Suç ortağı kadınların davranışlarını nasıl açıklayacağız?

MEYDAN

Baba Dayağı, Kolaylaştırıcı Kadınlar, Annemin Patriyarkadaki Yeri

Mahalledeki teyzelerden annemize etrafımızdaki yetişkin kadınlar, bizi babamıza şikayet ederken cezalandırılacağımızı, dövüleceğimizi, hatta öldürüleceğimizi bile bile niye bu şiddetin aracısı olurlar?

 

Geçen sene ‘The Love and Lies Of Rukhsana Ali’ (Rukhsana Ali’nin Aşk ve Yalanları) adlı bir kitap okudum. Hayatım değişmedi ama beni cevabına hazır olmadığım bu soruyu sormaya itti. Baş kahramanımız Rukhsana, Seattle’da Bangladeşli Müslüman bir ailenin lise son sınıfa giden kızı. Lezbiyen. Ailesinden gizliyor. Caltech’e gitme planları yaparken ailesi onu kız arkadaşı ile öpüşürken yakalıyor. Kızı Bangladeş’e kaçırıp uygun bir damat ile evlendirmeye çalışıyorlar. Ahım şahım bir edebi dili olmayan bu kitapta beni derinden etkileyen bir detay vardı: Rukhsana’nın çevresindeki bazı kadınlardan korkusu. ABD’nin en liberal şehirlerinden birinde geçen bu mülteci hikayesi, benim Karabük’teki küçük mahallemde geçen ilkgençliğim ile aynı deneyimi paylaşıyordu: ‘Ayşe Teyze bir yanlış hareketimi görüp annemlere söyler mi ve söylerse başıma ne gelir?’ kaygısı. Toplumun onaylamadığı bir şey yaparken aynı benim hayatımda olduğu gibi Rukhsana’nın hayatında da ilk korkulan kadınlardı. Kadınların konuşmasıydı.

 

Kitap burada aktardığım kadar yüzeysel değil. Kadınların hepsi derin ve değişen yönleriyle anlatılıyor. Bense hayatımdaki kadınlarla ilişkilerimi henüz romandaki kadar aşikar biçimde irdeleyemedim. Annemin patriyarkideki yerini anlamak istiyorum diyebilirim. Ama anneme doğrudan sorabileceğim sorular yok. Henüz hazır değilim.

 

Baba dayağı yememde hayatımdaki kadınların oynadıkları rollerini derinlemesine düşünmemiştim hiç. Bu kadınlardan biri bütün gün balkonda geleni geçeni gözleyen K. Yenge’ydi benim için mesela. Ne saatte nereye gitmişiz, gelmişiz, yanımızda kim varmış, ne giymişiz… Kaçmazdı ondan. Bir keresinde okuldan dönerken bir adam bana laf atmıştı, korkmuştum. Ertesi gün bize yakın oturan erkek bir sınıf arkadaşımdan benimle yürümesini rica etmiştim, güvenlik önlemi olarak. Fakat arkadaştan yokuş başında ayrılmasını rica etmiştim o durumda bile, K. Yenge görmesin diye.

 

Apartmandaki birçok ablayla da ilişkimiz hep ‘bir hatamı yakalarlarsa bu annemin ve babamın kulağına gider mi?’ endişesinin etrafında dönerdi. Halbuki bu kadınlar da aynı duygular içindeydiler. Onlar da elbet ailelerindeki erkeklerin kendileri hakkında kötü bir şey duymasından korkarlardı. Niye bir kadın dayanışması yaratmak yerine bir korku ağı örmüştük?

 

Bu öfke ve korku ağının bir kaynağı da tabii ki hepimizin kanına işlemiş ‘kadınların dedikoducu olması’ önyargısıydı. Benim hayatımdaki kadınların neredeyse hepsi evde maaş almadan çalışıyordu. Böyle olunca zamanları çok ve bu zamanı dedikoduya harcıyorlar düşüncesi yaygındı. Yani güya erkeklerin bizi orda burda dolaşırken görecek vakitleri yoktu. Fakat kulaklarına bunun esamesi okunsa bizi dövecek vakti bulurlardı.

 

Benim annemin bu konudaki rolü karışık. Kendisi dindar bir kişi. Hoca hatta. Bazı davranışlarımın gerçekten yanlış olduğunu düşünen bir insan. Buna rağmen her şeyi babama söylemezdi. Kendisi cezalar verirdi bazen. Duygusal olarak bunlar beni yaralasa da, en azından fiziksel şiddet korkum olmazdı. Babama söylenecek konularda bir hesabı kitabı vardı sanki. ‘Adam zaten duyacak, bari benden duysun’ düşüncesi hakim olurdu bazen. İkimiz için de cezayı hafifletmekti niyeti belki de, çünkü biliyorum ki annem de hatalı bulunacaktı benim ‘yanlış’larımda.

 

Tabii ki kızının babası tarafından dövülmesine, hatta öldürülmesine gönüllü aracı olan kadınlar da var. Öfke duymamak elde değil. Fakat kadınlara öfkemiz ne boyutta olursa sorunun kaynağının ataerkillikte olduğunu biliyoruz. Ve odak noktamız döven, öldüren erkekler. Tamam belki kadınlar konuşuyor ama en sonunda şiddetin faili erkekler, tetiği çekenler erkekler. Peki öyleyse, bu suç ortağı kadınların davranışlarını nasıl açıklayacağız? İçselleştirilmiş mizojini demek kâfi geliyor mu?

 

Dediğim gibi, kafam karışık ve yeni yeni düşünmeye başladığım bu konuda taşları yerine oturtmaya çalışıyorum. Belki bu konuda yazılanlar, çizilenler, aktarılan deneyimler ya da benimkilerden daha olgunlaşmış düşünceleri olan kadınlar vardır. Biri beni de aydınlatırsa gerçekten sevinirim. Aşağıda, yorumlarda buluşalım mı?

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÜLTÜR

YErkekler İçin Dizayn Edilmiş Bir Dünya – 3
Erkekler İçin Dizayn Edilmiş Bir Dünya – 3

Kullandığımız neredeyse her alet edevatın, toplumsal alanların, hizmetlerin, ilaçların, her şey erkek odaklı tasarlanırken...

KÜLTÜR

YErkekler İçin Dizayn Edilmiş Bir Dünya – 2
Erkekler İçin Dizayn Edilmiş Bir Dünya – 2

Kullandığımız neredeyse her alet edevatın, toplumsal alanların, hizmetlerin, ilaçların, her şey erkek odaklı tasarlanırken...

KÜLTÜR

YErkekler İçin Dizayn Edilmiş Bir Dünya 1
Erkekler İçin Dizayn Edilmiş Bir Dünya 1

Kullandığımız neredeyse her alet edevatın, toplumsal alanların, hizmetlerin, ilaçların, her şey erkek odaklı tasarlanırken...

Bir de bunlar var

Kadın Bağı Mı? Sensin O, Haddini Bil!
“Hepimiz Feminist Olmalıyız” – Chimamanda Ngozi Adichie’nin Konuşmasının Tam Metni
11 Ağustos 2014, Ruh Halinin Kaydı

Send this to friend