Seks sırasında partnerin rızası olmadan prezervatifin çıkartılması cinsel suçtur. Bu yaşta adamlara preservatif kullanmaları gerektiğini hala ben mi öğreteceğim?

MEYDAN

Cinsel Şiddet ve Rızaen Korunma (ya da Korunamama)

Sabaha karşı caddeden yukarı uzanan, pek de uzun sayılmayacak bir mesafeden, buz tutmuş yolları ayaklarımın altında takırdatarak eve geldim. Gözlerim dolu, karnımdan yayılan bir öfke dalgasını kontrol etmeye çalışır bir halde soyunup saatlerce yıkandım. Bu hikâyenin yalnızca bu kısmı bile ne kadar tanıdık, değil mi? O kadar çok konuştuk bunları, kahvaltı sofralarında, kahve aralarında, birbirimizin dizinde, kucağında ağlarken, jinekoloğa nereye gittin diye sorarken, kürtaj hikayelerimizi anlatamazken, hastalıklarla boğuşurken, böyle gecelerde başladığını bilecek kadar iyi tanıyoruz birbirimizi. Bize bunca dert olan bu meseleyi yeterince konuşuyor muyuz peki? Cinsel sağlığın önemini yeterince idrak ediyor muyuz? Sınırlarımızı anlamayan, anlamamakta ısrar eden erkeklere dur diyebiliyor muyuz? Dur dediğimizde, geri çekildiğimizde, sevişmenin başından itibaren prezervatif takmalarını istediğimizde ne oluyor? Bu kadar basit, tartışması bile abesle iştigal olan, bu denli temel bir talebin erkek hazzını zedelediğine ilişkin suçlamalara ya da benzeri bir tavra dönüşmesi nasıl mümkün olabiliyor hala?

 

Ben artık gerçekten çok sıkıldım. Solcusu sağcısı, Ortodoks Marksisti, sosyal demokratı, sanatçısı sepetçisi, yazarı çizeri, fotoğrafçısı, aktivisti, avukatı askeri, pro-feministi (!), toplumsal eşitlikçisi (!) gibi envai çeşit tip, tarz, meslek, ideolojik pozisyon ve anlayıştan, geç 20ler erken 30larındaki erkeklere, prezervatif kullanmaları gerektiğini hala ben mi anlatacağım? Çok matah, çok eşitlikçi buldukları tavırlarının, sevişme esnasında koca erkeklikleri belirdiğinde bayağı bir fıkraya dönüştüğünü (ve belki zaten tüm imajlarının, bu imajları iddia edebilmenin bile başından beri abes bir fıkra olduğunu) görmüyorlar mı? Görüyorlar elbette. Görüyor ve aynı bayat fıkrayı anlatmaya devam ediyorlar. Çünkü biz belki gülmüyoruz ama bas bas bağırmıyoruz da! Bağırmıyoruz, sistemli şekilde gündem etmiyoruz, ifşa etmiyoruz. Hala içimizden bir ses cinsel özgürlüğü talep edişimizin, tecrübe edişimizin ahlak dışı, yanlış olduğunu fısıldadığı için mi yüksek sesle güvenli bir cinsel özgürlüğü tartışamıyoruz?

 

Ben de haz almak isterken, ilişkinin öznelerinden biriyken, söz konusu benim bedenim, beden sağlığım, ruh sağlığım, cinsel sağlığımken, gebelik korkusunu ve derdini ben taşıyorken, hastalık korkusunu ben yaşıyorken, bunu açıkça ifade ediyor, sınırları çiziyor, prezervatif takmalarını talep ediyorken, bu çeşit çeşit adam bana riskin az olduğunu söyleme cüretini nereden buluyor? Bu adamlar, nasıl oluyor da hala “bana güven” diye zırvalayabiliyorlar? Matah bir şeymiş gibi hep korunmadan cinsel ilişki yaşadıklarını ama bunun çok da büyük mesele olmadığını, sağlıklarının gayet yerinde olduğunu nasıl söyleyebiliyorlar? Cinsel iktidarları uğruna kendi bedenlerine/sağlıklarına dair umursamazlıklarının, başkalarına hastalık bulaştırmaktan imtina etmeyişlerinin, hatta bunun riskini dahi anlamamakta ısrar edişlerinin mantıklı bir açıklaması olabilir mi?

