda. Bir süre sonra benim postlarıma cevaben birşeyler yazıyor gibi hissediyorum ama buna hiç ihtimal vermiyorum, kaç yaşında insanlarız, benimle neden bu şekilde uğraşsın. Benim hüsnü kuruntum. Adamı hayranlıkla izliyorum sonuçta, ‘ah şu çocuk bana bakmıyor mu’ hallerim. Olur öyle.

 

Günler böyle geçiyor. Sonunda durumunu bana anlatmak üzere dakikası dakikasına postlarıma bağlamsız, alakasız cevap vermek zorunda kalıyor. Ben ‘bu vazo mavi mi?’, o ‘evet mavi matmazel’. Bu anlamsız ‘evet mavi matmazel’ biraz şaşırtıcı, havada asılı duruyor. Bizim dava adamının hali hal değil, yazı arasına şarkı sıkıştırıyor, pop müzikten yararlanıyor, online olduğumda taymlayndan bana küçük sürprizler yapıyor. Neyse sonunda anlıyorum.

 

Böylece başlıyor şarkılar, şiirlerle flört günleri. Bir şekilde aramızda bir dil geliştirmeyi başarıyoruz. Yine de fazla anlamlandırmalar, tamamen kaçırmalarla dolu kaotik, sağlıksız, körler sağırlar birbirini ağırlar bir dil bu. Evet adam solda bilinen, ne yaptığı, nerde durduğu belli, ciddi biri gibi. Daha önce sosyal medyadan teşhir edilen çapkın solcu abilere pek benzemiyor ama yaklaşım tuhaf. Yazışarak sıradan bir buluşma ayarlamak zor değil. O beceremez, hadi ben gireyim meseleye uzamasın diyerekten ‘evli misiniz’ diye soruyorum. ‘Değilim’ diyor, uzatmıyor. Birkaç kez güç bela onunla yazışmaya çalışıyorum, flört halini net olarak teyid ettirmeye çalışıyorum, etmiyor, pek isteksiz, mesafeli ve tedbirli cevap veriyor. Ne yapmaya çalıştığını anlamıyorum.

 

O haliyle bir ara bana usül erkan öğretmeye kalkıyor. Görüşmek istiyorsan görüşelim dediğimde ‘ne konuda olduğunu güzel güzel anlat bakalım’ diyor. Durumu vahim, tehlike çanları çalıyor, bu noktada koşarak kaçmak gerekirken ben çanları duymayı reddedip ittiriyorum. Böyle sinsi, her türden riski bana yükleyen çapkınlığı ona yakıştıramıyorum. Olsa olsa utangaçtır. Sonunda yaşadığım şehre geldiğinde yüzyüze görüşmeyi öneriyor, tamam bekliyorum diyorum. İki hafta daha taymlayndan flörte devam, bir yandan da kaygım büyüyor. Haftalardır adamla flört ediyorum ve hayatında biri olup olmadığına, aynı anda kaç kadına zarf attığına dair hiçbir fikrim yok. Beni bu denli karanlıkta bırakan biriyle bu yolla flört etmeye devam etmek aklıma yatmıyor.

 

‘Bu çok kaygı verici bir oyun, daha ne kadar sürecek, yakında buralarda mısın’ diye soruyorum. Cevap ‘ne oyunu :)’ şeklinde oluyor. Sert çıkıyorum, bu tuhaf eğlencenin nesnesi olmayacağım diyorum. ‘Tam olarak neyden bahsediyorsun, saçmalama ne diyorsun’a sığınıyor. Kötü bir an. Akıl Oyunları filmindeki Russel Crowe’un aslında öyle bir oda arkadaşı olmadığını anladığında yaşadığına benzer bir his. Meğer ben haftalardır hayali bir flörtün içindeymişim. Üstelik psikotik bir hastalığım da yok. Vay canına! Ertesi gün ona bu yaptığının ne kadar hastalıklı, yaralayıcı olduğunu belirten duygu seli üç paragraf döşüyorum, ‘iyi günler’ diliyorum. Normalde beni derhal engellemesi gerekiyor. Onunla hayali flört deneyimimi gerçek sanıyorum, üstüne bu halüsinasyondan hareketle adama posta koyuyorum, daha tehlikelisi var mı? Hayır öyle olmuyor, sadece susuyor. Tuhaf bir sadizm. Bu saçma iletişim biçimine son vermek üzere hesabı kitliyorum, görmese daha iyi. Fakat o da ne. Dava adamı her yazdığımı görüyor, kendisi profesyonel bir stalker. Öfkeden burnumdan soluyorum, gecenin bir yarısına dek adamı resmen taciz ediyorum, hakaretler yağdırıyorum. Hiç acelesi yok, onları da okuyor ve saatler sonra bloklanıyorum.

