Siz T.C. vatandaşı, nasılsınız?

ECİNNİLİK

Büyük Hâl Hatır Anketi

Ofisteyim. Kapı çaldı. Bilgisayarda işime devam ederken, buyurun dedim. Kurye birkaç isim söyleyip elindeki paketleri masaya bırakacaktı her zamanki gibi, son paketle birlikte gözümü ekrandan ayırıp bi iki yere imza atacaktım ben de. Öyle olmadı.

 

Nasılsınız? dedi kurye.

 

Başımı yukarı kaldırmamla birkaç saniye kalakaldık karşılıklı. Dünyanın en sıradan sorusu. Nasılsınız? Bugünde mi, bende mi, kuryede mi bir şey vardı bilmiyorum, cevabını bilmediğim gerçek bir soru oldu bir anda “nasılsınız?”.

 

İki saattir düşünüyorum nasılım diye. Şu sonuçlara ulaştım. İyi değilim. Orası kesin. Kötü müyüm? Evet. Ama böğrüme saplanan bir acı da yok, geçtiğimiz iki yılda çok kez olduğu gibi. Nasıl bi kötülük o zaman bu seferki? Böyle, nasıl anlatsam, yassılmış, şeklini kaybetmiş bir mutsuzluk. Yani alıp da öyle nişan diye göğsüne iğneleyip dolaşamazsın, içip dağıtamazsın, kafa şişiremezsin. Yerine alışmış bir mutluluk-suzluk daha çok.

 

O zaman yerinden edilecek bir şey daha var şimdi! Böyle deyip kendi kendime gaza geldim iş yerinde. Her şeyin başı yanındakinin, yörendekinin hâlini hatrını sormak, bilmek. Benden sana bi ilmik, senden ona, ondan başkasına. Ben, sen, o, nasılız? Bunu bilmeden neyi bileceğiz ki allah aşkına?

 

Aşağıda bu en sıradan soruya verilmiş çeşitli cevaplar bulacaksınız. Siteden başlayıp yakın çevreye “nasılsınız?” diye sordum. Herkesin hâlinin ne kadar başka başka olduğunu görmek insanı kendi küçük çemberinden bir anda çıkarıveriyor. Yorumlarda buluşalım, büyük hâl hatır anketimizi birlikte yapalım mı sevgili 5Harfliler?

 

Nasılsınız?

 

Nigar:Böyle zamanlar Türkiye’den uzak olmak garip; Pazartesi sabahı işe giderken metroda insanların yüzlerine bakıp duruyordum, her seferinde kendi kendime “haberleri yok, umurlarında değil” diye hatırlatarak. Değil metro, çalıştığım medya ofisinde bile kimse sormadı. Istanbul’da olsa yanından geçtiğin herkesin aynı şeye kafa yorduğunu bilmenin garip birleştiriciliği var, ama Istanbul’da olsam bunu birleştirici bir şey olarak düşünmezdim tabi. Dün en sonunda yanımdan telefonda konuştuğu kişiye heyecanla Ankara 2. Bölgeyle ilgili bir şey anlatan Türkiyeli bir kadın geçti, rahatladım. Okuduğum, konuştuğum insanlara verdiğim tepkilerle değişiyor ruh halim, son iki günde sinirden ellerimin titrediği ve karnımın ağrıdığı da oldu, durumumuzla ilgili bir şakaya güldüğüm de, ülke ve insanları için umutla dolup çalışıp didinmek istediğim de, her şeyin her zaman yanlış ve çarpık olacağına emin olduğumu düşündüğüm de (bu sonuncusunda yine taşım taşım kaynayan bilgi kirliliği, manipülasyon, yalan haber, en doktoralı alim insanların bile iki saniye durup düşünmeden paylaştığı saçma sapan şeyler görüp durmanın da etkisi var). Gönül ister ki bende olumlu duygular uyandıran, enerjimi, kızgınlığımı, umudumu anlamlı bir yere yönlendirmeye, hayatta bir işe yaramaya teşvik eden insanlara ve düşüncelere yakın durabileyim.

