Başarılı bir yazar olmanın asıl sırrı aileden zengin olmak mı?

SANAT

Bankacılar Sanat Konuşuyor, Sanatçılar Para

Disiplin, bilgi, yetenek, azim… başarılı bir yazar olmanın asıl sırrı ne?

 

Başarılı bir yazar olmanın asıl sırrı, daha yazmaya başlamadan şahane zengin olmak diyor Sean McElwee:

 

“Okumak, yazmak, düşünmek ağır işle birlikte yürütülmesi neredeyse imkansız işler. Veblen’in dediği gibi yazmak gösteriş amaçlı tüketime girer, daha çok ağır iş yükü altında bulunmayan aylak sınıfın yerine getirdiği bir iştir. Oscar Wilde şöyle yazmış: ‘mevcut koşullar altında Byron, Shelley, Browning, Victor Hugo, Baudelaire gibi halihazırda imkanları bulunan az sayıda insan kendilerini tamamen gerçekleştirebilmiştir. Bu kişilerin hiçbiri bir gün bile başkasının ücretli işçisi olmamıştır. Hepsi yoksulluktan azadedir.’ New Yorker yazarı Evan Ratliff’le geçenlerde yapılan bir röportajda ise yazar şöyle diyor: ‘Bu tür bir yazarlıkla tam zamanlı bir işin bir arada gidebileceğine inanmıyorum. Gerçekten vakit adamak gerekiyor’. Vakit de bildiğimiz gibi nakit demek. Başarılı yazarlık ücretsiz stajlar, düşük burslar kapmaktan, yıllarca bedava yazmaktan geçiyor. Bunu herhangi bir yan gelir olmadan yapabilmek ise muhtemelen üst orta-sınıf ya da sizi finansal olarak destekleyebilecek hali vakti yerinde bir aileden gelmek anlamına geliyor. Aşikar olanı dile getireyim: etrafta pek fakir yazar yok. Nasıl olabilsin ki?

 

Bu dinamik sosyalist düşüncede bile yaygın. Marx’ın erken 20.yüzyıl yorumcularının en yoksulu Gramsci aralıksız tarihi teorik eleştirisini ancak hapisteyken yazabildi. İşçi sınıfının çektiği sefaletin büyük ifşa edicisi Engels’in varlıklı bir kapitalistin oğlu olması da tesadüf değil. İşçi sınıfının kendi sefaleti üzerinde düşünmeye ne zamanı ne eğitimi vardı zira. Kapitalizmi irdeleyen en büyük düşünür Karl Marx’ın geçimini ancak Engels’in himayesi altında sağlaması ve beş parasız ölmesi de tesadüf değil. Maalesef Marksist gelenek işçi sınıfından koptukça, ifşa edicilerin sesi de az duyulmaya başladı. Adorno, Della Volpe ve Althusser’in yazdıkları giderek daha okunamaz hale geldi. Marx yazdıklarının işçi sınıfı için erişilebilir, anlaşılabilir olmasını amaçlarken sonraki Marksistler tam tersi amaçları edinmiş gibi görünüyordu. Perry Anderson’ın dediği gibi, ‘tüm gelenek burjuva kültürüne kaymaya başlamıştı’.

 

Geçmişin ‘büyük düşünürleri’ düşünmek ve seslerini duyurmak için yeterince zengin olanlardı çoğunlukla – Montesquieu, Smith, de Tocqueville, Keynes, Schopenhauer, Hegel, Freud, Darwin, Huxley. Herhangi bir düşünür seçin, arkasında varlıklı bir aile bulacaksınız. Aynısı günümüz için de doğru.”

 

McElwee’nin yazdıklarının sadece yazarlık için geçerli olduğunu sanmıyorum. Yine bu yıl rastladığım bir yazıda ABD’deki çeşitli meslek gruplarından çalışanların geldikleri ailelerin gelirlerine dair veriler paylaşılıyordu. Tasarımcı ve sanatçıların geldikleri evlerin gelir düzeyi en yükseklerdeydi. Yine bu grup geldikleri ailelerden daha az para kazanma sıralamasında birinciydi. “Sanatçılık zengin çocuğu mesleğidir” önermesine etrafınızda gördüklerinizden daha fazla kanıta ihtiyacınız var mıydı bilmiyorum ama işte o halk arasındaki inanışın bilimselcesi.