 

Bu olayın üzerinden öfkeyle cebelleşerek geçirdiğim aylar geçti. Bu öfke postlarından birine ikimizi de takip eden bir hesap ‘boşver, ayrıl adamdan artık’ minvalinde bir yorum yaptı. Ah demek hayali flörtü benim dışımda görenler olmuş. Yaşasın deli değilim! Bu arada en beteri olan biteni bir yere koyamamak oldu. Taciz edilmedim. Dava adamı ona olan ilgimi belli ettiğim için olta attı ve kancaya ben bile isteye takıldım. Yine de hasar ve öfke var. Kaygıya sürüklendiğim bu maceranın sonunda gördüğüm deli muamelesi yıpratıcı. Ama ortada yaşanmış ‘gerçek’ birşey yok, ki birazdan değineceğim üzere oynadığı alan tam da bu henüz üzerinde konuşulmayan varla yok arası alan. Siyaset erbabı dava adamı, sanalda hiçbir hukukun geçmediği Agambenesk bir kamp alanı keşfetmiş. Üstelik kampa kendi rızamızla giriyoruz, hasarın, yara berenin kaydı tutulmayacak.

 

Arkadaşlarımla konuştuğumda sosyal medyada böyle karanlık, flu bir alan olduğunu farkettim. Evli bir arkadaşım bu alanı şöyle tarif etti; ‘Evliliğimden memnunum, eşimi seviyorum ama insan flört etmeyi, beğenilmekten duyulan heyecanı da özlüyor. Bunun için sosyal medya en iyisi. Sonuçta yaşanan birşey yok, ama bir yandan da var. İşler kötüye giderse yanlış anlaşılmışım deyip işin içinden çıkmak kolay.’ Başka bir arkadaşım aynı şeyi yaşıyor. Yıllar öncesinden kısa bir tanışıklığı olan adam onunla sosyal medyada flört ediyor, fakat direkt diyalog kurmayı reddediyor. Konuştukça bir sürü kadının böyle deneyimleri olduğunu, ortada şaşıracak birşey olmadığını farkediyoruz. Sosyal medya gerçek bir ilişkinin beraberinde getireceği yüklerden azade, sadece fanteziden ve heyecandan oluşan bir ilişki için ideal yer. Yine de bu ne gerçek ne sanal arafta yaşadığımız ilişkiler yeni değil. Klişeleri bu yeni mecranın barındırdığı yeni olanaklarla yaşıyoruz sadece.

 

