Hepimizin çok önemsediği o “toplumsal görünürlük” insanları ezip geçtiğinde politik olarak neye hizmet etmiş oluyor?

SANAT

Bay Gay Suriye ya da Görmezden Geldiğimiz Bazı Hiyerarşiler

Geçen hafta ucundan da olsa yakalayayım diye “Mr. Gay Syria“ya gittim. Crowdfunding’le yapıldığını ve para toplamak için çok uğraşıldığını duymuştum daha önceden. Belgesel, dünyanın çeşitli yerlerinden “en güzel gaylerin” toplandığı Mr Gay World’e katılmak için uğraşan ve Türkiye’de yaşayan Suriyeli üç gayi konu alıyor.

 

Bu üç insan, bir Tea & Talk toplantısında, (özellikle mülteci LGBTİ+lara dayanışma-tanışma alanları açmayı hedefleyen bir toplantı) Mr Gay World’den haberdar oluyor. Yarışmanın Türkiye ayağını, Almanya’da yaşayan ve mültecilerle çalışan Mahmut organize etmek istiyor. Karakterlerin yarışmaya katılmak isteklerinin ve aslında bu belgesel projesinin sebebini sonradan öğreniyoruz: Suriyeli mülteci gaylerin görünürlüğüne katkı sağlamak ve savaşa, göçmenliğin yarattığı problemlere dikkat çekmek istiyorlar. Sonrası, gerçek bir güzellik yarışması ortamı: herkesin kendini iyi satmaya çalıştığı röportajlar, fotoğraf çekimleri, yetenek yarışmaları. Göbek dansları yapan da var, go go boy performansı da.

 

(DİKKAT! Yazının devamı SPOILER içerir!)

 

Sonunda, yarışma vesilesiyle annesine teatral bir biçimde açılan Hüseyin, yarışmanın Türkiye ayağını kazanıyor. Belgesel de esasında bunun üzerine kurulu zaten. Başta hazırlanışını gördüğümüz Hüseyin ailesine açık değil, evli ve bir çocuğu var. Yarışmaya katılıyor katılmasına ama ailesine açılamadığı için -güzellik yarışmalarının en önemli ayağı olan- röportajı veremiyor Mr. Gay Syria olarak. Ve bir anda organizatör, Mahmut, “sen yapmayacaksan senin yerine Wisam (Hüseyin’in yakın arkadaşı) geçer” dediğinde biz de kalakalıyoruz Hüseyin’le birlikte. Belgesel boyunca bir yalnız bırakılmış hissini yaşıyoruz onunla. Hepimizin çok inandığı, önemsediği o “toplumsal görünürlük” tam da görünürlüğünü sağlamak istediği insanları ezip geçtiğinde gerçekten politik olarak neye hizmet etmiş oluyor? Belgesel bana en çok bunu sorduruyor.

 

Gerçekten, görünürlük dünyanın çeşitli yerlerinden gelen bir grup gay adam için böylesi bir bağlamda ne ifade ediyor? Savaştan, homofobiden kaçmışlar. Büyük ve çok ağır hikayeler var artlarında. Yarışma fikri, hayata tutunma motivasyonu gibi pozitif şeyleri besliyor olabilir bir yanıyla. Ama yetenek ya da güzellik standardıyla hiyerarşileri de galon galon beslediğini akıldan çıkarmamak gerek. Mesela film başladığı ve yarışma gündeme geldiği andan itibaren, karakterlerden etine dolgun ve komik olanın asla seçilmeyeceğini biliyoruz içten içe. Sezgilerimiz iyi olduğu için mi? Toplumsal normları yakinen bildiğimizden mi? Peki savaşla, mültecilikle, gay görünürlüğüyle ilgilenen bu belgeselin neresine düşüyor bu bilgi?