 

Sanatçıların, yazarların para sıkıntısı; varlıklı bir aile veya öyle bir aile olmadığı durumlarda başka bir zenginin patronajı, olmadı devlet tarafından finansal olarak desteklenme gereği ve bu ilişkilerin yarattığı sorunlar yeni bir şey değil. “Bankacılar bir araya geldiğinde sanat konuşuyor, sanatçılar para”. Oscar Wilde bu cümleyi sarfettiğinde 19. yüzyılın sonu. Şu an 2014. Türk edebiyat ya da sanat camiasında bu tartışılıyor mu, insanları biraz olsun rahatsız ediyor mu emin bile değilim. Eğitimimin yarısı özel okullarda geçti, özel okul deneyimimde gözlemlediğim en ilginç şeylerden biri öğrencilerin bahşedildikleri ayrıcalıktan, daha doğrusu o ayrıcalığın adaletsizliğinden ne kadar bihaber olduğuydu. Herkes istisnai derecede akıllı ve çalışkan olduğu için orada olduğunu düşünüyordu. Ailelerimizin ezici çoğunluğunun eğitimimize her sene binlerce dolar harcayabilen aileler olduğu gerçeği “biz Türkiye’nin en özel çocuklarıyız” söylemini bozacağından pek akıllara gelmiyordu. Bu konuyu bir okuldaşıma açacak olduğumda öfkeyle bana okulun verdiği pek çok burstan bahsetti, beni nankörlük-marjinallik arası bir şeyle suçladı. Okul burs veriyordu evet, ama öğrencilerin çok küçük bir kısmına. Dağılıma bakacak olursak istisnai zekada ve çalışkanlıkta çocuklar çoğunlukla zengin ailelerden çıkmak zorundaydı. Bu doğru muydu? Cevabını alamadım.

 

Dolayısıyla insanlar McElwee’nin yazdıklarını okuduğunda veya dünyadaki/Türkiye’de mevcut sanat-edebiyat camiasına baktığında bu fırsat eşitsizliğinin, kapalılığın, erişilemezliğin tamamen farkında omuz mu silkiyor yoksa benzer bir varsayımla zaten doğru olanın bu olduğunu mu düşünüyor bilmiyorum. Ama McElwee’nin hatırlattığı bir gerçek var: yüzyıllardır ağırlıklı olarak zenginlerin eserlerine bakıyor, onların düşüncelerini okuyoruz.

 

Verdiği örneklerde hiç kadın yazar yok bu arada, farketmişsinizdir. O eksikliği de Virginia Woolf’tan bir alıntıyla gidermek lazım belki. Kendine Ait Bir Oda’dan: “Bir kadın eğer kurmaca yazacaksa parası ve kendine ait bir odası olmalıdır.”

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÜLTÜR

YSalacak’ta İki Kız
Salacak’ta İki Kız

"Bilinmeyen" fotoğrafçı kimdi? Bu fotoğraf kaç senesinde çekildi?

KÜLTÜR

YBunca Zaman Arkadaş Olabilir Miydik Yani?
Bunca Zaman Arkadaş Olabilir Miydik Yani?

Ryan Murphy'nin yeni dizisi "Feud: Bette and Joan" üzerine

  • deniz

    Harika bir yazı olmuş, tebrik ederim.
    (Bunu bizzat “eğitimimin yarısı özel okullarda geçti” diyen birinin ağzından okumak da ayrıca keyifli.)

    Öte yandan, bunun yalnızca özel okullarla sınırlı olmadığını düşünüyorum. Örneğin sıralamadaki ilk 5 Anadolu Lisesi, veya ilk 5 devlet üniversitesindeki öğrencilerin sosyal/kültürel/ekonomik sermayeleri, önde gelen özel okul öğrencilerinden hiç farklı değil. Ezici çoğunluğunun ailelerinin (küçüklüklerinden beri) eğitime ve gelişmelerine ayırdıkları bütçe/zaman, göreli olarak diğerlerinden çok daha fazla. Üstelik belki daha da kötüsü, bu ayrıcalığın adaletsizliğinden bihaber olma, bunu gerçekten “bileğinin hakkıyla kazanmış olduğuna” ilişkin önkabul, özel okulda okuyanlara nazaran daha bile yerleşik.

    Kanıta ihtiyacımız var mı yine bilemiyorum ama; yoksul, orta sınıf ve varlıklı ailelerin gıda, barınma vs masrafları toplam gelirlerine oranları büyük oranda benzerlik gösterirken, eğitim ve emekliliğe ayrılan bütçe oranlarında ciddi farklılık olduğuna ilişkin de şöyle bir araştırma vardı:
    http://www.npr.org/blogs/money/2012/08/01/157664524/how-the-poor-the-middle-class-and-the-rich-spend-their-money

  • oyk

    bütün sanatsal üretimlerde bi ayrıcalık gerekiyor hakikaten.

