Beyoğlu Sineması gişesinde çalışan Muazzez'le bir sohbet

ECİNNİLİK

SANAT

YAZI

Ben Muazzez’im

Bu işi nasıl buldunuz?

 

Atlas Pasajı’nda Sadri Alışık Tiyatrosu vardı. Ben oranın gişesindeydim. Atlas Sineması’nın çalışanlarıyla da haliyle bir dostluk geliştiriyorsun. Buradaki arkadaş okuyormuş, eğitimini devam ettirmek için başka bir şehre gidiyor, o arada bir boşluk oluyor, tiyatro da kapanınca kendimi bir anda burada buldum.

 

Sizin eğitiminiz?

 

Orta sondan terkim ben. Dışarıdan okuyorum şimdi tekrar.

 

Başka bir iş yapmış mıydınız peki daha önce?

 

Kuaförlük yaptım. Şimdi “satış danışmanı” diyorlar ama orijinal ismi “tezgahtarlık”, o işi yaptım. Asistanlık yaptım bir şirkette.

 

Çok sık iş değiştirdiniz mi?

 

En kısa süreli işim üç sene falan olmuştur. Sonra bir şeyler oluyor, ne oluyor bilmiyorum…

 

Burası iki metrekare yok herhalde değil mi?

 

Yani, böyle yaptığında kollarını açamıyorsun ki öncesinde çok daha küçükmüş. Alttan giriş çıkışlar varmış. Benim şansım herhalde, sonra böyle bir kapı yapmışlar.

 

Günde kaç saat çalışıyorsunuz?

 

On saat. İlk seanstan biraz önce gelip gişeyi açıyoruz. Son seans başladıktan on dakika sonra da gişe kapanır, hesap verilir, gidersin.

 

Sorumluluğunuz sadece bilet satmak mı?

 

Telefonlara da bakıyorum. Seansları teyit etmek amaçlı ararlar.

 

Saçma sapan sorular da geliyor mu?

 

Geliyor. Bir filmi soruyorlar, “Yok” diyoruz, “Neden yok” diyorlar, “Orası sinema salonu değil mi?” Ya da “Kaç salonunuz var” diyorlar, “İki” diyoruz, “Ay, ne kadar az, neden daha fazla salonunuz yok”… Fitaş’ı burayla mukayese ediyorlar. İki yer çok farklı. Orası daha sıradan, daha Hollywood tarzı… Buradaki kitle çok farklı. Daha bilinçli, daha entelektüel, birşeylerin farkında olan insanlar.

Burada insanları gözetliyormuşsunuz gibi geliyor mu bazen?

 

Bir yerden sonra artık “Evet ya, ben buraya aidim” diyorsun, sanki hep buradaymışsın gibi geliyor. Hani, burası senin evin… Üzüldüğün şeyi de burada yaşıyorsun, burada gülüyorsun, paylaşıyorsun, güzel şeyler de oluyor, kötü şeyler de oluyor, hayat ya. Buradan geçenlerin birçok şeyine şahit oluyorsun. Biri birini tokatlıyor, öbürü ona sarılmış, tesadüf belki uzun süreden sonra yeniden karşılaşmışlar…

 

Uzun zaman boş kalınca ne yapıyorsunuz?

 

Kitap okuyoruz.

 

Ne okuyorsunuz?

 

Şu an Tezer Özlü okuyorum. Eski Bahçe Eski Sevgi. Aşağıda, kafede çalışan bir arkadaşım var, o okuyordu. Ahmet Altan’ın kitabını bitirmiştim ben. Muazzez, dedi, bir de bunu oku… İkisinin üslubu çok farklı. Çok daha derin, çok daha içsel şeylerden bahsediyor Tezer Özlü. Bazı zamanlarını hatırlatıyor sana. Müzik dinliyoruz bazen. Bazen son seanstan sonra filme giriyoruz.

 

Bedava mı?

 

Tabii ki. O kadar ayrıcalığım olsun. İzinli olduğum günlerde de geliyorum.

 

Filmlerde gördüğünüz gişe memurlarından aklınızda kalan biri var mı?

