"yıl 2010. kent: İstanbul. nüfus: 30 milyon, çoğunluğu kadın"

TARİH

1989’dan Konstantiniyye Haberleri ve İstanbul’un Dönüşümü

Sizi yine 1989 senesine sürüklüyoruz ama bu sefer sakin olmayan sokaklara. İlk sayısı 1989 yılının Mayıs ayında bir İstanbul Manifestosu ile çıkmış olan Konstantiniyye Haberleri, İstanbul’un tarihini, şehirde konuşulan ve konuşulmuş olan onlarca dili ve argosunu, şehir dedikodu ve efsanelerini, kültürel miras ve mimari tartışmaları, belediye çalışmalarını, yol düzenlemelerini, hava kirliliği raporlarını, inşaat ve restorasyon haberlerini, şehirdeki yenilikleri şehir ibret ve edep kurallarını, yani bir şehirlinin ilgilenebileceği pek çok konuyu haber, yazı, çeviri ve röportajlarla içeriğine taşıyan aylık bir İstanbul gazetesi. Nadiren birkaç sayı bir arada olsa da, 1993 senesinin Kasım ayına kadar gazete yayın hayatını sürdürüyor. 5 sene boyunca İstanbullularla beraber şehirli olmanın ve şehre sahip çıkmanın ne demek olduğuna dair bir tartışma yürütüyor.

 

Gazetenin editörü Kerim Fersan 4. sayıya geldiklerinde yayının yapısına dair bilgiler veriyor ve okurlardan kendilerini kıyasıya eleştirmelerini, dahası yazılarla görsellerle katkıda bulunmalarını istiyor. Bu gazeteyi kimin çıkardığını da bu yazıda öğreniyoruz: “Zaman yokluğundan yakınmanın sebebi hepimizin “iş güç sahibi” orta yaşlı beyler oluşumuzdan kaynaklanıyor. Yani büyün işi gazeteye katkıda bulunmak olan hiç kimse yok. Yakın gelecekte olur mu, onu da pek sanmıyorum. Bu bir harcama sorunu ve şu an biz gazete masraflarının yarısını cebimizden karşılıyor durumdayız.” Hakikaten de gazete beylerle dolu. İstanbul’un daralan argosu ve tektipleşen dili üzerine yazan Hulki Aktunç, İstanbul’u Dinliyorum köşesinde kah “kaldırım” sözcüğünün etimolojisinden girip şehrin kaldırımlarında rahatça yürüyememekten dem vuran, kah bir zamanlar laterna çalınan meyhaneleri anımsayan Hilmi Yavuz, Köşebaşı’nı tutmuş Orhan Duru, Virgül köşesinde Cüneyt Ayral İstanbul’daki ‘değişik cinsel anlayış ve davranışı olanların’ gittiği lokallerden bahsederken, 1990 Ağustos sayısında Virgül köşesini sonlandırır ve kendini kent kültürünü oluşturan insanlarla röportajlara adar. Sürekli katkıda bulunanların yanında tek sefer veya arada bir yazı yazan İstanbul tarihçisi Semavi Eyice veya Mümtaz Soysal gibi isimler de mevcut. Sayılar boyunca yazarlar çoğalıyor ve İstanbul’un sokakların tutun da Berlin’deki İstanbul’a kadar pek çok konu işleniyor. Yahya Kemal şiirlerine de yer veriliyor, Le Corbusier’in 1924’te İstanbul’la ilgili yazdıklarına da, ve hatta Tefrika sayfasında Vüs’at o Bener’in “Bay Muannit Sahtegi’nin Notları” bile çıkabiliyor karşınıza.

