Küçücük bir arenaya sıkıştırılmış kadınlarız. Kıyafetlerimizle ve götlerimizle müsellahız. Burası bir çark yeri aslında. Ben öyle tasvir etmeyi fazla asil buluyorum. Hurdaların ve çöplerin içinde ekmeğini arayan trans kadınlar olarak, 50 nefer varız.

MEYDAN

KÜLTÜR

Bir şoför sikkesiyle: Halkla İlişkiler Teorisine Giriş

Küçücük bir arenaya sıkıştırılmış kadınlarız. Kıyafetlerimizle ve götlerimizle müsellahız. Burası bir çark yeri aslında. Ben öyle tasvir etmeyi fazla asil buluyorum. Hurdaların ve çöplerin içinde ekmeğini arayan trans kadınlar olarak, 50 nefer varız. Boksör ahlakıyla ahlaklandık. Sistem içimize birer gladyatör yerleştirip, ekmek parası için bizi birbirimize kırdırıyor. Savaşta kim kazanıyor belli. Biz Mısır’dan gelen cevval köleleriz ve burası, kerhane olmayı bile başaramamış bir çöplük. Fareler… Her yer fare… Sokaklar, ölmeye meyletmiş hastalıklı köpekten geçilmiyor. Mülteciler ve onların, bir şeylere mi içerlemiş anlaşılamayan bakışları… Hiç bir para biriminde beş kuruşa tahvil edilemeyen tonlarca hurda… Kerhaneden teneke çalarak uğurlanmış, hasta, yersiz yurtsuz ve yaşlı, kadınlar…

 

Bizler her gece, en cicili kıyafetlerimizi kuşanıp, kader arkadaşlarımızı tam cephemizdeki hedef tahtasına oturturuz. Birbirimizi rakip, çeteleri, devleti ve polisi düşman sayarak, alıcılarımızı bekleriz. Satın alanlar, arenanın sahipleri değildir. Bize çöplük ve leş sevenler para verir. Satın alınmak insanın gururunu yok eder. Satılan insanlar gurursuzdur. Ezberlerindeki gurur, bir kahve lekesi yıkar gibi yıkanmıştır. Utanmaya kör, yaşamaya gecikmiş bir öğün iştahıyla aç, bekliyoruz.
 
“- Hastalıklı mısın?”
 
“- Sikin kaç santim?”
 
Altı üstü sikecen sadece lan! Ya sikecen ya da verecen! Adam secereni sorar. Senden matbu bir form doldurman istenmektedir. Bu sorulara karşılık vermek ve o müşteriyi almak zorundasın. İşte düğüm, o zaman çözülür. Gurur, murur, çorak bir dere yatağı olup çekilir, kurur.
 
Bedenine yüklediğin uyarıcılar, sana yeni bir lisan armağan eder. Erkeğe, aciz ve hoyrat bakmaya başlarsın: “Sik beni!…” Yalvaran, isterik bir sesle, “Sik beni! En iyi ben veririm!” dedirtir sana bunlar. O vakit, bedenin, histeri krizlerinde nöbet değiştirmektedir. Ve agoradaki kıyıcı rekabette elbette, mukayeseli üstünlük nazariyesi geçerlidir. En genç, en semizler; en canı acıyacaklar, çabuk satılır. Yaşlılar, nezakete uygun olmasına pek dikkat edilmemiş yollardan, arenanın dışına doğru atılır. Burada başka bir aşağılanma, bir başka horgörü vardır. Çok kullanılmış götler ya çok ucuza gider, ya da hususi meraklılarınca, pazarlıksız alınır. İşçiliği uğraştırır zira bunların. Böylece sistem, sanki seni dinlendirmektedir. Yaşlıysan diri değil, dinleniksindir. Taze bedenlerin canları acır. Erkekler can acıttıkça bunun, verdikleri paranın karşılığı olduğunu düşünürler.
 
Garip bir sokak… Çöplük, hurdalar ve ailelerinin içinde “baba” diye çağırılanlar burada. Küçük burjuvalar… Bunlar onlardır ki, 150 milyarlık ciplere binerler ve ibne siktikleri için çok utanırlar. Milyarlar harcadıkları kadınlarından değil de, karşılığında 20 lira ödedikleri travestiden haz almış olmaları, onları tamiri imkansız biçimde utandırır. Şoför olmaları icabeder mesela. Beymen’den giyinen, Togo ayakkabılı zevat, 20 lira karşılığında elde ettiği travestiyi kendisininkiyle değil, bir şoförün sikiyle siker.
 
Haksız mı ama? Siki, hurdacılarınkinin, kağıt toplayıcılarınınkinin, mültecilerinkinin girip çıktığı yere girmiştir. Bundan sebep, statülerini, prezervatif beğenir gibi seçerler: “Şoförüm.” Şoförmüş. Ne güzel. Söyleyemediğim şu ki, bu çöplüğe, ikimizi de aynı şey getirdi. Hatta, benimki daha onurlu. Ekmek için geliyorum bu çöplüğe. Sen, götünün, sikinin derdine düşmüşsün.
 