 

Sadece… Kimin filmiydi o? Issız Adam. Çağan Irmak. O filmin son sahnesi var, sinemada buluşacaklar. Biz o gün oradaydık, Atlas Sineması’nda çekim yapılırken. Hatta, sen otur gişede demişlerdi bana ama istemedim. Olayı yaşamak ile anlatmak çok farklı şeyler.

 

Haftada kaç gün çalışıyorsunuz?

 

Ben bir gün çalışıyorum bir gün boşum. İki kişi böyle dönüşümlü çalışıyoruz. Yani ayda 15 gün.

 

Boş günlerde n’apıyorsunuz?

 

Ya film izliyorum, ya temizlik yapıyorum. Ailemle birlikte yaşıyorum. Arkadaşlarla buraya geliyoruz, Kadıköy’e gidiyoruz. Fındıklı Parkı’nı seviyoruz. Oturuyoruz böyle denizin karşısında, çayımızı içiyoruz, birşeyler yaptıysak onları yiyoruz, sohbet muhabbet…

 

Buradan aldığınız maaş tek başınıza yaşamanıza yeter miydi?

 

Kesinlikle yetmezdi. Hayat zor, her şey pahalı. Asgari ücret 780 lira yanlış bilmiyorsam. O kadarla İstanbul gibi bir yerde geçinmek…

 

İstiklal’e gelen insanlar değişti mi son zamanlarda?

 

Çok. Geçen gün Belediye Başkanı’nın videosunu gördüm. Şu izlenme rekorları kıran. Yayında mıyız, diye soruyor hani… Yazık ya, cidden yazık.

 

Siz gittiniz mi Gezi eylemlerine?

 

Evet evet… Bir buçuk ay boyunca izin günlerimizde parktaydık. Hiçbir gruba dahil olmadık, arkadaşlarımızla birlikteydik. En son Gümüşsuyu’na indik. Benim yaşadığım yerde şu ana kadar gördüğüm en büyük olay buydu.

 

Neden gittiniz oraya?

 

Tayyip olmamalı. Anti-Tayyipçiyim. Ülkesine sahip çıkması gerekirken kendisi için, kendi yandaşları için… Bizim Aleviyle, Kürtle, Sünniyle, Ermenisiyle kişisel olarak hiçbir sorunumuz olduğunu zannetmiyorum. Ama o insanları ötekileştirip onu ona düşürerek olayları bu raddeye getiriyorsan o koltukta olmaman lazım. Yapıcı olmalıyken neden yıkıcısın? Amacın ne, gayen ne?

 

Daha önce böyle eylemlere katılıyor muydunuz?

 

Yok. İlk kez. Artık dayanamıyorsun. Bu, birçok kişinin uyanmasına neden oldu. Bu olaylar olmadan çıkıp tek başına yürüyemezsin. Çünkü teksin. Ama bir, iki, üç, dört deyince kocaman bir şey oluşuyor, sesin o zaman daha iyi gidiyor. Eylemlerde çok ağladım ben. Bu mutluluk mu, hüzün mü, hayal kırıklığı mı, belki de hepsinin karışımı bir şey. Yeri geldi çok isyan ettik, yeri geldi çok mutlu olduk…

 

Neydi sizi mutlu eden?

 

Birşeylere sahip çıkıyor olmam, karşıdan baktığımda kendimi bir birey olarak görmem, birşeyler için ufak da olsa bir atılımda bulunmak, bunlar güzel şeyler. Seni sen yapıyor. Seni hayatta var olduğuna inandırıyor. Evet, diyorsun, ben Muazzez’im, benim bir düşüncem var, kendimce bir doğrum var ve buradayım, ne olursa olsun. Korkuyorsun ya da ben korkuyordum. Ölümden korkmuyorsun da orada kafana bir molotof kokteyli geliyor ya da biber gazı geliyor, gözünü kör ediyor. Birsürü insan yaşadı bu durumları.

 

Gişe memurlarının ortak sıkıntıları var mı?

 

Benim çok bir şikayetim var mı? Burada alanım biraz daha geniş olsaydı fena olmazdı. Kışın sobamızı yakıyoruz, hemen ısınıyor ama yazın hava yok, oksijen yok, güneş yok…

 

Siz ne tür filmleri seviyorsunuz?