 

Kiraz: İyiyim ben. Her iki kişiden birinin bütün bu olanlara, olacaklara razı gelmemiş olması bir biçimde iyi hissettiriyor. Uzun zamandır baskı altında, yok sayılarak yaşıyoruz. Bu çaptaki kötülüklere, yalanlara, sahtekârlıklara insan hemen uyum sağlayamıyor, ne yapacağını kestiremiyor tabi. Bu ruh halini güzel anlatan bir kelimemiz de var Türkçe’de, bocalamak diyoruz buna. Üzerimize korku, ölüm, tehdit boca ediliyor senelerdir. İşte şimdi bu dönem bizim için bitti, bunun sonuna geldik. Artık ne yapacağımıza, ne yapılabileceğine, ne olsun, olmasın istediğimize dair çok net fikrimiz var. Harekete geçmek, birlikte davranmak için gereken kolektif hafızaya sahibiz artık. Her seçim sonrası tartışılan şaibelerle ilgili ilk defa tartışma hemen kapanmadı, kapanmıyor mesela. Bu sadece sahtekârlığın aleni oluşuyla ilgili değil bence. Böyle dönüm noktalarında etrafımıza, sevdiklerimize bir dönüp bakmamız lazım. Kimin, neye ihtiyacı var bugünlerde, birbirimize sormalıyız. Ne yaparsak, bir diğeri daha iyi hissedecek? Kahve sevene kahve ısmarlayın, parası olan, olmayana versin, karnımız aç mı soralım birbirimize, evi kirli olanı beraber temizleyelim. Somut ihtiyaçları karşılamak, koşulları katlanılır hale getirmek önemli, ben bunu yapmaya çalışıyorum, iyi geliyor. Birbirini kollamanın türlü türlü yolları var, hareket buralarda da şekilleniyor çünkü. Buz, taş kesmiş gibiydim seçim günü. Şimdi geçiyor o hissiyat, buzun, taşın altından bir tür direnç çıkıyor, o yüzden de iyiyim. Daha iyi olacağız hep beraber olursak. Susamayız, sineye çekemeyiz, boyun eğemeyiz.

 

Suna: Öfkeliyim. Göz göre göre… Oy çalarak ülkenin sistemini değiştirmek ne ya? Yok öyle yağma! Bir yandan da hayal kırıklığı içindeyim. Alenen hile yapılıyor, aylardır ‘milletin iradesi’, ‘milletin kararı’ diye gezen milyonlarca insan bunu sineye çekmeye razı mı yani? Hadi diyelim hileli olduğundan emin değiliz–YSK’nın, AKP’nin geçiştirici “açık”lama demeye bin şahit isteyen demeçlerini rahatsız edici bulmuyorlar mı? Temiz olmadığı aşikar bu oylamaya dair duymaktan kaçamayacakları şüphenin peşinden gitmeyecekler mi? Vicdanlar rahat mı yani? Nasıl oluyor da tek bir ‘evet’ oyu veren gazeteci, yazar köşesinde, ‘evet’ verdim ama vicdanım rahat değil bu işin aslı nedir, deyip de gerçeği öğrenmeyi talep etmiyor? Bunların yanında, bugün herşeyden çok bu adamların gazıyla yalanlarıyla birbirimizden kopmamak için elimizden gelen her türlü fedakarlığı yapmamız gerektiğine inanıyorum. Daha fazla dinlemeye, daha fazla konuşmaya ihtiyacımız var. Bunların yanında bir de serinkanlı düşünme ve serinkanlı hareket etme alanı açmamız lazım. Sanırım en zoru panikten, öfkeden, hınçtan azade serin bir düşünce alanı açmakta. Öfkeyi yok edelim demiyorum, yer yer öfke lazım; ama öfkenin her yanı kapladığı bir düşüncenin, hareketin salim olamayacağını ve bu sebeple başka hislere ve düşüncelere alan açmanın ya da varsa o alanları korumanın elzem olduğunu düşünüyorum. İşte kendi kendime böyle şeyler söylüyorum ben 1-2 gündür.

 