Acı ama gerçek, sosyal medyadaki tanışıklıklara kuşkuyla bakmadığımızda zaman zaman avcılara göz kırpıyoruz, kendimizi yaralanabilir kılıyoruz. Politik erkekler, feminist politikayla uğraşan, cinsellikten rahatça konuşan kadınlarda ilk önce ağaçtan elmayı koparıp hiçbir şey sormadan kendilerine sunacak potansiyeli görüyor. Dava adamına yakışır bir kadın, zaten hem sanal flörtün gerçek ve anlamlı olduğunu varsayıp devam edecek, hem de onun böyle ‘kadın kız meseleleri’yle ilgilenmeyeceğini kabullenip koparılan elmanın sorumluluğunu tek başına alabilecek yetenekte olmalı. Çünkü duruma göre elmayı yerken ‘ben değil o kopardı’ diyebilmesi, gerekirse gizli kapaklı yiyebilmesi, öyle uygun görürse elma peşinde koştuğunu inkar edebilmesi gerekiyor. Beni geçirdiği test tam da bu. Direkt iletişim kuracak kadar önemsemediği bir kadın tarafından özelden baştan çıkarılmak istiyor, taymlaynda bunun için flört ediyor. Bu işten kendisine ekmek çıkarsa ne güzel, olmazsa da mühim değil, dava adamlığının yüzde doksandokuzu inkar sonuçta. Sosyal medyanın olanaklı kıldığı karanlık alanda kadınları bu testten nasıl geçireceğini, bu senaryoyu nasıl öreceğini çalışmış, ne yapacağını biliyor. Elma peşinde olduğunu açıkça ifade ederse sosyalist bir aziz olarak konumlandığı cennetten kovulacağından korkuyor ve testten geçemeyen beni bir tekmeyle gerçek dünyaya fırlatıyor. Eh bir dava adamı kolay olunmuyor, biraz hesap kitap gerektiriyor. İşin ilginci bu olursa ne âlâ, olmadı at çöpe kadınla, her şey onun istediği gibi giderse bir ihtimal birşeyler yaşayacak. Popüler edebiyat dergilerince istismar edildiğinde hemen müdahale ettiği, ‘okumuyorsunuz’ diye çemkirdiği şiirlerden bunu anlamış. Acıklı.

 

Solcu erkeğin feminist kadın denen, arzunun o hem vaad hem tehdit dolu nesnesine dair kurgusu, sosyal medyanın kimsenin kimse için pek de bir önemi olmadığı duygusuyla birleşince ilişkiler her türlü istismara açık hale geliyor. Kendi adıma ne o denli pratik hazlar vaad ediyorum ne de bilinmedik tehlikelere gebeyim. Sadece elmanın tadı onu beraber kopardığımız gerçeğini teslim eden erkeklerle çıkıyor, aksi halde hazımsızlık yapıyor. Potansiyel tehlikelerimize gelince, onlar aslında yok. Feminist kadınlar kendilerine incelikle belirtilen ilgiyi taciz olarak görmez, bunun için kimseyi ifşa etme peşinde koşmaz, aksine böyle şeyleri sıradan bulur. Sorun, dava adamları elma peşinde koşarken arzu duymuyormuş gibi yapabilsin, aziz imgesini sürdürülebilsin diye bize ödetilen bedelde. Tehlikeli hallerimiz, bu femme fatale kurgusu nedeniyle gördüğümüz kötü muameleden, karanlık labirentlerde dolaştırılmaktan, böyle tuhaf testlerden geçerken oluşan kötü ve ağır duygulardan doğuyor. Kendini gerçekleştiren kehanet deyimi bunun için var.

 

Geçen gün kendisine mail atıp bana bir özür borçlu olduğunu söyledim. Muhtemelen öfkemden korktuğundan, yalnızca mecbur kaldığında kurduğu bir cümle yolladı. Kurumsal kimliğinin standart özür cümlesi bu; ‘Kimseyi kasten incitmek istemem ama sen öyle hissediyorsan özür dilerim’. Kötülüğün banalliği.

 

Yazık ki bu ülkede birşeyler değişir mi, birgün daha aydınlık bir Türkiye’ye uyanır mıyız, kadınlar için daha güvenli bir gelecek mümkün mü diye bu adamların yazıp çizdiklerine bakıyoruz, bunlarla beraber yürüyoruz, bunlardan umut devşiriyoruz. Bu meseleyi konuştuğum, benim gibi politik yakın arkadaşım ‘boşver umudu, kendini korumaya bak, ülke bu işte’ diyor. Bu davalar demek böyle kaybediliyor. Ah!

 

 

Ana görsel: Dava adamı (temsili)

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bir de bunlar var

Sokaklar Sakin
“Ama İşte Onlarda Hep Bir Umut”
Bağlamışım Çözülmüyor

Send this to friend