    şimdi bu yazıyı okuyunca tam tersini savunan bi nobel jüri üyesi aklıma geldi.

    http://www.theguardian.com/books/2014/oct/07/creative-writing-killing-western-literature-nobel-judge-horace-engdahl

  • nevin stajyeroglu

    çok harika bir yazi, ama şu ihtimal de aklima geliyor. Fakir çocuklari da bir şeyler yazmaya çalişiyorlar ama sözkonusu dile hakim olamadiklari, terminolojiyi bilmedikleri, yani o havayi veremedikleri için yetenekli ve zeki de olsalar saygi görmüyorlar… Yani vakitsizlik dişinda belki bu da olabilir ey gönül dostlari, ama pek emin değilim :(

  • feliz

    güzel bir yazı, güzel bir nokta. benzer şeyi ben de uzun zamandır temel bilimler için düşünüyordum. benzer şey orada da geçerli aslında, hem tarihteki çoğu büyük bilimci hem de şu anda doktora vs yapan insanlar arasında derdi “hayatta kalmak” olanların sayısı pek bir sıkıntı yaşamadan, “kafası rahat” olanlardan çok daha az gibi.

  • feliz

    Yazıyı olumlayacak bir diğer nokta da şu, Jack London gibi, ya da Charles Bukowski gibi fakir ve alt sınıflardan gelen yazarlar zaten kendi hayatları ve çektikleri sıkıntılar (Bukowski kadınlar konusunda bayağı sıkıntılı bir karakter ve tasvip ettiğimden de değil) üzerine de çok yazıyor. Martin Eden bir klasik mesela, fakat kurgusu tamamen bunun üzerine kurulu. Diğer kitapları da benzer şekilde kendi mücadeleleri ve hayatta kalma çabaları üzerine.

    • k rsynl

      Söylemleri, genellemeleri kestt. Uçuyor türk kadını yeminlen ,çözmüş her şeyi ! Bukowski styla cevap verirdim de ne kadar öyleymiş gibi yapsanızda hazır değilsiniz !! arama motoru bilgiler ile ahkam kesmeyiniz lütfen ! En basitinden fakirlik sizin için fakirlik Bukowski için yaşadığı gerçekti. O kadar derindi ki gerçeği düzinelerce kitap yazdı. Ayrıca sınıfsal ayrım da sizin gerçeğiniz.
      Kendisi öldü. O yüzden şu etimolojisine sıçtığım dilin geçmiş zamanını kullanmanız gerekirDİ.

  • Feyzanur

    Üniversiteye hazırlanan biri olarak çok iyi geldi bu yazı. Zira sürekli şu cümleyi kurarken buluyorum kendimi “para kazanmak zorunda olmasam edebiyat okurum da..” Ya da arkadaşlarımla bir üniversite gezisinde sanat fakültesine gidip özene özene etrafı izlerken arkadaşımın “burdaki kızların saç boya parasına biz yetişemeyiz, çıkalım” demesi. Hayır fakir değilim, acındırmak için de söylemiyorum ama gerçekler ortada. Bir kısım belki o ortamlara giremediği için yeteneğini geliştiremiyor. Bu arada düşüncelerine güvendiğim bir hocam şöyle dedi geçenlerde “burjuva sınıfı nereyi seçer feyza? Piskolojiyi. Sen bizdensin, hukuk seç adaletin peşinde ol.” Burjuva sınıfı???

    • Duygu Aytaç

      Feyzanur yorumun çok güldürdü, arkadaşınınki de. Şimdi alakam yok ama üniversitede hukuk okudum ben de, lisede minimum çabayla elimi kolumu sallaya sallaya sınıf geçtiğim senelerden sonra buz banyosu gibi gelmişti hukuk okumak. Gerçekten hukuk okumak istemiyorsan çekilecek çile değil diyebilirim, özellikle gözünün yaşına bakmayan, yüzlerce kişi içinde sadece bir numara olduğun devlet üniversitesinde. Ama sırf hayatta tembelliği asla affetmeyecek bazı şeyler DE olduğunu göstermesi açısından bile olsa çok öğreticiydi. Ayrıca mezun olup avukatlığı seçersen çok deneyimsiz bir avukatken bile cebine pek çok meslekten (mesela yukarıdaki yazılardaki) daha fazla para giriyor doğrusu. Bir şey daha, kendi yerinde değil de başkasının hukuk bürosunda çalışırsan, yani bağlı avukat olursan arkadaşının o gittiğiniz sanat fakültesinde gözlemlediği gibi bir ortamla karşılaşman çok muhtemel. :) Kafanı ütülemedim umarım. Her şey istediğin gibi olsun. Başarılar!