Hazal: İyi olmaya çalışıyorum. Bir süredir tuhaf bir mesafeden izliyorum her şeyi gibi hissediyorum. İçinde değilim olanın bitenin. Ya da olanlar benim çok uzağımda. Gündemle her zamankinden çok yatıp kalktığım günlerde bile, referandum akşamı mesela, eskiden olduğu gibi öfkelenemediğimi, üzülemediğimi ya da bu pişkinliğe hayret edemediğimi görüyorum. Son zamanlarda beni en tedirgin eden his bu. Yabancılaşmamı fark ettiğim anlarda panikleyip kendimce yöntemlerle o mesafeyi aşmaya çalışıyorum, alışmamaya, bırakmamaya. Ama büyük siyaset sahnesinde olanlar her geçen gün bi boy daha ötede oynanan bi fars gibi geliyor. Bu hissin önüne geçmek şu son birkaç günde daha da zorlaştı. Bir yandan da kafamın içinde şunu döndürüp duruyorum doğrusu: neyi kaybettik? Yani cevapları hem biliyorum, hem bilmiyorum gibi. Bir ara bir şeyleri değiştirme ihtimalimiz vardı da şimdi bu ihtimali mi kaybettik? Yoksa hiç yok muydu o ihtimal, coşkuya kapılıp öyle mi sandık biz o dönem? Zaten olmayacak bir şey miydi mesela barış? Bunları böyle söylememem, düşünmemem gerektiğini de iyi biliyorum tabi, umutsuzluğun, yılgınlığın ayıp olduğunu, lüks olduğunu vs. Zaten tam umutsuzluk da denemez benimkine. İyi bildiğimi sandığım şeyleri şimdi bilemiyorum, inandığım şeylere öyle kolay ikna olamıyorum diyelim. Umudum, iyiliğim, inancım, üzerlerinde çalışmam gereken şeylere dönüştüler son iki yılda.

 

Mediha: Üç gündür sadece küfür ediyorum. Yağma ettiler oyları pezevenk oğlu pezevenkler. Ettiğim diğer küfürleri yazmak 5Harfli kimliğime yakışmaz. Hele Kürt illerinde ortamı sahipsiz görüp iyice gasp yapmış şerefsizler. Peki ya Orta Anadolu? Karadeniz? Uzay değil anamın babamın memleketi bunlar. Şu an pek çok şeyden utanç duyuyorum ama en çok, benimkilerin kaçarak kendini kurtardığı o memleketler için bir şey yapmış olmamaktan. Daha birkaç sene önce hemşehri olduğumuz islamcı tüccar çocuğu akademisyen bir “arkadaş” köy enstitülerini küçük görer şeyler söylediğinde ağzının ortasına sıçmamış olmaktan. İki dedem bir anneannem köy enstitülü iken hem de. Şimdi de kendi övüyor köy enstitülerini, sanki başından beri övmüş gibi, YAVŞAK. En kısa zamanda özel olarak Orta Anadolu’da çalışan bir sivil toplum örgütüne gönüllü olmak için başvuracağım, ÇYDD olabilir. Eğitim ve hukuk alanında elimden ne gelirse yapmak istiyorum. Yetişkinleri ve onların Almanya’daki ikiyüzlü akrabaları için umut kalmamış olabilir ama gençler için. Etrafımdaki her boku bildiğini sananlara yeterince kusursuz, yeterince solcu, liberal, yeterince moda gelmemesi umrumda değil. Ki ben kendimi laik sol-liberal olarak tanımlayan bir insanım, liberallerin bile son on yıldaki olağanüstü sıçışları yüzünden artık kendilerine liberal diyemedikleri şu günlerde (hepsi bir gecede marksist oldu hayırdır). Artık şu kafadayım, sen misin benim memleketimi Rakka’ya çevirmeye çalışan, karısı kızı helalimizdir falanlar, son damlasına kadar mücadele edeceğim. Ya Kılıçdaroğlu? Defol artık kardeşim DEFOLLL. Bu geldiğimiz durum seni fersah fersah aşar. Kürt hareketi olağanüstü bir baskı ve zulüm altında ve buna rağmen halkını mobilize edebiliyor, güven verebiliyor. Demirtaş o yüzden hapiste zaten. Bunu yapabildiği için. Adam konuşunca dinleyene bir güç geliyor, bir umut geliyor. İslamcı olmayan Türk halkının busu bile yok. Ellerinden gelse Merak Akşener’i de tıkarlar hapse. Kimi hapse atıp atmayacaklarını, kim muhalefet olarak daha tehlikeli iyi biliyorlar. Özetle öfkeliyim ve bir o kadar da cesur hissediyorum, belki hiç olmadığım kadar. Böylesine göz göre göre bir soyguna uğramış olmanın verdiği gaz var. Dişlerim gıcırdıyor, sanki ellerime yükleme yapılmış gibi, kendime neredeyse yabancı gelen bir kudret hissediyorum.

