Ademler ve havvalar doğru yolu tutturana kadar nasıl denemelerden geçmişlerdi?

ECİNNİLİK

Ademler ve Havvalar

 

İlk sevişme deneyimimi, ilk hatıran nedir, sorusunu sorduklarında gittiğim kadar geriye giderek, ama ikinci soru için yapmam gereken kazı çalışmasına gerek duymadan tak diye çıkartıp koydum önüme. Bu kadar basitmiş demek, diye de düşündüm.

 

Evet, 5 yaş civarı öpüşme ve zevk deneylerini benimle yakın yaşlarda olan kuzenlerim ve “en yakın arkadaş”larımla icra ediyorduk. Evcilik oyunları, saklambaçlar, oda içinde çadır kurma, pijama partileri, misketin yaratıcı kullanımları derken aktif bir cinsel hayat oluşturmuş olduğumuzu şimdi fark ediyorum. Tabii 5-6 yaşındaki çocukların saflığı ve merakıyla. Ama bunları hatırlamamın çok önemli ve hayatımı derinden etkilemiş olan bir başka önemli sebebi de duyduğumuz korku ve utançtır. Daha o yaşlarda içimizde neden ve nasıl oluşmuş olduğunu çıkartamadığım bir korku yaşıyorduk hep. Karanlık köşeler yaratıyorduk. Ancak, merak ve zevk ağır basıyor olacak ki bu tavrımızı sürdürüyorduk. Hatta bir keresinde hemcinsim olan kuzenimle o kadar uzun değmişti ki dudaklarımız birbirine, “acaba biz yaptık mı?” diye dehşete kapılmış ve bir daha ASLA “yapmamaya” karar vermiştik. Öpüşmek o zaman için sevişmekti ve sevişmek kelime dağarcığımızda olmadığından “yapmak”tı. İkimizin de hamile olabileceğimiz aklımızın tam ortasına düşüvermişti. İşte o zaman her şey ortaya çıkardı…

 

Nitekim her şey ortaya çıkmıştı ya da başından beri ortadaydı zaten. Herkes her şeyi biliyordu. Aile arasında dalga konusu olmuştuk, açık açık bu duruma gülüyorlardı. Kimse kızmıyor ya da bizi uyarmıyordu. Sadece eğleniyorlardı. Biz de utançtan kızarıp bozarıyorduk. Biraz da anlamazlığa veriyorduk.

 

Sonunda ‘bir daha asla yapmama’ kararımıza ne kadar sadık kaldık hatırlamıyorum. Kalmamış bile olsak, bu ilkokulun ortalarından itibaren artık tamamıyla törpülenmiş, çoook küçüklük anıları arasına unutulmak üzere ya da belli aralıklarda sadece gülüp utancı içimizden ufak dozlarda atmak üzere ardiyeye kaldırmış olduğumuz birkaç hatıraydı. En azından benim için.

 

[Burada eminim her tanrı evladının kendine sorduğu soruyu sormakta fayda var: Acaba ademler ve havvalar utanmışlar mıydı? Korkmuşlar mıydı? Ademler ve havvalar doğru yolu tutturana kadar nasıl denemelerden geçmişlerdi?]

 

Anaokulda da ilkokulda da bir sürü öpüşen çocuk vardı. Anaokulun en girişken oğlanı okulun en prenses kızını bahçedeki kapısı penceresi olmayan minik kulübede öpmüştü–gizli olduğunu sanmışlardı ama yaşlıların fısıltıyla konuşmaya çalışması gibi bir durumdu bu. Kız utansa da aralarındaki çekimi saklayamamış ve ertesi gün yine öpüşmüşlerdi seyircilerinin önünde. Biraz gurur da vardı herhalde. Öğretmenler ve veliler, genelde, en azından benim çevremde, ‘çocuk işte’ diye doğal karşıladılar böyle durumları, sevimli buldular. ‘Çocuk işte’, namlusu dolu bir laftır. Nerdeyse her türlü yaramazlık, ilerde kabul görmeyecek davranış ve söz öbeği ilkokul ortasına kadar bu tavırla hoş görülür.

 

Ortaokulda cehennem gibi bir zaman bizi beklediğinden, kendi iyiliğimiz için o zamana kadar doğru ve yanlışları öğrenmemiz, dolayısıyla genel hatlarıyla bugün bildiğimiz kuralları (dikkat kaygan zemin!), süperego hapını yutmamız gerekir. Bu minvalde, çocukluğu ne zaman geride bırakırız? Bize açıkça kızılmadığı durumlarda bile, hangi ara öpüşmelerden vazgeçeriz? Acaba hissediyor muyduk ortaokulda adamakıllı vuracak olan kız ve erkek olmanın sancısını, senelerce bir cinsellik ve utanç kabusunun tekrar tekrar zihnimizde döneceğini? Herhalde. Yoksa açık açık uyarılmamış olmamıza rağmen birbirimizin üzerinde kurduğumuz bu bacak kadar çocuk baskıları da neydi öyle? Küçüklüğümde yaptığım deneyleri devam ettirsem, acaba zıvanadan çıkar mıydım? Zıvanadan çıkmak ne demek olurdu şimdi bu senaryoda?

 

Çok soru var. Tabuyu sevmez ve kabul etmez seks. Pat diye kafayı çıkarıverir. Arıza verir, verdirtir. Kaçamazsın. Bu yüzden özeldir, hatta tektir bile diyebiliriz.

 

 

Ana görsel: CANAN

YAZARIN DİĞER YAZILARI

TARİH

YTrabzon’daki Ayasofya’nın Zor Zamanları
Trabzon’daki Ayasofya’nın Zor Zamanları

Trabzon'daki Ayasofya Kilise Müzesi cami oldu, tamam. Peki camiye ne oldu?

SANAT

YLinda Nochlin’in Vefatı ve Feminist Sanat Tarihinin Doğuşu
Linda Nochlin’in Vefatı ve Feminist Sanat Tarihinin Doğuşu

Toprağına yıldızlar, ateş böcekleri, güneşler yağsın.

TARİH

Y“Jinekolojinin Babası” ya da Tükür Babanın Suratına
“Jinekolojinin Babası” ya da Tükür Babanın Suratına

Cerrahinin gümüş iplikleri kadınları parça parça sökerken...

TARİH

YSylvia Pankhurst’ün Açlık Grevi ve Zorla Besleme
Sylvia Pankhurst’ün Açlık Grevi ve Zorla Besleme

Onurlu bir yaşam isteyen daha kaç insanın harcanması gerekiyor?

Bir de bunlar var

Kurban Olsunlar Serena’ya
Deliliğin Anadili: Agnes Richter’in Ceketi
Beşinci Gün Alıntısı

Send this to friend