 

Mahmut, bu arada Berlin’e gidiyor, orada çalıştığı sosyal hizmet merkezini, Mr Gay Syria’nın organizatörü olarak katıldığı etkinlikleri görüyoruz. Sosyal ve ekonomik hiyerarşiler filmde de yerli yerinde: Berlin’de yaşayan mülteci gayler var, Türkiye’de yaşayanlar var; şişmanlar var, zayıflar var. Bunlar içinde, aralarda bir yerde kalan ve Mr. Gay Syria olarak seçilen Hüseyin var. Şişman değil ama Almanya’da yaşamadığı için Türkiye’den çıkıp Malta’ya gitmesi ve Mr Gay World’e katılması söz konusu değil. Konsolosluğun kapısına gelip de vize talebinin reddedildiğini duyduğumuzda nedense şaşırmıyoruz. Çünkü zaten başından kimin yenileceğini, üzüleceğini görebildiğimiz bir tablo bu. Türkiye’de legal sığınmacı statüsü de olsa, Suriyeliler aslında ülkeden turistik vize alıp çıkamıyorlar. Yani Hüseyin gibi mültecinin, legal statüsü olsun ya da olmasın, içinde yaşadığımız sınırları bu kadar keskinleştirilip sağlamlaştırılmış bu dünyada, Malta gibi bir yere vize alamayacağını biliyoruz. Kamera hayal kırıklığına uğramış Hüseyin’i yakın plan çekerken, “biliyorduk” diyorum içimden, “hepimiz zaten bu vizenin alınamayacağını biliyorduk.”

 

Sonunda Mahmut gidiyor yarışmaya, Hüseyin’e gitseydi alabileceği hediyeleri getiriyor, bir çeşit görünürlük sağlıyor. Dolayısıyla Hüseyin’in Hüseyin olmasının ve seçilmiş oluşunun pek de bir anlamı kalmıyor. Madem mesele görünürlüktü, herhangi bir Suriyeli gay gidebiliyordu, neden bütün bu süreç yaşandı? Mesele Suriyeli gibi görünen birinin Malta’ya gidip sadece görünmesi miydi? Belgeselin sonu Hüseyin’in açılmasıyla geliyor. Karısıyla ayrılıyorlar, kadın (o zamanlar savaşın olmadığı) Afrin’e gönderiliyor. Sınırda, batan güneşe bakarken kapanıyor film. Ama hikaye insanın zihninde kapanmıyor, sinemadan çıkarken “Hüseyin’e ne oldu?” diye düşünüyorum. Ailesi ne yaptı? Şu anda nerede? Hala Taksim’deki küçük berberde saç mı kesiyor 7 liraya? Bu yarışma, açılmak, bütün bu süreçler onu nasıl etkiledi? Film ondan alacağını aldı, ve teşekkür bile etmeden ayrıldı gibi hissediyorum. Sanki bu film çıksın diye hırpalandı, terledi, üzüldü.

 

Sonuç olarak tuhaf bir yenik düşmüşlük hissiyle ayrılıyorum sinemadan. Hem sosyal hem ekonomik olarak hiyerarşide “üstte” durabilen birileri, “altta” kalan birilerini daha da aşağıya itti, tam da bunun tersini yapmaya çabalarken.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

MEYDAN

YGüzel İllüzyonlar, Acı Gerçekler: Setlerde Mobbing ve Bizim Kızlar
Güzel İllüzyonlar, Acı Gerçekler: Setlerde Mobbing ve Bizim Kızlar

Nasıl ağlar kurmalı, sürekli göz korkutma, küçümseme ve tacizin normalleştirilmesine karşı nasıl baş etmeli?

KÜLTÜR

YAileden De Yakın: Sense8 Ve Kuir Aile Kavramınının Paralellikleri
Aileden De Yakın: Sense8 Ve Kuir Aile Kavramınının Paralellikleri

Birbirinden farklı olduğunu kabul etmek ama bir arada olmaya devam edebilmek.

Bir de bunlar var

Koyu Koyu Akan Bir Cerahatti
Abluka’da Kadın
Ağrı ve Dağ / İçine Tükürdüğümün Kahpe Devranı

Send this to friend