 

Başak: Çok iyiyim. Biz kazandık. Ne yaparlarsa yapsınlar bunu görmek bana çok iyi geldi. OHAL koşullarında, muhalefet tamamen baskılanmışken, resmen topla tüfekle girdiğimiz referandumdan yüzde 52 aldıysak daha ne olsun. Baştakilerden her şeyi bekliyorum artık. Hayır’ımızı çalmalarına da çok şaşırmadım. Ama beni esas umutsuzluğa sevk eden düşünce iki yıldır devam ettirdikleri bu hukuksuzluğun halktan çok daha büyük destek aldığını düşünmekmiş. Bunun böyle olmadığı ortaya çıktı referandumla. Kendimi geçen haftadan çok daha umutlu hissediyorum.

 

Handan: Bok gibiyim.

 

Zeynep: Valla kapattım şalterleri, şahaneyim. Okul da bahar tatilinde olunca kendimi çayıra çimene vurdum, mis gibi bahar havasına. Kot mont sezonu açıldı artık, eskiden bu yetiyor muydu mutluluğa? Yetiyordu. Tamam o zaman. Dışarısı baharsa içerisi de bahar. Gündemle bağımı koparıp eski günlere geri dönmeye karar verdim. Meteoroloji olayları, sevdiceğimin gül cemali, en ucuza en uzun yaz tatilini nerden çıkarabileceğim, bunlarla ilgileneceğim artık. En güzel yıllarımı T.C’ye vermemek de bir direniş.

 

Eylül: Pazar gecesi itibarıyla yurt dışına çıkış olasılıklarını araştırmaya başladım. Gitmek istiyorum bu lanet ülkeden. Evet, bu kadar KLİŞE. Daha önce gitmek isteyenleri kınayan Facebook paylaşımları yaptığım, dalga geçen Oneido yazıları paylaştığım için utanıyorum. Benim şu an yaşadığım hisleri insanlar o zaman yaşamışlar demek, benim şu an görebildiğimi onlar çok daha önceden görmüşler. Gecemi gündüzüme katıp çalıştım referandum için, ailece seferber olduk, hepimiz bir sandık başındaydık. Gece yarılarına kadar sandıkların, oyların, pusulaların takibini yaptık. Dalga geçer gibi, gözümüzün içine baka baka sahte oylarla çaldılar seçimi. Kimi kime şikayet edebilirim? Hakkımı kimden arayabilirim? Hiç bir şey yok. Bu ülkede şu an bile hiç bir çıkış kapısı, hiç bir hak arama merci, hiç bir güvenilir kurum yokken, başkanlıktan sonra ne olacağını düşünmek bile istemiyorum. Birileri “aslında biz kazandık” dedikçe sinirlerim zıplıyor, neremiz kazandı? Kazanmışa benzer bir yanımız mı var bizim? Şerefli mağlubiyet filan diyorlar bir de, herkesin suratına yumruk atmak istiyorum. Nasılsın diye sorana bile tahammülüm yok aslında da sana ayıp olmasın dedim.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

SANAT

YUçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali 20 Yaşında
Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali 20 Yaşında

Tik tak tik tak. Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali'ne iki hafta kaldı.

KÜLTÜR

YMüge Anlı Erkek Çıkan Kadın Problemini Çözerken (Tahtasız Olmaz)
Müge Anlı Erkek Çıkan Kadın Problemini Çözerken (Tahtasız Olmaz)

Bilirkişileri geçen yüzyıldan kalmış koltuk minderleri gibi kullandığı için, doğru düzgün bir bilene danışmak, mesela translık nediri, bütün hayatını kadın olarak yaşamış birine "erkek çıktı" neden denilemezi anlatacak birine ulaşmak akıllarına gelmiyor.

  • Biray Anil Birer

    Kolayca ikna olmayacak, aslında neyin ne olduğunun gayet iyi farkında olan azımsanamayacak bi kitle var ortada, atsa atılmaz satsa satılmaz. dolayısıyla uzun vadede o tarafın planlarının tıkır tıkır işlemesine imkan yok – buna seviniyorum. Da – o arada bizim ömrümüz tükeniyor işte.