      • Feyzanur

        Ne kafa ütülemesi çok mutlu oldum. Hukuk okuyan biri de 5harflilerde yazar olabilir, düşüncesi rahatlatıcı:) çok teşekkürler

  • Cesur

    wolf denen kaltağın ilk fırsatta yasaklatacağım kült kitabında odasızlıktan bahsediyor bırakın derdi tasası olmadan rahat rahat yazmayı gençlerin büyük bir kısmı sikişe otuzbire bile zaman mekan bulamıyor. aferin femoşlar güzel yerlere doğru ilerliyorsunuz…

  • Tomasman

    İki tane tam olarak örtüşmeyen yazının bir araya getirilmesiyle yazılmış, az araştırılmış bir yazı. Çok fazla sorunu var, bunlardan birincisi de “Etrafta pek fakir yazar yok”un tam ne demek olduğunun hiç açılmaması, herkesin aklında olduğu gibi bırakılması. Yazarların fakir olmaması iyi bir şey, çünkü bu ne fakir olanın ya da yokluktan yetişmiş olanların yazar olamadığı, ne de yazar olmak için ek gelir sahibi olmak gerektiği anlamına gelmiyor neyse ki. Sadece yazarsanız büyük ihtimalle geçiminizi sağlayabiliyorsunuz, demek oluyor. İşçi sınıfından, alt orta sınıf ailelerden gelen o kadar çok yazar sıralayabiliriz ki (özellikle de günümüzde, okuryazarlık çok çok daha yaygınken), zengin diye nitelendirebileceğimiz (o ne demekse, örneğin doktor ya da mühendis çocuğu olmak buna giriyor mu?) yazarları azınlıkta bırakmış oluyoruz. Çok satan listesine bakarak söylüyorum: Gabriel Garcia Marquez (bir eczacının oğlu); Albert Camus (Cezayirli bir tarım işçisinin oğlu); William Golding (sosyalist Alec Golding’in oğlu); George Orwell (hızla fakirleşmiş bir aileden geliyor, babası Hindistan’da memur). D&R’ın ilk 15’inde gerçekten zengin olduğunu söyleyebileceğimiz sadece Antoine de Saint-Exupery var. Google’a “most popular authors” yazacak olursak karşımıza çıkana gelince: Stephen King (babası ticaret gemisi denizcisi), J.K. Rowling (yazmaya başladığı sırada Portekiz’de akşamları öğretmenlik yapıyor, sabahları yazıyordu), William Shakespeare (hakkında çok az şey biliyoruz, ama 16. yy.’da yazar olmak orta sınıf için bir tabuydu), Ernest Hemingway (yazarlık yapmadan önce gazeteciydi), Gerald Early (Philadelphia’da bir işçi mahallesinden, fırıncı babası dokuz yaşında ölünce annesi tek başına büyütmüş), Mark Twain (babasının erken ölümünden sonra 12 yaşında matbaacıda çalışmaya başlamış), James Patterson (zengin), Charles Dickens (babası borç yüzünden hapse girmişti, aile hep para sıkıntısı çekmişti), J.R.R. Tolkien (ilk 15 içinde bankacıyla tek akrabası olan yazar), Oscar Wilde (zengin), Edgar Allan Poe (iki oyuncunun oğlu, öldüğünde fakirdi), C. S. Lewis (babası sigortacı, Oxford’a bursla girmişti), Joyce (anne tarafından zengin, babası Joyce on yaşına gelmeden bütün varlıklarını harcamıştı), Lev Tolstoy (zengin), Jane Austen (zengin). İlk on beş yazardan sadece dördü zengin. Türkiye’de durum çok daha ilginç, özellikle de şimdi; yüksek edebiyatı vs. aşağılamak modayken zengin ve aynı zamanda başarılı yazar bulmak çok zor, Nermin Bezmen veya Pınar Kür gibi yazarları saymazsak: Yaşar Kemal (gazeteci), Hasan Ali Toptaş (veznedar, memur), Ahmet Ümit (babası kilim tüccarı, annesi terzi), Şükrü Erbaş (Toprak Mahsülleri Ofisi’nde memur), Cemal Süreya (maliye memuru), Sabahattin Ali (asker çocuğu). Diğer yandan sosyalist çevrelerin en yakın bulduğu, işçi sınıfını konu etmiş olan yazarlara gelirsek: Dostoyevski bir asilzadeydi; Jack London ki yorumlarda birisinin fakir demesine çok güldüm, çünkü yazarlıktan en çok para kazanmış insanlardan biridir, kendine kurduğu çiftlik şimdi ABD’de milli park olacak kadar geniştir; Oğuz Atay milletvekili çocuğuydu ve mühendisti; Franz Kafka orta sınıf bir aileden geliyordu; Anton Çehov doktordu. Yani hiçbir genelleme tam olarak tutmuyor. Eğer tüm bu saydıklarım geçerli değilse ve meslek sahibi olmak orta sınıftan sayılıyorsa, neden fakirler maliye memuru, öğretmen, gazeteci olamıyorlar diye de sormak lazım. Bu da edebiyatın sorunu değil. Orta alt sınıfın ve işçi sınıfın edebiyatının yapılmıyor olsa bu bir sorun olurdu, ama böyle bir şey de yok (bunu desteklemek için neyse ki istatistiğe gerek de yok.) Edebiyat sosyolojisi akademik araştırmaların yapıldığı ciddi bir alanken bir Virginia Woolf (zengin) nüktesi ve bir Sean McElwee (Huffington Post yazarı) alıntısıyla dev varsayımlarda bulunmak yazıyı çok zayıflatıyor, aşırı büyük bir genellemelerden kurtulamıyor gibi geliyor. Serbest gelir sahibi olmak güzel bir şey ve sanatçı olmak için büyük bir fayda da sağlıyordur, buna eminim; ama üst orta sınıf ya da üst sınıftan gelip de sanatçı olmayan o kadar çok insan var ki, bu da kurulan yanlış denklemin ispatı oluyor. İşin içinden o kadar kolay çıkmak istiyorsak, belki de sanatla uğraşmamak için bahane arıyorsak sanatla ilgilenmemeliyiz, desek daha iyi.