 

Sadece bu durumun bile partnerlerden diğerine, çoğu durumda bize, iki kişilik düşünme ve eyleme sorumluluğu yüklediğinin, bunun duygusal yükünün bile bize düştüğünün farkında mıyız? İlişkide korunmanın her zaman, defaten bizim tarafımızdan talep edilmesinin gerekmesi, ev içi emek meselesinde olduğu gibi, iki kişinin ortak bir şekilde paylaşması gereken sorumluluğu tek başına bizim yüklenişimizde temel bir sorun olduğunu neden konuşmuyoruz? Neden bunları bir tek biz düşünüyoruz? Neden “prezervatif var mı,” “prezervatif tak,” “prezervatifsiz olmaz”ı hep biz, bin defa söylemek, ikaz etmek zorunda kalıyoruz?  Sonra yeterince net söylemedim mi acaba, diye tereddüde düşen de yine biz oluyoruz.

 

Test yaptırmaya giderken bir dostumuzla el ele tutuşuyor, ağlama krizleri geçirirken birbirimize sarılıyor, kendimizi daha net ifade etmenin yollarını arıyoruz. Sınırlarım neden aşılıyor? Neden benim bedenime saygı duyulmuyor? Neden prezervatif kadar basit bir şeyi talep ettiğimde erkek hazzını engellediğim için suçlu hissettiriliyorum?

 

HPV kadın sohbetlerimizin ana konusu haline geldi, rahim ağzı kanseri ihtimalleri, geçmeyen mantarlar, HIV korkusu, istenmeyen gebelikler, kürtaj hikayeleri… Bu hikayelerin büyük bir çoğunluğunda “Prezervatif kullanması gerektiğini söyledim ama yine de içime girdi” veya “ön sevişme esnasında ereksiyon olana kadar prezervatif kullanmadı, sürtünürken kaptığımı düşünüyorum” ya da “boşalmadan hemen önce ben fark etmeden prezervatifini çıkarmış, bunu bana çok sonra söyledi” gibi cümleler duyuyoruz.

 

Bu çaktırmadan, benim rızama, sınırlarıma tecavüz ederek prezervatifini çıkaran erkekler, bu eylemlerinin cinsel saldırı olduğunun farkında değiller mi? Sekse rızayı varsaydıkları gibi, açıkça ifade edilmesine karşın, korunmasız sekse hakları olduğuna ilişkin bu pervasız tavır nereden geliyor? Biz bu adamları pişman etmedikçe, bizim kendimize ve birbirimize karşı sorumluluğumuz ne oluyor? Biz, sevişme esnasında, partnerimizin prezervatifini çıkarıp çıkarmadığını her an kontrol etmek zorunda mıyız? Seksi tarafların birbirlerine güvenerek, birbirlerinin bütünlüğüne ve sınırlarına saygı duyarak dahil oldukları işteş bir eylem olmaktan çıkaran bu erkeklik halleri ne zaman bitecek? Ben kadın olarak, partnerime güvenemezsem, benim rızama rağmen prezervatif takıp takmadığını, taktı ise çıkarıp çıkarmadığını düşünürsem, süreçten nasıl haz alabilirim? Bu nasıl iki kişilik bir paylaşım olabilir? Nasıl oluyor da erkek hazzı benim tüm sınırlarımı ihlale bir bahane olabiliyor? Nasıl oluyor da ben sevişmenin orta yerinde bunun bir saçmalık olduğunu, cinsel sağlığın önemini, benim rızamın ne manaya geldiğini anlatmak zorunda kalıyorum? Bu tartışmaların beni hep temkinli kılması, bana anksiyete krizleri yaşatması, günlerimi endişeler ve öfkeler içinde geçirmeme sebep olması ve nihayetinde beni korkulu bir yalnızlığa itmesinin sonuçlarına da yine tek başıma katlanıyorum. Ya da birlikte katlanıyoruz, kız kardeşlerle.

 

Yazıya öfkemi dökerek başladım, yapılabileceklerden konuşarak bitirmek istiyorum. Öncelikle, bunu daha yüksek sesle tartışmak, bu anlamda kendi özneliğimizi sahiplenmek, kendi öfkemize de, kendimize de, birbirimize ve birbirimizin öfkesine de daha yüksek sesle sahip çıkmak zorundayız. Bu gibi eylemleri, her ilişkide, her sevişmede görülebilecek meselelerden öte, politik anlamları olan, toplumsal bağlamı olan eylemler olarak tanımlamak ve cinsel şiddet olarak adını açıkça koymak gerekiyor. Bu yanıyla ceza kanunlarında anılmıyor oluşu, baştan birleşmeye ilişkin rızanın, korunmasız sekse rızayı da varsaydırıyor (!) oluşu, bu eylemleri gerçekleştiren erkeklerin öylece sıyrılabilmesine hizmet ediyor. Bunun önüne geçmeye ilişkin bir sorumluluğumuz olduğunu düşünüyorum. En azından, bu bahsi açtığım her kadının bu ve benzeri tecrübelerini, bir öfke ve çaresizlik hissi ve dayanışma arayışı ile ifade ediyor olması bende bu yönde bir his yaratıyor.