İbne yarağı yalamak çok utandırır böyle insanları. Biraz önce devriye görevinde kimlik kontrol eden polis, üstünü değiştirip gelmiş, az ileride ibne sikmektedir. Babalarınız, amcalarınız, abileriniz, dedeleriniz ibne siker. “Göt siken, göt siktirir” diyenler, bir şey bilerek konuşuyor. Evde, aslan kesilen abiniz, babanız, kocanız, bir ibneyle arka koltuğa geçtiğinde, otopsi için beklenen ceset kadar dingin ve itaatkardır. Korkarak ve utanarak ibne sikerler. Ne zulümdür bu? Kendine yaptığı zulüm ayrı, bana yaptığı ayrı. Sikmediği kadına yaptığı masraf; o apayrı. Aynı adam, biraz sonra sokağa çıkacak, ibnelere küfrederek, ahlak kurallarının bizatihi beden bulmuş hali gibi görünecek. İbne, dönme şakalarından zeka yoksunu örnekler biriktirecek. Bir ibneyle nasıl şikiştiğini, böylece anlatabilecektir. Zulüm… Sahiden zulüm…
 
Bu sayede, televizyonların divası diye bilinen, Bülent Ersoy’a bile, olmadık laf edilebilmiştir. Bir şarkıcı varmış, Mustafa Topal mı ne… Adını hatırlamak için araştırma yapmam gerekti. Bu adam, bu memlekette şarkıcı sırasına konuluyormuş.  Muş, muş, muş… Kimse tanımaz bilmez. Israrlı araştırmalarım sonucunda, “Oy, oy, Emine” adında bir şarkısının olduğunu da öğrendim. Herifin başka bir çeşit olduğu, şarkının isminden bile anlaşılıyor. Emine hakkında sadece “oy, oy” denir, evet. Emine’yle alışveriş bundan ibaret.
 
Adamın ağzı, mütemadiyen Bülent Ersoy’un önünde. Yani bu zeka küpü adam, Bülent Ersoy’un ön tarafını ağzına almış, ağzından düşürmüyor. Bülent Ersoy’un, bu adamı mahkemeye vermesi gerekti; düşünebiliyor musunuz? Aman yarabbim, bu ne zulüm! Bülent Ersoy gibi bir diva, şarkıları geri zekalılık belirtisi dışında hiç bir şey çağrıştırmayan bir adamı mahkemeye vermek zorunda kalıyor. Ağlamak da serbest, gülmek de. İşin gerçeği, Bülent Ersoy’u da sevmem ama elimde değil; konu çok ilgimi çekiyor. Bir izah bulamazsam çıldıracağım. Bence “Mıstava”, Bülent Ersoy’un sikinin kesilmesine kızıyor. Adam belli ki siksever. Bunda anlaşılmayacak ne var?
 
İşte böyle, Bülent bacım. Parmağında bir uçak parası değerinde mücevher gezdirirsin, servetini devlete, silahlı kuvvetlere, şuna buna bağışlarsın, kıçıkırık biri gelir, cırtlak bir sesle höykürerek, senin yerlere göklere sığmayan sanatını bir vitrin camı gibi indiriverir.
 
Bacııııımmm!… Bir tanem benim!… En az benim kadar zavallısın, biliyor muydun? Hatta, çok üzgünüm; ikimiz de ucubeyiz. Ben çöplükte kendimi varederken; bir şekilde dönderirken kendimi, sen de, en az benimki kadar kötü bir başka çöplüktesin ve şarkı söylüyorsun. Beni de vurdular ibne olduğum için, seni de vurdular. Görün kendinizi, ey her yaştan Bülent Ersoy’lar! Sizin bu haliniz nicedir?
 
İbnelerin kaderi, her birini eşitler. Bu, gayet eşitlikçi bir kader. Akademisyeni, işçisi, sanatçısı, hepsi aynı yerden gelen şiddete muhatap. Hiç birimizi ayırmıyorlar. Döverken de, vururken de, sikerken de…
 
Hakkımızdaki bütün davalar ibneliğimiz delil gösterilerek karara bağlanmış bizim.
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

MEYDAN

YRequiem for a Dream Yahut Kürt Sema Zincirinden Boşandı
Requiem for a Dream Yahut Kürt Sema Zincirinden Boşandı

bütün bayraklar yarıya insin. sema ölmüş. helvası filan da yapılmayacak belki sema'nın.

ENGLISH

YMurderers Of My Penis
Murderers Of My Penis

My dear family, all my lovely friends, comrades, lovers and ex-lovers and fuckbuddies—stay away from my dick.

ECİNNİLİK

YPenisimin Katilleri
Penisimin Katilleri

Canım sevgili ailem, sevgili bir tane arkadaşlarım, yoldaşlarım, sevgililerim, eski sevgililerim, fuck buddy'lerim, kutsal sosyal toplumda varlığımı belirleyen sikimden uzak durun. Rahat bırakın garibimi.

MEYDAN

YBen Katliamın Tanığıyım
Ben Katliamın Tanığıyım

İmdat dilemiyoruz. Savaşmayacağız! Tıpkı o çocuklar gibi biz barış istiyoruz. EDİ BESE!

Bir de bunlar var

Kürtaj: Birinin Deneyimi
Şiddet Erotizmi ve Failleri Unutmak
Güzel İllüzyonlar, Acı Gerçekler: Setlerde Mobbing ve Bizim Kızlar

Send this to friend