    • oyk

      iyi de bu yazıda demografik bir çıkarım yapılmasını bekleyemezsin ki. yani belki hazır yapılmış bir araştırma vardır, bulunur konulur ama bu yazının derdi bunu ispatlamak değil ki. şuradaki yorumları okusan, birçok insanın bunu zaten gerçek hayatta yaşadığını farkedebilirdin. o kadar yakınımızda olan bi şeyden bahsediyoruz yani.

      hayır, ben de mesela günümüz türk yazarlarına bakınca hemen her zaman orta ve üst-orta sınıftan gelen yazarlar görüyorum. hepsi de sayılı kolejlerden ya da burada başkalarının da bahsettiği birtakım liselerden. zaten gidip 2 yüzyıl ötedeki yazarlara bakmanın anlamı yok. fakir aileden gelen tek tük isim de zaten köy enstitüleriyle, devlet burslarıyla gelmişler bulundukları yere. onlar bile artık geride kaldı. bi de, o zamanların memuru, orta sınıfıyla bu zamanıki bir mi?

    • Duygu Aytaç

      Yazının biri yazarak geçinmenin zorluğundan, yazarken kazanılmayan paraların, sağlanamayan geçimin suyunun başka bi yerden geliyor olması gerektiğinden, bu suyun da çoğunlukla yazıdan değil önceden kaynaklanan bir zenginlikten geldiğini söylüyor. İkinci yazı ise sanatçıların ailelerinin çoğunlukla gelir düzeyi yüksek aileler olduğuna ilişkin bir araştırma. Bu iki yazı örtüşmüyor, aralarında bir bağlantı yok, öyle mi? ‘etrafta fakir yazar yok. Nasıl olabilsin ki’den bu yazı bağlamında ‘yazarlar yazıdan çok zengin oluyorlar, bu ne güzel’ anlamı nasıl çıkabilir tabii ki? Ancak sahte bir yanlış anlamayla o anlam çıkabilir. Bunlar bir yana, McElwee’nin örnekleri bi miktar anekdotal ise sizinkiler ondan beter ve dahası hatalı. Google’a most popular authors yazıp Hemingway’in yanına parantez içinde yazarlık yapmadan önce gazeteciydi diyorsunuz. Hemingway’in arka planı bu mu yani? Hemingway Chicago’nun en nezih en steril mahallelerinden birinden (Oak Park), hali vakti gayet yerinde bir aileden geliyor. İlk karısı mirasa konmuş zengin bir kadın, Hemingway’in o parayla Paris’lere gidebildiği, o gelirin rahatlığıyla ortamlara girebildiği bilinen bir şey. ‘Üst orta sınıf ya da üst sınıftan gelip de sanatçı olmayan o kadar çok insan var ki’ hiçbir şekilde fırsat eşitsizliğinin aksini filan ispatlamıyor, bu ancak ayrıcalığını inkar edenlerin kendi kafalarındaki ‘istisnailiklerini’ kaybetmemek için birbirlerine ve kendilerine söyledikleri tatlı bir yalan olabilir. Yorumunuzun tamamı görmeyi reddetmeyen herkesin şu an tanık olduğu, yaşadığı, idrak edebildiği, üstelik tarihte de bolca dokümente edilmiş o fırsat eşitsizliğini yok saymak üzerine kurulu. Hadi huffpost yazarı diye adamı küçümsediniz dediği her şeyi çöpe attınız kabul etmiş gibi yapayım da, Woolf’un vardığı (ve sizin belli ki henüz varamadığınız) o idrakı zengin nüktesi diye kesip atmanıza ne demeli. Bahane aramak diye ben buna derim.