 

Şehirle ilgili önemli bir takım değişiklikleri takip edebiliyoruz bu şehir gazetesi sayesinde. Mesela 89’da Anakent Belediyesi tabiri yerini İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bırakıyor. Aynı senenin Eylül’ünde İstanbul Belediyesi’nin yayıncılığa başlayacağı haberi çıkıyor. 1991 senesinde ise İstanbul’un bölgelere ayrılarak birkaç şehre bölünmesi fikirleri tartışılıyor ve gazete net biçimde buna karşı duruyor. Türkiye’nin ilk kentsel ve özel radyo istasyonu Kent FM İstanbul’da yayın yapmaya başlıyor. Belli ki gazete İstanbul’a acilen sahip çıkılması gerektiği fikriyle, İstanbulluların şehirlerine dair söz sahibi olmak istemeleri ve politikacıları hesap vermeye zorlamak adına ciddi fedakarlıklarla çıkarılıyor. Bol bol dönemin belediye başkanı Nurettin Sözen haberlerine rastlıyoruz. Meslekten doktor olan Sözen acaba şehre şifa olabilecek mi, diye soruyor gazete ilk sayısında. İstanbul’un su sıkıntısı, göç, trafik… Bir önceki belediye başkanı olan Bedrettin Dalan’la da bir röportaj var. Bu söyleşide Dalan, İstanbul’un esas sıkıntısının su veya trafik değil hemşehrilik bilincinin kayboluşu olduğunu öne sürüyor (sen şehrin içine et ondan sonra kabak hemşehrilik bilmeyen İstanbullulara patlasın…) Bugünkü hislerimizle benzeşmesi bir yana, İstanbul’un şehir politikalarının bu içler acısı halini tarihsel olarak takip edebilmek ve İstanbul gibi bir kente sahip çıkmanın ne demek olduğuna dair yürüttüğümüz tartışmaları zenginleştirmek için müthiş bir kaynak.

 

Gazete boyunca sürekli işlenen 2 konu var: İstanbul’un dört bir yanındaki ağaç katliamları ve Beyoğlu’na yapılan müdahaleler. Bu ikisi devamlı yer buluyor Konstantiniyye Haberleri‘nde. Nitekim bugün İstanbullunun gündemindeki 2 önemli soru yine şehrin doğası ve Beyoğlu. Devamlı bir yok oluş, bir lezzetin daha kayboluşu, şehir kültürünün ve dilinin yozlaşması ile ilgili yazılar yayımlanıyor. Entelektüeller arasında çetin tartışmalar dönüyor Beyoğlu’na dair:

 

 

Derginin içeriğinden devam edecek olursam, artık 5. sayıya gelindiğinde salt beyler topluluğu Piyale Madra’dan bir çizim ve Nuran Yavuz’dan İstanbul’un sinemalarıyla ilgili bir yazıyla sona eriyor. Ağustos 1990 sayısında “dördüncü boyutta istanbul” başlığı altında “kozmik bir ajandım ve istanbul’a henüz / gelmiştim” diye başlayan, bir yıldız kaymasıyla depremi yan yana getiren İstanbul’a dair enfes bir Lale Müldür şiiri çıkıyor karşımıza (ki hayat boyu kozmik ajanlığı bırakmadı ve bize evrenin seslerini tercüme etmeye devam ediyor). Bu şiirinin ilerleyen satırlarında 2010 İstanbul’unu hayal ediyor Lale:

 

argon başlığımı taktım zamanı ileriye

aldım. yıl 2010. kent: İstanbul. nüfus: 30

milyon, çoğunluğu kadın, kendimi yıllanmış 

bir detektif halinde, başımda o eski fötr

şapka, kafama düşen yağmur damlaları,

kulaklıklardan ry cooder’ın tavuk derisi

müziğini dinlerken buldum.

 

Çoğunluğu kadın olan 30 milyonluk bir şehir… Henüz 30 milyonu vurmadığımız için benim hala ümidim var sevgili 5Harfliler! 10 seneye varır mıyız dersiniz? Bu şehri ona çöp gibi davrananlardan, tacizcisinden, köşebaşında bir hönküren adamlardan azade, kaldırımları topuklarımızın deliklerine saplanıp kalmayacağı, gecenin bir yarısı güvenle rahatça yürüyebileceğimiz bir yer yapar mıyız?

 

Bu şiirin yayınlanmasından tam bir sene evvel 89 Ağustos sayısında o dönem Şişli Belediye Başkanı olan Fatma Girik’le Şişli’deki icraatlerine dair yaptıkları bir röportajda, “herşeyin belediyeden beklenmesinin yanlış olacağını söyleyen Girik: ”benim kadınlarım ot değildir, onlar benim hanımlarımdır, isterim yardım ederler. hepsi gerekirse süpürgelerini alır evlerinin cephelerini kendileri temizlerler, bana yardımcı olurlar” diyor. Belli, ikisinin de adamlardan pek bir umudu yok. Ama her anlamda pislikleri süpürmek yine kadınların başına patlıyor.