  • Tezer

    Ya elinize ağzınıza sağlık. O kadar kendimi buldum ki cevaplarda, (bir miktar) iyi geldi. Ben bazen Zeynep gibi olmak isteyip hiç olamıyorum. Eylül gibi hissedip doktora için bir kaç yıl önce kendimi yurtdışına attım. Pişman değilim ama uzak olmak katiyen umduğum ferahlığı getirmedi. Hatta daha obsesif şekilde Türkiye haberleri takip ediyorum. Nigar gibi ben de önemli olaylar olduğunda bulunduğum yeri çok yabancılıyorum, çok yalnız hissediyorum. Bazen sokaktan geçenlere hakaretler yağdırmak, dünya umurunuzda değil şerefsizler diye bağırmak istiyorum. Sonra Suriye savaşı çıktığında mesela ben ne yapmıştım ki diyip utanç içinde kendime hakim oluyorum. Partnerim de Türkiye’den ama o kendini uzak tutmayı daha iyi beceriyor. Ve orada işler ne zaman boka sarsa aramız açılıyor. Çünkü ben işi gücü bırakıp internete kilitlenen bir zombiye dönüşüyorum, o da bu halimden nefret ediyor (tıpkı şu an olduğu gibi). Sonra ben onun anlayışsızlığına sinir oluyorum. Pazardan bu yana ise bir umut, bir öfke, bir yılgınlık sırayla gelip geçiyor. Gerçekten bir faydam olabileceğine inansam mezun olur olmaz memleketime dönesim var (buraya gelirken kalırım diye düşünüyordum) ama şu an onu da götüm yemiyor. Mesele sadece siyasi ortam değil. Türkiye’de çok sevdiğim insanlar var ama genel olarak oradakilere tahammülüm kalmadı. İzmir’de bile “yakan açılmış, eteğin sıyrılmış” diyen kadınlar olmasına katlanamıyorum. İstanbul’da sokağa adımını atar atmaz mutlaka ki bir öküzün tadını kaçırmasına, kabalığa, lümpenliğe dayanamıyorum. Akrabaların kırk yılda bir skype yapmışken hatırımı sormak yerine “ay sen kilo almıştın, hala vermedin mi” demelerinden, “para kazanıyor musun, kaç para kazanıyorsun” diye dedikodu malzemesi devşirmelerinden usandım. Türkiye’yi neden sevdiğimi, umursadığımı soruyorum kendime. Tam yanıt bulamıyorum. STK’lara çalışma meselesine de bakışımızı değiştirmek lazım diye düşünüyorum. Bu arada, Mediha, ben de özellikle bu kadar baskının yoğun olduğu dönemlerde STK’ların değerli olduklarını ve etraflarında örgütlenebilineceğini düşünüyorum. Zaten OHAL’de bu kadar STK’nın kapatılması da bu önemin göstergesi değil mi? Bir de bence de Kılıçdaroğlu defolsun.

    • Yasemin

      STK demişken Small Projects İstanbul aklıma geldi. Belki oraya yardım etmek isteyebilirsiniz. Şu an burada yaşayan pek çok Suriyeli çocuk olduğunu düşünürsek, onların bazı çıkarlara hizmet etmeyen yerlerde yetişmeleri çok önemli. Bunun pek çok kişinin gözünden kaçtığını düşünüyorum.

  • Aslıbacı

    İyi olmaya çalışıyorum. Kendimi hiç bu kadar aptal yerine konmuş hissetmemiştim. Ayrıca çok da çaresiz hissediyorum. Herşey bu kadar aleniyken yine kimse yargilanmayacak. Sokağa çıkıp bağırsam sırf enerjimi atmış olacağım onun sonunda da gözaltına alinicam büyük ihtimal sonra ohalde olduğumuz için gözaltı süresini uzatacaklar. Sora bide fetocu fln derler masumluğunu kanıtlamak için kendini parçala. Sonuç referandum iptal edilmemiş hiçbi şey degismemis. İhtiyacımız olduğunda ne hukuk ne polis var yanımızda. Ya kafede telefon çalınıyor veya eve hırsız giriyo kamera kaydı var bulamam edemem. Bunlar sadece arkasına iktidar gazını alıp protestocuları öldürüp 7500 tl ceza ödeyip hayatlarına devam ederler. Herşeye boyun egiyoruz kimse ceza almıyor. Hakkımızı savunamiyoruz. Kaç tane arkadaşımın pasaportu 2010 kpss den yüksek puan aldı diye iptal edildi. Masumiyetini ispat etmek için ben kopya çekmedim ya aslında kafası basan biriyim bak başarılarım var kursa fln gittim demeleri gerekti. Hala sonuca ulaşabilmiş değiller. Biraz içimi dökmek oldu kopuk kopuk. Hayatıma hiçbi şey olmamış gibi devam etmek de ağır geliyor. İyi olamıyorum sonuç olarak.