  • cerengamze

    aralıkta sözleşmesi bitecek bir 50dli asistan olarak iliklerime kadar hissettiğim bir yazı oldu bu. doktora yapıyorum, ama her allahın günü benim neyime lan doktora diyerek uyanıyorum. işsiz kalacağım için evi kapattım, ailem başka şehirde 30 yaşında onların yanına döneceğim, ve tezimi altı ayda bitirmeye çalışacağım, çünkü işsiz kalabileceğim maksimum süre olarak bunu biçtim kendime, yeni bir işe hemen başlarsam (yani hemen bulabilirsem tabii) doktora tezini bitiremeyeceğim için. ailem emekli memur, ama öyle zengininden değil, öğretmenlerdi işte. kardeşim var, üniversite okuyor ve onu zor okutuyorlar, yani onlardan destek görmem imkansız, böyle bir şey istemeye de zerre yüzüm yok. bu nedenle 30 yaşımda (bunu birkaç kere daha yineleyeceğim galiba) ailemin yanına dönüp sofraya konulan bir fazla tabaktan gocunacağım. yani kısa kes diyecekler için akademi de aynı böyle. yeterli naktin ve bekleyecek sabrın olmalı ki akademide kalabilesin. onun dışındaki tek yöntem öyp, onda da yine otuzküsürlü yaşlarında normalde aklından geçmeyen bir yere gitmen bekleniyor. yukarıda yazıya kaltaklı laflarla saldıran insanlar gelip bana da saldırır kesin, akademi zaten aylaklık hiçbir bok yapmıyorsunuz diye. her şeyin en doğrusunu bu arkadaşlar bildiği için, diyecek bi şeyim yok. buyrun hakim bey kırın kalemi, boynumuz kıldan ince.

    fakir olup akademide kalan da var diyenler olacaktır, doğru valla var, onca yıllık akademik çalışma hayatımda yüze yakın hocaya denk gelmişimdir, sadece ikisi öyleydi. ikisi de yök bursu kazanmış öyle okumuş. artık yök de pek burs vermediğine göre o iş zor yani. tanıdığım hocalara bakıyorum çok ciddi bir kısmı, belki %80-90nı kolejli. çoğu da aynı yerlerden, yani öyle dersaneden bozma kolejlerden ya da tek binalı okullardan değiller. bazen ayrı bir dil konuşuyorlar gibi geliyor, taşradan gelmiş biri olarak. işsizlik kaygısı ya da maaşı önemseme onlara göre çok dünyevi ve tiksinç. yani bir araştırmacı nasıl olur da kazanacağı parayı önemser? onlara göre o maaşla geçiniyor olmak araştırmacının araştırma ruhuna halel getiriyor. oysa bilmiyorlar ki bizim gibi tipler normalde üniversite biter bitmez en çok para kazanacakları garanti alanlara yönelirler, akademiye yönelen çok azdır, hem garantisi yok hem geliri az. prestiji çok ama prestij karın doyurmaz. yani aslında, gelir kaygısı olmasına rağmen bizim gibilerin ödediği bedel daha yüksek. kendime soruyorum arada, neden buradayım diye, şimdiye deneyimli bir çalışan olurdum iyi bir şirkette, iş teklifi bile almıştım masterı bırakmam koşuluyla ve neredeyse şimdiki maaşıma yakın bir maaşla başlayacaktım bundan yıllar önce. düşünüyorum neden yapmadım diye, ne bileyim çünkü okumayı, öğrenmeyi, araştırmayı sonra da bulduklarımı anlatmayı seviyorum ben. akademinin iş tanımı da bu değil mi? yani doğru işi buldum aslında, ama o beni istemiyor. param yok diye. bekleyecek lüksüm yok diye.

    istisnalar da kaideyi pek bozuyor gibi gelmedi bana. arasak gariban yazar da buluruz ama çoğu da 70li yıllarda kaldı herhalde. bugün var mıdır gerçekten? bilmiyorum. dizi senaristliği yapıyordur varsa da ek-iş olarak. ne bileyim ben de eninde sonunda akademide kalabilirim belki, ama çok tırmalamam gerekecek, saçlarım daha da beyazlayacak, gastritim belki ülsere dönecek, strese bağlı iki hastalığım varken dört olacak belki. ve bu olurken, ben her işsizlik, geçim muhabbeti yaptığımda, maaşı kuaför parasına yetmeyenler bana tiksintiyle, avam olduğumu düşünerek bakacak. neyse ki örgütlü mücadeleye inanan biriyim de hiç yalnız olduğumu düşünmüyorum. kısa vadede çaresizim belki ama uzun vadede değiliz. bu iş ya değişecek, ya değişecek.

    bu arada ben de annem ve babam öğretmen diye, eğitime önem veren ve bütçe ayırabilen bir aile diye buraya geldim. bunu da hiç unutmamak lazım, ben de başkalarına göre avantajlıydım, anadolu liseliydim, dersaneye gidebildim vesaire. bu göreceli olma durumunu da hiç akıldan çıkarmamak lazım.

    • Duygu Aytaç

      Yukarıdaki uzun yoruma bir cevap yazacaktım (kaltaklı, Türk kadınlı olanlar değil, o kadın düşmanı moloz yığınının içinden fikir namına bir şey kurtarıp tozunu almakla uğraşamıycam zaten. Diğerini diyorum.) ama mükemmel yorumun ve oyk’un cevabı beni neredeyse vazgeçiriyor. Noktayı tamamen kaçıranlar/kaçırmak isteyenler vs. noktanın iliğinde duranlar.