 

Bu anlamda yurtdışında da benzer tartışmalar süregitmekte. Seks esnasında partnerinin rızası olmaksızın kondomun çıkarılması “stealthing” şeklinde adlandırılıyor ve bu tartışmalar da daha çok bu eksende yürüyor. Yapılan araştırmalara göre, kadınların bir çoğu, maruz kaldıkları hareketi tanımlamakta güçlük çekiyor ve bunun tecavüz olup olmadığından emin olmakta sorun yaşıyorlar. Buna rağmen, geçtiğimiz yıl İsviçre’de 47 yaşında bir erkeğin bu sebeple tecavüzden hüküm giydiğini biliyor muydunuz? İngilterede ise bu durum açıkça cinsel suç olarak kabul ediliyor. Bu konu ile alakalı olarak Columbia Toplumsal Cinsiyet ve Hukuk dergisinde “Tecavüz-sınırdaşı: rıza dışı prezervatif çıkarımına dair hukuki karşılıklar düşünmek” adlı makaleyi yazan Aleksandra Brodsky, bu alanda çalışmaya başlama sebebi olarak, hukuk fakültesinde okumaya başladıktan sonra pek çok arkadaşının partnerlerinin türlü biçimlerde cinsel nitelikli istismara karşılık vermekte ne kadar zorlandıklarını farketmesi olduğunu söylüyor. Broadsky’e göre bunun sebebi, bu davranışların cinsiyet bazlı şiddet olarak tanımlanmaması/ adlandırılmaması ve fakat yalnızca kadın düşmanlığı ve saygısızlık sebepli olduğunun düşünülmesi. Bu sebeple, bu eylemlerin cinsel şiddet olarak tanımlanması, görünür kılınması, kamusal tartışmalara ve kampanyalara konu edilmesi gerekiyor ki toplumsal talep o hukuki kurumu ve dili yaratabilsin. Öncelikli tutmakla birlikte, sorumluluğu yalnızca ceza hukuku sorumluluğu bağlamına indirgemeksizin, mağdurların, bu gibi eylemlerin neticesinde yaşadıkları istenmeyen hamilelik, HIV, HPV gibi sağlık problemlerinin, travmatik tecrübelerinin yarattığı psikolojik sağlık problemlerinin tazmini söz konusu olmalı. Tüm bunlara ilaveten, ifşa pratiklerinin, ifşa edileni değil, ifşa edeni hedef alır hale dönüşebildiğini de gözeterek, yine de, ifşanın da bir yol ve yöntem olarak düşünülebileceği aklımızın bir köşesinde ve tartışmalarımızın bir yerlerinde bulunabilir.

 

Broadsky, makalesi ile ulaşmak istediği amaçlardan birinin bu meselenin konuşulabilir kılınmasına katkıda bulunmak ve benzer tecrübeleri yaşayan kişiler için, olan bitenin yalnızca kötü bir seks değil ve fakat cinsel şiddet olarak tanımlanasının yollarını yaratmak olduğunu ifade ediyor. Bizler için de aynı şey geçerli, ısrarla daha dar alanlara sıkıştırılmak istendiğimiz durumlarda, sözümüzü kamusallaştıracağız, yükses sesle, evlerin, balkonların dışında. Ya bir yol bulacağız ya o yolu inşa edeceğiz.

 

 

Ana görsel: Henri Matisse, Seated Odalisque, 1929.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

MEYDAN

YBazen öyle yoruluyorum ki…
Bazen öyle yoruluyorum ki…

Bir kadının, sırf kadın olduğundan babasıyla arasında gelişen ve kendi olmakta ısrar ettikçe büyüyen mesafe bu hayattaki en acımasız şeylerden biri değil mi?

Bir de bunlar var

Benim Beynim, Benim Kararım
Diyarbakır’a Destek Çağrısı
Benim Bebeğim, Başkalarının Kararı

Send this to friend