 

Ben İran filmlerini çok seviyorum. Sevdiğim başka yönetmenler de var. Kim Ki-duk, Haneke… Aşk’ı izledikten sonra çok düşündüm. Bir ara kızdım. Neden, hani, rolleri ters vermemiş, neden orada kadın hastalığa yakalanıyor, kadın ölüyor, adam mı ölmeliydi, ben olsam adamı mı öldürürdüm…

 

Neden öyle düşündünüz?

 

Bilmem, belki feministliğim tutmuştur. Kadın hep ezilen. Birçok yerde sömürülüyor, konuşamıyor, hakları elinden alınıyor….

 

Sizin burada karşılaştığınız böyle bir şey oldu mu?

 

Numarasını vermek isteyen, saatlerce burada dolaşıp bakışlarıyla rahatsız edenler oldu. Dışarıdan nasıl görünüyor burası bilmiyorum ama. Ya da bileti alıyor, numarayı görüyor, arıyor, siz şu esmer bayan mısınız, falan… İş başkalaşınca iyi günler deyip hop kapatıyorsun. Bir daha, bir daha… O zaman müdürümü çağırıyorum, Kemal Abi bir telefona bakar mısın, ben yoruldum, diyorum. Telefonda erkek sesini duyunca kesiyorlar.

 

Gişelerde genellikle kadınlar mı çalışıyor, bana mı öyle geliyor?

 

Yüzde 70-80’i kadın galiba.

 

Neden acaba?

 

Bilmiyorum. Kadınlar daha mı konuşkan, girişken? Belki tesadüftür, belki daha estetik duruyordur. Ben de mesela herhangi bir mağazaya gittiğimde erkeğe yöneliyorum. Erkekler daha ilgili davranıyor. Erkekler işini daha ciddiye alarak, severek yapıyor gibi geliyor. Kadınlar biraz daha şişirip baştan savma yapıyorlar.

 

Ne olabilir bunun nedeni?

 

Ya işini sevmiyordur ya yapmak için yapıyordur ya kendince bir mecburiyeti vardır… Belki onun dünyası orası değildir…

 

Kadın eylemlerine hiç katıldınız mı?

 

Geçenlerde lezbiyenlerin bir yürüyüşü vardı burada. Bir on dakika, onlarla birlikte yürüdüm. Kimin neyi tercih ettiği hiç kimseyi alakadar eden bir durum değil diye düşünüyorum. Bu tamamen ne hissettiğin, kendini nasıl mutlu ettiğinle alakalı bir şey. Ben heteroyum, karşı cinsten hoşlanıyorum. Diğeri lezbiyen, kendi cinsinden hoşlanıyor, onunla mutlu… Ben sana baktığımda hiçbir şey hissetmiyorsam, edemiyorsam burada kimi ne için yargılamak, kime ne öğretmek, kimi niçin ayıplamak gerekir?

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

SANAT

YB’r Şeyler Eks’k demezsin, yo!
B’r Şeyler Eks’k demezsin, yo!

Çağıl Kaya'yla bugün çıkan albümü B’r Şeyler Eks’k’i ve cazdan rap'e uzanan müzik serüvenini konuştuk.

MEYDAN

Y‘Asıl kimse çocuklara saygı duymuyor’
‘Asıl kimse çocuklara saygı duymuyor’

Nasıl çocuklara öncelik verilen politikalar geliştirebiliriz? Eğitim Reformu Girişimi'nden Yeliz Düşkün anlatıyor.

KÜLTÜR

YŞantiyeden sahneye, oradan kürsüye
Şantiyeden sahneye, oradan kürsüye

Ebru Nihan Celkan: İnsanlar da kendi acılarından yola çıkarlarsa ve kendilerini oldukları gibi ifade etmeye başlarlarsa değişim olur.

SANAT

YKötü Kız Kardeş
Kötü Kız Kardeş

Genel olarak ‘iyi bir şey yapmıyorum’ hissi hâkim bende. Ama sadece ‘iyi bir şey üretmiyorum’ değil. ‘İyi bir insan değilim,’ ‘iyi bir sanatçı değilim,’ ‘iyi hiçbir şey değilim'.

Bir de bunlar var

Kezban Paris’te (olmasa da Avignon’da)
Bugün Bir Astronotsunuz…
Caroline de Maigret

Send this to friend