      • cerengamze

        yazı için teşekkür etmeyi unutmuşum, bam telimi tıngırdattı:D içimi döktüm rahatladım hem de, hakkaten çok teşekkür ederim, çok güzel yazı (5harflilerin beğenmediğim yazısı yok galiba ya neyse)

      • k rsynl

        Saygıdeğer Kadın ;
        Yazıyı ve o yorumu okuyunca çok sinirlendim. Alelacele yazdığım yazıda kullandığım üslubu savunacak değilim. Ama fikrim bu konuda sabittir. Kendimi daha düzgün ifade etmeye çalışarak ;
        Siz kendinizi bilmiyorsunuz. Konulara hakim olmadan ahkam kesiyorsunuz. Kadın düşmanı olsam sizin yazdığınız her yazıya hiç zorlanmadan olumsuz bir şeyler yazabilirim inanın. Herhangi bir unsurun düşmanı olsam sizin zihniyetinizin düşmanı olurum. Bu ülkenin sembolüsünüz adeta. Bu ülke bileşenleri o kadar az konuda o kadar az şey biliyor ki az buçuk bir şeyler bilen uzmanmış gibi yapabiliyor. Yani eşik düşük. Herhangi bir konuda uzmanlaşmadan istediğiniz konuda bu böyledir diyorsunuz. Benim okuma refleksim var. 40 yıldır gördüğüm her harfi mecburen okuyorum. Size ve sizin bakış açınızdakilere söylüyorum ‘’Bilmeden yazmayın!” Gözüme, beyin hücrelerime ziyansınız. Bir daha bana ve yazdıklarıma yönelik yorum yapmayın lütfen, zamanımı bedavaya size algı açmakla harcayamayacağım için cevap yazmayacağım.

    • Nevin Stajyeroğlu

      Avukatlığı bırakıp uygulama alanı az idealizmi okuması araştırması çok olan bir alana yönelmiş fakir bir doktora öğrencisi olarak size söyleyeceğim bir şey var cerengamze hanım: ALLAH BELANIZI VERSİN İÇİMİ KARARTTINIZ REZİL KADIN!! (Şaka yaptım bu arada lütfen alınmayınız ama hemen hemen aynı durumda olduğumuz için içimi kararttığınız doğru). :)

    • Biray Anil Birer

      off bu benim bi süredir sürekli sıkıntısını çektiğim ve habire orada burada söylendiğim bir durum. işin ilginci, bu konuda avantajlı (ailesinden tam destek alan, onlarla yaşayan) arkadaşlarıma içimde bir öfke uyanıyor, bunu fark ediyorum. tamam, avantajlı olan onlar ama sistemin sorumlusu onlar değil. bahsettiğiniz görecelilik durumu bende de mevcut zaten.

  • Ömer SALKIN

    İnsanı başkalarının gördüğü gibi gösteren ayna daha henüz icat edilmedi. Sanatçı herkese kendini, kendisinin gördüğü gibi gösterme savaşı verir. Oysa sanatçının savaşı, karşı tarafa geçip, oradan kendini görebilmek olmalı.
    Cevherler de var, içinde cevher olduğuna inananlar da var.
    Bazan bir kıvılcım kocaman yangın başlatır. Bazan da her türlü kolaylıklara ve imkanlara rağmen, mangalın tutuşması uzun zaman alabilir.
    Sanatçılar, kıvılcım ile mangal arasındalar. Ne kadar çok imkanları elveriyorsa, mangalın önünde o kadar çok zaman geçirebilirler.

  • Willow

    Arada bir Orhan Pamuk’un yazarlığa nasıl başladığını anlatışını hatırlıyorum kendi hayatımdan daraldıkça, nasıl yazıcam, ne yazıcam, nasıl oluyor da oluyor diye düşünüp geleceğe dair umutsuzlukla doldukça. 30 yaşında annesinin evinde başka hiçbir şey yapmayıp senelerce yazıp durduğunu anlatıyordu, çalışması gerekmediği gibi istemediği bir bölümde okuduğunu hissedince üniversiteyi bırakmayı bile göze alabileceği bir yaşamı varmış. Her aileden zengin insan Nobel almıyor, ama bir şeyler üretmek gerçekten çok imkansız şu şartlarda. Tanıdığım parlak zihinli birçok insanın iş ve trafik döngüsünde çürüdüğünü görüyorum. “Kira kendini ödemiyor” diye hayatımızın amacı kirayı ödemek için çalışmak olunca yıllar geçip gidiyor. Tabii bir de dergilerde, gazetelerde yazınızı yayımlayınca “lütfetmiş” davranan yayın yönetmenleri var mesela, bırakın yazı başına para vermeyi. Yazmak=iş değil. Öğretmenlik formasyonu nasıl alınıyordu ya bir bakayım ben ühü ühü.