 

Konstantiniyye Haberleri sayesinde şaşırtıcı işbirliklerine de rastlıyoruz. Mesela 1990 senesinin Kasım ayında Neslihan Yargıcı TCDD işbirliğiyle Haydarpaşa Garı’nda 1990-91 koleksiyonunu sergiliyor. (Bu vesileyle 5Harfliler‘in TCDD trenlerinde 2 sene evvel sansürlendiğini belirtelim.) Kokteyl sonrası buharlı bir tren gözüküyor uzaktan ve perona yaklaşırken güleryüzlü TCDD çalışanları beliriyor. Anladığım kadarıyla trenden modeller çıkıyor ve Cüneyt Aral’ın sözleriyle Yargıcı “değme modacılara taş çıkartan çizgilerini, İstanbul’lu simitçilerle, camdan bakar tombul İstanbul kadınları ile süslüyordu ve en önemlisi tarihe sahip çıkıyordu.”

 

 

 

İbret ve edep sayfalarında ise şehirli olmanın kurallarına dair uyarılar var. Mesela artan hava kirliliğiyle beraber yerlere tükürme adetinin de çoğaldığını farkeden gazete, şehirlileri yere tükürmemeleri için uyarıyor. Hatta ne kadar PİSLİK bir iş olduğunu anlatabilmek için sokaktan tükürük fotoğrafları çekip de yayınlamışlar:

 

 

1991 kışında Konstantiniyye Haberleri‘ne karşı bir kampanya başlatılıyor ve dönemin İstanbul Valisi Cahit Bayar gazetenin adını sansürlüyor. Hatta bu sansür Financial Times‘da İlber Ortaylı kaynak gösterilerek haber oluyor. Konstantiniyye adından rahatsızlık duyan ve şehri gavura satmakla, masonlarla ecnebi odaklarına propaganda yapmakla itham eden medya yayınlarından Zaman, 14 Şubat tarihli bir haberinde şöyle yazıyor “…milli hassasiyetimizi rencide ettiğinden değiştirmek kararı yerinde bulundu.”

 

 

 

Birkaç ay daha Konstantiniyye isminde direten yayın 1991 Eylül ayında Bizim Şehir Haberleri diye çıkmaya başlıyor. Mart Nisan 1992 sayısında Konstantiniyye Haberleri ismine istinaden açılmış davayı gazete kazanıyor ve sansür kaldırılıyor. Yine de gazete yeni ismiyle yayına devam ediyor. Kasım 1993’e kadar devam eden yayın toplam 48 sayı çıkarıyor. Baştan sona dergiye içerik hazırlayan Cüneyt Ayral dergi arşivini İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’ne bağışlamış ve Enstitü de bu sayıları online erişime açmış. İçinde pek çok sürprizle karşılaşacağınız bu yayını şu adreste inceleyebilirsiniz.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

MEYDAN

YKırmızılı Kadınların Şerefine!
Kırmızılı Kadınların Şerefine!

G20 zirvesi Hamburg'da devam ederken sokaklarda onlarca gösteri var.

KÜLTÜR

YErkekler Sevdikleri Trans Kadınları Neden Öldürüyor?
Erkekler Sevdikleri Trans Kadınları Neden Öldürüyor?

Kimse benim erkekleri kandırmadığımı, kandırmama gerek olmadığını bilmeyecek.

MEYDAN

YDNA’sı Silinmiş Evlatların Mezarı
DNA’sı Silinmiş Evlatların Mezarı

88 gün açlığın sonunda Murat Gün'ün kemikleri Dersim'e, babasına dönüyor.

Bir de bunlar var

Bitimsiz Düşüşüyle Yeşilçam’ın Küçük Hanımefendisi
Kadın mısınız? O halde Mesutsunuz!
Evlenirken Belim Na Böyle İncecikti

Send this to friend