  • bilen sevda

    ben nasıl olduğumu bugün anladım. seçim günü heidi gibi gezerken ortalıkta ve çıkan sonuç karşısında zerre bir şey hissetmediğimi sanırken birilerinin sokağa çıkmaya başladığını görür görmez mideme ağrılar girdi. kustum. evet evet kustum:) komik ama o kadar umutsuzmuşum ki şalteri kapatmışım. sokağa çıkanları görünce aniden yeniden bir şeyler hisseden bedenim bunu kusarak kutladı, şahlandırdı bla bla bla. bugünse karşıma “biz mağlubiyetleri kaldıramayacak kadar galip mağluplarız.” gibi bir söz çıktı. güçsüzüz.. azız.. ama .. hep bir umutlu amamız var:) nazılım? biraz flu biraz kararsız bir umut yumağıyım:)

  • http://kulampara.tumblr.com Bawer

    öncelikle içten sorunuz için teşekkürler. birilerinin bana nasıl olduğumu sorması iyi geldi. ancak gerçekten hiçbir şey hissetmediğimi fark ettim. ve bu yeni bir durum da değil. bir süredir olan biten her şeye garip bir kayıtsızlıkla bakıyorum. türkiye içinde yaşarken de dışarıdan bakarken de anlamsız bir yer (daha doğrusu bir “şey”) gibi geliyor bir süredir. referandum öncesinde küçük bir umut yeşermiş olsa da iktidarın hayır çıkmasını sadece seyredip buna saygı duyacağını hiç düşünmediğimden olan bitene de şaşırmadım açıkcası. çünkü, asıl sorun iktidarın böyle olması değil gibime geliyor. türkiye’de genel olarak böyle bir “ahlaksızlık” durumu var ve bu akp ile ortaya çıkmadı. yolsuzluk, hak yeme, gasp, sindirme, kendi işi için her türlü hileyi yapma, yaptım oldumculuk bu ülkenin genlerinde var ve bizler, akp ile birlikte iyice ayyuka çıkmış bu durum sanki yeni bir şeymiş gibi davrandığımız için daha da sinirim bozuluyor. oysa bu toplum yalancı, fırsatçı ve üçkağıtçı ve akp öncesinde de işler böyle yürüyordu… “eski türkiye” denilen cehennemde de kürtler, kadınlar, lgbti’ler, işçiler katlediliyor, emek sömürülüyor, talandan, vurgundan, yolsuzluktan geçilmiyordu. 90’larda internet yoktu diye o dönemi iyi sanan denyolar var. ama o zaman internet yoktu ve her şeyi yaygın medyadan takip eden o dönemin gençleri de yetişkinleri de sırf beyoğlu’nda eğlenebiliyorlar diye o günlere güzellemeler yapıyorlar mesela…

    referandum sonrası canımı daha da sıkan, içimi şişiren ise usulsüzlük iddiaları ayyuka çıkmışken yemeyip içmeyip kürtlere saldıran kemalistler, solcular oldu. gerçekten her durumda kendine değil de başkasına, özellikle de kürtlere saldıran, her kabahati onlara yıkmak isteyen bu kalabalık benim sinirlerimi akp kadar bozuyor. zira, sözüm ona bu insanlarla ben/biz aynı tarafta duruyoruz. ancak görüyorum ki beni/bizi satmaya, harcamaya hazırlar. zira, o korkunç kibirleri, hatayı asla kendilerinde aramayan, özeleştiri vermeyen bu kabızlık referandum sonuçları açıklanır açıklanmaz aynı şeyi, en iyi bildiği şeyi yapmaya karar verdi.

    bir diğer grup ise avrupa’daki evet diyen seçmenlerin çokluğuna bakarak yabancı düşmanı partilerle aynı yere düşen sözler eden, taleplerde bulunan tayfa. örneğin “hollanda’da evet diyenlerin çifte vatandaşlığı iptal edilsin” diye yaygara koparanlar… hangi solcu, demokrat kendini o korkunç sağcı partilerle aynı yere düşürmek ister, aynı perspektiften nağmeler çalar aklım almıyor. ancak, kimse utanmadan bu talebin haklı olduğuna inanmamızı istiyor. seçim dediğin böyle bir şey. seçime, sandığa bu kadar inanıyorsan, insanların seninle aynı oyu vermemesine de inanacak, saygı duyacaksın. this is demokrasi bebeyim! belki de sandığa bu kadar anlam yüklemek de bi sorun vardır, ne dersin?