  • parmenides

    tomasman;

    biraz araştırma ile Shakespeare in işimize yarayacak öz geçmişi

    “William Shakespeare was born in Stratford on April 23rd, 1564. His father, John Shakespeare, was an important man in the town – William did not come from a poor family. “

  • parmenides

    sanat ,insanlığın üretim fazlasına ulaşması sonucunda oluşmuş ve gelişmiştir.Üretim fazlasına erişememiş insan topluluklarında (ülke -devlet) sıklıkla sanat görülmez.bu yüzden dir ki pollock,dali,man ray güney afrikadan değil refah seviyesi yüksek batı dan çıkmıştır.Bu yüzden dir ki Türk aydınlanma devrimi (köy enstitüleri hariç)sonrası gelişen süreçte (devletçilik ve sosyal devletten vahşi kapital sisteme geçişte)orta sınıf sanatçı üretememiştir.

    ayrıca ;bu başlığa yazanlardan kaç kişi güzel sanatlar fakültesinde okudu?kaçı profesyonel anlamda sanat ile uğraştı da,burada sanatın doğuşunu ve geleceğini tartışıyor?.

  • ceyceyokaca

    Pipililer nasıl da belli oluyor yorumlarda:D
    Güzel insanlar da belli oluyor, kıvılcım ile mangal arasında olmak ne de güzel benzetmedir, ne kadar insanca bir yorum

  • a.nil

    duras nın bir lafı vardı, “bir kitap en kötü koşullarda bile yazılmıyorsa hiç yazılmayacaktır.” gibisinden bir şey. fakat duras bir yandan da kitaplarının filmleştirilmesinin ardından kazandığı parayla kendisine fransa nın ücra bir köyünde yalnız kalıp yazabilmek adına -kasıtlı bir şekilde yalnızlığı seçerek yani- bir ev alıyor kendisine. bir senaryodan kazandığı parayla bir ev alıyor yani. ve çalışmalarına orada devam ediyor.

    sefil koşullarda yazanlara her zaman örnek bulunabilir. ancak bu insanların daha iyi koşullarda neler üretebileceğini asla bilemeyeceğiz. çünkü daha iyi koşullara sahip olamadılar.

    herhalde her parası olan sanatta çığır açacak değil ama belli ki kendini verebilmek, emeğini sanatsal bir şeye çevirebilmek adına finansal durum ve zaman kıymetli…

  • gmz

    goethe, dante gibi yazarlarin evlerini gördükten sonra neden sehrin gettolarinda degil de en zengin yerlerinde oldugunu düsünüp ortak özelliklerinin zengin ailelerden gelmek oldugunu düsünmüstüm, birileri daha ayrintili düsünüp güzel bir yaziya dönüstürmüs.

  • tolik

    bu iç karartıcı yazı için hiç de bile teşekkürler değil

  • CansuD

    Ayni sey antik yunanda da yok muydu? Varlikli ust sinif tum sanat bilim yapisini kurmustu. Aslinda alt sinifa seslenen “aklinizi kullanin, yaparsiniz” diyen ve bugun abd de bile uygulanan sozde firsat ve esitlik ilkeleri sistem kurucularinin hepsinin kurdugu yalan degil mi? Belki aristokrasi yok ama moderntokrasi var.. akilli ve yetenekli orta alt sinif ancak 1 ya da 2 kusak sonra varabilecegi..

  • Biray Anil Birer

    “çoğu zaman özel toprakların sahibi olmak, felsefi düşüncelere dalmaktan zevk almanın ön koşuludur” – john berger, görme biçimleri

  • gökhan başkan

    Kusura bakmayın ama, nerden baksak elimizde kalan bir yazı ya da ben anlayamadım; edebiyatın zirveleri olan Balzac ve Dostoyevski hiç zengin olamadılar, borç içinde öldüler hatta. Kafka bir yandan avukatlık mesleğine devam ederken (avukatlık zihinsel olarak enerji tüketen bir meslek) bir yandan da türünün en iyi örneklerini yaratmış. Steinbeck zengin olmamasına rağmen analtı türünün Shakespeare’dir, daha doğrusu küçük insanların hikâyelerinin Shakespeare’i. Marquez, Can Yayınları’nın kaynak belirtmeden yazdığına göre son bin yılın en güzel romanlarından biri ve yazdıktan sonra yayınevine göndermek için posta pulu alacak parası bile yoktu. Dediğim gibi ya ben konuyu tam anlayamadım ya da gerçek dışı bir yazı.

Bir de bunlar var

Dorothea Lange’in Gazap Üzümleri
Eski Kurt Poloniøus
“Bu Adamı Tanımıyorum, Ne Hissedeyim?”

Send this to friend