    bir de tabii, hayır veren şehirler üzerinden “buralar ülke ekonomisinin %90’ını oluşturuyor, en çok kitabı bunlar satın alıyor” diye övünenler. onlara da pes demekten başka bir şey demek gelmiyor içimden. yani, bu referandum sonuçlarına bakıp aklına ilk bunun gelmesi ve bununla içten içe övünerek paylaşımlarda bulunmaları filan akıl alır gibi değil. herkes şuursuz türkiye’de neredeyse… ve bence temel mesele de bu şuursuzluk… herkes kendince haklı. akp’nin küstahlığı ne kadar sinir bozucuysa, onun karşıtlarının şuursuzluğu, ırkçılığı, aydınlıkçılığı filan o kadar sinir bozucu… ve ben en çok bu saçmalıkların arasında harap olan sinirlerimize ve tükenen gençliğimize üzülüyorum şu sıralar. daha iyi olur muyum? umutlanır mıyım bilmiyorum. ama açıkcası içi boş optimizmden de gına geldi bana. belki de biraz gerçekçi ve kötümser olmak lazım ki önümüzü görebilelim. bu boş umut tacirliğinin bize bir şey kazandırmadığı ortada…

    neyse, yine de sorduğunuz için teşekkürler. içimi döktüm rahatladım biraz (:

    kirpiniz yere düşmesin! gözlerinizden öperim.

  • Zeynep

    Sanki hepsinden birazim. Daha cok yazik oldu guzelim memleketeyle, su akar yolunu bulur arasindayim. Arada belki o kadar kotu degildir diyorum, ama hissizlik sanki en agir basani bence koruma mekanizmasi… Yine de gunun sonunda 1000 odali adi “Ak Saray” olan bir yerden yonetilen halkin (haksiz propagandayla olsun, muhursuz oylarla olsun, hile videolari ortalarda dolasirken umursamamasiyla ati alip Uskudar’a varmasiyla olsun, %51 olmasin da %48’i olsun) guclu baskan, hatta sultan (?) istedigi bir yer… Demokrasi, ozgurluk, adalet, cogulculuk (❤️💛💚💙💜) kavramlarindan ziyade, guclu lider olsun, istikrar olsun (!), bizim olsun, herkes biz olsun (onlar, bunlaaar da mumkunse yok olsun)! Bu saatten sonra nedenler ne olursa olsun, bu oranin asagi degil yukari cikmasi daha olasi… Geldik mi yine yazik oldu guzelim memleketime! Demek ki bu sabah umutsuzlukmus en agir basan yazinca ben de anladim… Once bu duyguma sariliyorum, vakti gelince, enerjim dolunca, elimden geleni yapmaya devam… Siz nasilsiniz?

  • DenizTuzu

    Ben uzun zamandır hissizdim,umursamaz bir tavırla izler olmuştum tüm haberleri.Öncesinde her habere tepki vermeye çalışır,etrafımla konuşurdum.Derken benim yaşamımın temposu değişmeye,yaşımın gerekleriyle ilgilenmeye etrafımdaki arkadaşlarımla topluca çok konuşmamaya başladık.Ümitsizlikten heralde.Pazar günü de çok keyfim yerindeydi,oyumu atıp güzel havanın tadını çıkardım.Derken oylar sayılmaya başlandı ve ben bunca zaman içimde biriken öfkemle kalakaldım.Şu anda öfkeli olmakla bitmişlik havasındayım.Bir yanım umursa koştur bak güzel bir sonuç bu diye çekiştiriyor öte yanım hiçbir şey değişmeyecek hak sorsak da takan yok diyip oturup ağlamak istiyor.Geçen gün Cem Karaca’nın Ülkem Benim şarkısı çıktı karşıma.”Aldığımdan daha güzel veremezsem seni, çoluk çocuğuma lanet olsun bana” kısmında düğümlendim.Sanırım benim de kalbimde eğri büğrü bir ağırlık var.

Bir de bunlar var

İsmail YK – Radikal Feminist
Üçlü: Diyalektik İlişkinin Karşısında Yeni Bir Sistem
Evet Deme Hakkı

Send this to friend